ZİHNİ İŞGAL VE SURİYE

Her ne kadar Batı gerileyip çökse de gücü hala sürmekte… Bunun karşılığında ise Doğu kalkınıyor, yükseliyor, gelişiyor ama hala Batı kadar uluslararası meselelerde tecrübe ve maharet sahibi değil. Bu durum, insan bedeninin terakkisine benzemekte… Delikanlı ve genç ruhun sahibi Doğu, gelişiyor, serpiliyor, güçleniyor, ihtiyar ise gücünü gittikçe kaybediyor. İhtiyar Batı batışın, genç Doğu ise Doğuşun müjdecisi… Her ne kadar ihtiyarın zihni ufku ve akıl hacmi delikanlıyla mukayese edilemeyecek kadar geniş ve büyük olsa da zevale akmakta. Ne var ki zaman hükmünü icra ediyor, durdurulamıyor, zapt edilemiyor ve ihtiyarı hızla zevale yani “batışa” doğru yuvarlıyor. Zihninden her saniye kırk tane şeytanlık ve kurnazlık geçiren ihtiyar kurt, çoğu zaman doğuyu alt ettiğini sanıyor, halbuki delikanlının dayanıklılık ve direncini artırarak kendine karşı nefreti daha da perçinleştiriyor…

Gençliğin ve ihtiyarlığın fark bakımından farik ve mümeyyez vasıflarından en önemlisi şudur ki, ihtiyar; zafere dahi sevinemeyecek kadar yorgun ve bitkinken, genç her türlü mağlubiyetten ders çıkarır, hamle istidadını her daim koruyarak şartların uygun hale gelmesini sükûnetle bekler, zira genç demek “ruh” demektir. Ruh her daim gençtir, dinamiktir… Ruhu elinde bulunduran ise İslam Medeniyetidir.

Geçen asrın Batılı filozofu şöyle diyordu;

Yakında bir mucizeye şahit olacağız, çok yakında. Dünyada bir hayvan topluluğu yaşayacak. Bir karınca yuvası olacak arzımız… İşte bu hayvan topluluğu bugünkü Batı’dır, ve kendini yenileyebilmesinin mümkünatı yoktur. Zira insan hayvanlaşabilir, ama hayvan insanlaşamaz. “Hayvan” olduğunu kendi ağzından teyit etmek suretiyle bir buçuk asırdır haykıran Batı uygarlığı, Cemil Meriç’in dediği gibi; hayvan çiftliğidir…

Geçenlerde zihni ve akli dünyası Batı işgaline uğramış bir profesör şöyle diyor: “Batı çökmeyecek, yeni coğrafyalarda yeniden doğacak”. Bu sözler Londra’dan Paris’ten söylenmiyor, İstanbul’dan filan Müslümanın çocuğunun okuduğu üniversiteden söyleniyor…

Batı Yeniden Doğamaz

İhtiyar zevale doğru aktığı içindir ki, o; döl veremez. Çünkü döl verecek yaşı geçmiştir. İhtiyar ve bunak Batı’nın tek mukadderatı “ümitsizlik ve ahlaksızlık” girdabında  “yalnız başına” ölmektir. Yalnız başlarına ölmemelerini mümkün kılacak tek ihtimal, doğunun batıyı bizzat öldürüp, başında zafer şarkıları söylemeleridir ki, batının bunu tercih etmesi beklenmez.

İslam Âlemi Muvazeneyi Kaybetmemeli

 

İslam aleminin yapması gereken iş, yirmi yaşındaki delikanlının bıçkınlığından, altmış yaşındaki ihtiyarın acizliğinden uzak durmak, her ikisinin ortasında, her ikisini dengeleyecek şekilde, kırk yaşlarında “kemalini” bulmuş bir şahsiyet olarak durmaktır. Kırk yaş, “akıllı gençlik” veya “güçlü ihtiyarlık” çağıdır. Gençliğin kuvvetini, ihtiyarlığın tecrübe ve aklını bünyesinde toplayarak, her ikisinin en güzel kıvamını yakalayarak, cesareti tedbir fikriyle harmanlayarak, kuvveti aklın emrine veren bir feraset ve basiret heykeli gibi dünyanın merkezinde boy göstermektir. Kırk yaş, İbn-i Sinan’ında dediği gibi; tefekkür edenlerin tefekkürü pekiştirmesi, etmeyenlerin ise tefekkür edebilmeleri için en uygun zaman dilimidir…

Suriye ve Dünya

Dünyanın merkezi bu gün Suriye’dir. 3. Dünya savaşı da Suriye merkezlidir. 3. Dünya savaşının diğerlerinden farkı, bu savaşın görünen ve görünmeyen, farkında olunan ve olunmayan birçok cephesinin olduğu gerçeğidir. Suriye savaşı, 3. Dünya savaşının saflarını da büyük ihtimalle belirleyen hususiyete sahiptir. Savaş hali kaçınılmaz olarak “oluş” ve “çöküş”’leri hızlandıran özelliğe sahiptir.

Suriye’deki savaşı, kalbimizde ve zihnimizde kazanır veya kaybederiz, ya da diğer cephelerdeki savaşları…  Sahadaki savaş kadar önemli olan akli ve ruhi mukavemet merkezlerimizi de acilen açabilmemizdir. İçtimai ve mülki hadiselerin denklemlerini doğru kurabilmenin yolu “doğru düşünmekten” geçer… Suriye Savaşı bize ve dünyaya şu hakikati gösterdi ki, Batı, sadece Suriye’ye dahi topyekun saldırmadığı zaman muvaffakiyet elde edememektedir. On devletin bir devleti mağlup etmesi, o devletin on devlet karşısında mağlub olduğunun göstergesi değil, aksine büyük bir zafer kazandığının ispatıdır.

Doğru Düşünmeyen Doğru Denklem kuramaz

Doğru düşünmeyen doğru denklem kuramaz. Doğru denklem kurmayan da içtimai hadiseleri değerlendiremez. İçtimai hadiselerin hakkında düşünebilmek için sosyal matematik bilmek icab eder. Sosyal matematikten habersiz olanlar, içtimai denklemleri kuramadıkları gibi, bu denklemlerin kilit olaylarını da izah edemezler.

Biz Müslümanız. Kaderi iman ederiz. Üzerimize düşen mesuliyetleri gerçekleştirdikten sonra “tevekkül” ederiz. Bilip iman ederiz ki, küfre karşı mukavemetin her sonucu Müslümanın lehinedir. Buna iman eder, bu imandan aldığımız “saf cesaret” ile savaşarak, batılı hak karşısında hesaba çekeriz..

Şahsiyetli Olmak Düşünebilmektir Şahsiyetsizlikse

Başkasının Düşündüğünü Düşünmektir.

Kendimiz olmamız için kendi merkezimizde düşünmeliyiz. Kendi merkezinde düşünemeyenler zihni işgale uğrayarak başkasının düşündüğünü düşünmeye başlar. Bu türlü zihin ise, muhatabın değil, onu idare eden gücün elindedir. Yönetilebilir zihni evren mümkündür. Ferdî mana da buna yakalanmamanın tek yolu tefekkür edebilmektir.

Başkalarının (mesela ABD’nin) neler yaptığını, yapacağını ikinci plana koyabilmenin tek yolu içtimai denklemleri bizim kurabilmemizden geçer… İçtimai denkler ise tefekkür edip fikredebilenler tarafından kurulur.

Zihni İşgalin Başka Tarafı; Düşmanı Yeryüzü Tanrısı Kabul Etmek

Yaklaşık bir asırdır yakalandığımız zihni işgalin biri de, düşmanı yeryüzü Tanrı’sı kabul etmektir. Her hadisenin arkasında Batı’yı aramak, her kımıldayan yaprağın altında düşmanı bulmaya çalışmak, zihnî olarak derin işgale uğramışlığın tezahürüdür. Bu anlayışın mümessilleri, küfrettikleri düşmanın tersten propagandasını yapan ahmak adamlardır.

Reklamcılık sektörüyle alakadar olanlar bilirler ki, en tesirli reklam türü; Zıt kutbun methiyle ortaya çıkan reklamdır. Bu reklam, düşmanın kendi reklamı için ayırdığı milyon dolarcıklardan daha tesirlidir. İşte Batı’nın yaptığı sadece budur. Yani her yaprağın altında kendinin olduğunu muhatabına düşündürme…  Bu düşünce karargahına yerleşen ahmak adam ise, düşman kabul ettiği Batı karşısında, kendi tavrıyla ona biçtiği “sonsuz güç” ve “mutlak kudret” sebebiyle, onun karşısında derin bir ümitsizliğe düşerek hamle istidadından mahrum kalır…

*

Müslümana şu ayeti kerime kafidir… Gerisi koca bir angarya…. Onlar hileye başvurdular, Allah da onların tuzağını boşa çıkardı. Allah hileleri boşa çıkaranların en hayırlısıdır. (Al-i İmran 54)

*

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s