Kategori arşivi: İSTANBUL

RUZNÂME 14 AĞUSTOS 2016

ruznameNihâd Sâmi Banarlı Okumaları -6-

Yahyâ Kemal’in İstanbul’a Bakışı

Tanzimat’tan bu yana aşağılık duygusuna kapılıp kendimizi inşâ edemememiz, sultan devlet-sultan millet olabilme yolunda önümüze büyük engeller çıkarıyor. Evvela bu meşum aşağılık duygusundan sıyrılacak, sonra kendimizi Batı uygarlığının pisliklerinden tecrit ederek tecdit (yenilenme) hamlemizi başlatmalıyız. Yıllar önce meselenin şehirciliğe bakan tarafı hakkında Nihâd Sâmi bakın ne söylüyor: Yeni ve eski bütün şehirlerimizi batının keskin ve monoton hendesî çizgileriyle; Türk zevkinin tamâmıyle zıddı, Amerikan zevkinin gökdelen adını verdiği heyûlâ binâlarına göre değil; çağlar boyunca tecrübe görmüş, eski ve büyük milletler diyârı şarkın, bilhassa Türk’ün, ışıklı ve yumuşak çizgilerine uygun işlemeliydik. Bunu yapamıyoruz. [1] Bu söyleneni hala yapamıyoruz. Çünkü şehircilik hakkında hala mefkûrelerimiz yok. Düşünen adamımız bir elin parmağından az. Rahmetli Turgut Cansever hocamızın ömrünü vakfettiği şehircilik davasının bayrağı, bugün Yahya Düzenli’nin elindedir. Aslen Trabzonlu olan Yahya Düzenli, şehircilik meselesinin günümüz üstadlarından. Şiddetle eserlerini okuyup, idrak etmemiz zaruri.

Okumaya devam et

Reklamlar

RUZNÂME 13 AĞUSTOS 2016

ruznameNihâd Sâmi Banarlı Okumaları -5-

-İstanbul’a Dâir-

Büyük şâir ve soylu kafa Nedim asırlar önce İstanbul’a sesleniyordu: Bû şehr-i Stanbûl ki bî-misl ü bahâdır/Bir sengine yekpâre Acem mülkü fedadır. Medeniyet devletinin medeni şâiri Bâkî ise: Serv-kâmetler ikî yânın alurlar yolun/Reh-i gülzâre döner yolları İstanbûl’un diyordu. Nedim’e göre İstanbul; bir taşına bütün Acem ülkesinin fedâ edilebileceği yerdir. Sadece Acem ülkesi mi? Hayır! Belki de tüm kâinat…

Geçen asrın büyük kafalarından Necip Fâzıl’ın İstanbul’u ise; ruhtur, mütefekkirin içinde tüten bir şey; havadır, renktir, edadır, iklimdir. Ayrıca üstadın İstanbul’u “gecesi sümbül kokan, Türkçesi bülbül kokan.”  Mekânın adıdır.

*

Bugün Nihâd Sâmi üstadımızın İstanbul’a Dair kitabını okuyorum. İstanbul’un ruh ve manasıyla mücerret dünyasında yok olup tekrar dirilen sesi duyuyorum. Bu ses, İstanbul’u sadece mücerret manada sahiplenmemekle beraber, O’nu müşahhas planda da düşünüyor. Manasıyla beraber maddesini de inşâ etme hamle ve teşebbüsüne giriyor.

*

İstanbul aynadır. Bu aynaya bakan İslam’ın inşâ ettiği ulvi Türk’ü ve Müslüman Türk’ün muazzam tarihini görür, seyredurur. İstanbul milli çizgidir, bu milli çizgiye yanaşan bu milletin milli ananelerini kuşanır. İstanbul dini semboldür. Zira Hazreti Peygamber’in mübarek dudaklarında İstanbul methedilmiştir. Hülâsa İstanbul’u sevmek, İstanbul’da yok olmak bu yok oluşun içinde varoluşu yakalayanlar, millidir, dinidir ve hakiki millet-i İslamiyedir.