Kategori arşivi: SANAT

RENKOLOJİ ÇALIŞMAMIZ HAKKINDA

umit-parsil-renkRENKOLOJİ ÇALIŞMAMIZ HAKKINDA

Renkler; Boyut izlenimi oluşturmaktadır. Aynı nesnenin açık renkli boyanmışı, koyu renklisine göre daha büyük gözükür.

Ağırlık izlenimi verir. Aynı nesnenin açık renkli olanı koyu renklisine göre daha hafiftir. Araştırmalar sonucunda, koyu renklerin daha ağır göründüğü, açık renklerin ise sanki ağırlıksız olduğu gibi bir izlenim verdiği üzerinde görüş birliğine varılmıştır.

Okumaya devam et

CEMİL MERİÇ’İN RUHANİYETİYLE MÜLAKAT -CEMİL MERİÇ’ E GÖRE AŞK VE KADIN-

cemil-meric

CEMİL MERİÇ’İN RUHANİYETİYLE MÜLAKAT -CEMİL MERİÇ’ E GÖRE AŞK VE KADIN-

Mülakat: Metin ACIPAYAM

(Cemil Meriç’in ruhaniyetiyle Antakya Lisesi misafirhanesinde karşılaştım. Üç arkadaş beraber oturup maziyi yad ediyorlardı. Yıl 2017… Kader bu efsane üç ismi yıllar sonra sohbetimiz vesilesiyle tekrar karşılaştırmıştı. Kemal Tahir, arabasıyla kadim dostlarından Cemil Meriç’i önce, sonra da adaşı Kemal Sülker’i alacaktı, ve üç arkadaş Antakya Lisesi’ne doğru yola çıkarak Liseye ulaşacaklardı.)

Cemil Meriç: Dostlarım… Söyleyin, henüz gelmedik mi mekteb-i idadiye?

Kemal Sülker: Ahh Kuzum! Kıymetli yoldaşım… 2017’de dahi terk edemedin mi şu ağdalı dili. Yıllar önce bu lisenin bahçesinde seninle Marks’ı okuduğumuzu hayal eder misin? Mekteb-i İdadi değil! Lise lise…

(Kemal Tahir araya girdi… Çıkması muhtemel münakaşanın önüne geçerek)

Nihayet geldik kıymetli dostlarım…

*

Üç arkadaş yıllarını geçirdikleri İdadi misafirhanesinin üst katına çıktılar. Cemil Meriç, masum ve mustarib haliyle, iki dostunun kolları arasında… ‘Ah gözlerim’ diye iç çekti… ve hüzünle, ‘niçin beni bıraktınız ey gözler!.’ deyiverdi. O anda Kemal Tahir, Cemil Meriç’e dönerek şunları söyledi;

-Biliyorum Kemal Sülker kızacak ama… Biliyor musun Cemil! Bende tıpkı rahmetli Necip gibi düşünüyorum, ne söylemişti yıllar evvel! ‘Allah’ın iç gözlerini açması için, dış gözlerini kapadığı nadide fikir işçisi…’ Cemil Meriç gayet mütevekkil bir eda ile: ‘Hamdolsun, hamdolsun.’ dedi ve ekledi. ‘Hamdolsun ki, Necip gibi bir dostum vardı…’ Allah rahmet eylesin onu. Ee söyle bakalım sevgili Sülker! Sen de ne var ne yok! Kemal Sülker dirayetle omuzlarını silkeledi ve ‘ Ne olacak, Das Kapital var, başka şey yok.’ deyiverdi.

(Bu arada misafirhanenin odasına çoktan gelmişti üç kadim dost… Birer sigara yaktılar ve çaylarını yudumlamaya başladılar…)

Kemal Sülker: Nerede bu Metin denilen genç çocuk! Ah bizim zamanımız… İvedi şekilde gelir, büyüklerimizi bekletmez idik…

Kemal Tahir: İvedi adam… Pardon! İvedi Kişioğlu, Sevgili Sülker, konuşmalarınla bana Nurullah Ataç’ı hatırlatıyorsun!.. Sahte bir dil inşâ etmişti rahmetli, ve delice mücadele verdi…

Cemil Meriç: Evet kıymetli dostlar… Nurullah Ataç miyavlamalarına meydan veremem… Lisan şuuru, lisan şuuru, lisan şuuru… Büyük işler büyük sermayeli lisanlarla gerçekleşmeye memur…

(Türk aydınının bir buçuk asırdır hal edemediği ana mevzulardan en önemlisi olan Lisan meselesiyle alakalı münakaşa başlıyordu ki kapı çalındı ve METİN ACIPAYAM misafirhanenin odasına teşrif buyurdu.)

Okumaya devam et

ŞAİR MEHMET MORTAŞ İLE ‘ŞİİRDE DUYGUSAL BİLİNÇ’ BAŞLIKLI MÜLAKAT

mehmet-mortas

ŞAİR MEHMET MORTAŞ İLE ‘ŞİİRDE DUYGUSAL BİLİNÇ’ BAŞLIKLI MÜLAKAT

Mülakat: Metin ACIPAYAM


Metin Acıpayam: Şiir hakkında başlayalım Sayın Mehmet Mortaş! Girizgâh hükmünde başlayacak olursak ne söylemek istersiniz?

Mehmet Mortaş: Yüreğimizden damıtılmış kelimeler ile girelim şiir ülkesine, şiir kalbe yazılır diyerek, sözü ve hayatı kalbin titreşimlerinde yol aldırarak girelim kelimeler ülkesine.

Bilmek, anlamak, düşünmek, inanmak ve sevmek insanın yeryüzündeki en temel yönelimleridir. Bilmek bilimle, inanmak dinle, düşünmek felsefe ile duyumsamak ve duyguların içinde olmak sanatla ilgili özelliklerdir der Vefa Taşdelen Sanat Yazılarında.

Metin Acıpayam: Şairin duygu dünyası hakkında ne söylemek istersiniz?

golge-boyu-irmak20130624163052Mehmet Mortaş: Hayat içerisinde, yaşanmışlıklarda, yaşadıklarımızda düşündüklerimizde yani hayatı yönlendiren kimi zaman üzen kimi zamanda sevindiren duygularımız vardır. Duygularımız içimizden dışarıya doğru yansıtır kendisini, dışarıdan içeriye etkilenir ve bu etkileşimlerden dolayı farklı duygusal boyutlar her kişinin içinde özel odalarında gezinip dururlar. Duygularımızı kendi içimize hapsetme lüksümüz yoktur, kendimizi ifade edebilmek kendimizi anlamlı kılabilmek için kelimelere, renklere, seslere başvururuz. Ve sosyal dünyaya kendimize özgü has kendimizden olan bir eser var etme isteğiyle çıkarız. Bu çıkışımız acıların ülkesinden geçer duygular yazın kucağında soğuk iklimlerin duşunu alırken, hüzünlerin ülkesinde uzun bir yola çıkmaya hüküm giyer.

Kafka hayat boyu sırtında taşıdığı kendisinden ayrılmayan ve kendisinin bir parçası olan acıları tarif ederken; ‘En kötü şey, öldürmeyen acılardır / Hayat boyu sırtınızda taşıdığınız acılardır.’ der

Metin Acıpayam: Duygular ruhuzuma izler bırakır aslında…

ekran-alintisi

Mehmet Mortaş: Evet Metin bey, duygular ruhumuza izler bırakır, acıların, sevinçlerin, hüzünlerin haritalarını çizen duygular… Bazen kaybolduğunu düşündüğümüz, unuttuğumuz aklımızın bir köşesinden dahi geçirmediğimiz hatta içimizde yaralar bırakan ve bu yaraların kabuk bağlamasını unuttuğumuz duygularımız vardır. Basit bir kelime, ufak bir cümle, kısa bir sözcük kaybolduğunu zannettiğimiz, unuttuğumuz, hatta bize ait olduğunda tereddüt ettiğimiz ruhumuzda iz bırakan bu duygular, ufak bir dokunuşla kanar kanar nar gibi açılır, nar renginde kor olur tutuşur bizi alır götürür uçsuz bucaksız hüzünlere acılara. Yarası olmayan anlamaz çünkü onların yaraladıkları vardır der Atilla İlhan.

Metin Acıpayam: Duygu-İnsan-Şiir bu üçlü teslisi nasıl nişanlarsınız?

Okumaya devam et

ROMAN ve ÖYKÜ Hakkında Yürüttüğümüz Kamuoyu Tahkikâtımız Devam Ediyor

eray-aydin-1Metin Acıpayam: Necip Fazıl diyor ki: Vâkıa sebep olmadan netice doğmaz; fakat neticeyi teşhis ettirici yolların da sebep kutbuna bağlı düğümleri vardır. Öyle ki, sebep, bütün kendi eseri olan netice yollarından da aranabilir. Buradan hareketle ruhun romanı yazılabilir mi?

Eray Aydın: İnsanoğlunun bildiği kavramlar arasında romanı yazılamayacak olan hiçbir kavram yoktur değil ruhun o ruhu yaratanın bile romanı yazılabilir ve dahi defaatle yazılmıştır bile. Öncelikle romanı anlamak ne olduğunu zihnimizde şekillendirmek gerekir. Her gittiğim konferansta ve benden yardım isteyen her yazara söylediğim bir söz vardır: Bir yazar romanında 3 kişiyi yazar:  Olduğu kişi, olmak istediği kişi ve olmaktan korktuğu kişi. Bir edebiyat eserini okuduğunuzda eğer dikkatli bir gözle karakterleri tahlil ederseniz, yazarın korkularını, kıskançlıklarını, umutlarını hülasa onu insan olarak bina eden ruhu görürsünüz; netice olarak da şunu belirteyim: Aslında her roman “yazarının ruhunun” romanıdır.

Metin Acıpayam:  İdeal bir öyküde vakıânın kaynağı manalardır diyebilir miyiz?

Okumaya devam et

METİN ACIPAYAM-ÖMER AKPINAR -İSLAM MEDENİYET TASAVVURU HAKKINDA SOHBET-3-

RUZNÂME 20 AĞUSTOS 2016

ruznameNihâd Sâmi Banarlı Okumaları -12-

Nihâd Sâmi Banarlı ve Türkçemiz -2-

Türkçenin Sırlarından Notlar

Dilleri dil yapanlar, birtakım alaylı hatta âlim dilciler değil, milletlerdir; milletlerin, dile bir güzellik ve bir güzel ses vermek için yaratılmış, kadın, erkek, adsız evlâtlardır. Bir de milletlerin dillerini seven, anlayan ilâhi bir güzellikle kullanan, büyük şâirlerdir. Esâsen bir millet için büyük şâir demek, milletinin dilindeki güzel sesi duyan ve duyuran insan demektir. (Türkçenin Sırları s. 37)

Okumaya devam et

RUZNÂME 19 AĞUSTOS 2016

ruznameNihâd Sâmi Banarlı Okumaları -11-

Nihâd Sâmi Banarlı ve Türkçemiz -1-

Ey Okuyucu! Kelimelerin sırlı manalarıyla seslenmek isterim sana. Ne bir mübalağa, ne de kuru ve manasız cümleler yığını… Sadece mana ve mevzu bütünlüğü. Harfler kelimeleri, kelimeler fikirleri doğurur. Kelimeler… Kelimeler… Kelimeler… İnsanı, zirveye çıkaran da kelimeler, zirveden uçuruma sürükleyen de… Kelimeye hücum, lisana hücum, lisana hücum da vatana ve tabii olarak tefekkür âlemimize hücum. En acımasız ve manasız meşgale; Lisân müdahaleciliği. Lisâna müdahale; varlığa, insana, hayata müdahale. Bu cümlelerin bendeki ilham mimârı Nihâd Sâmi Banarlı’dır. Yıllar önce okuduğum şaheser tadındaki eseri; Türkçenin Sırları… Bu eser, güzel Türkçemizin sırlı dünyasına açılan bir pencere, Türkçe düşmanlarına ilân edilen irfan savaşının hücumnâmesi… ve Türkçe dostlarının yüreğine su serpen müsbet bir beyannâme.

Okumaya devam et

RUZNÂME 18 AĞUSTOS 2016

ruznameNihâd Sâmi Banarlı Okumaları -10-

Edebiyat Sohbetlerinden Notlar

İrfan köprüsünün mimarı Nihâd Sâmi Banarlı’nın kayda değer bir kitabı da: Edebiyat Sohbetleri’dir. Edebiyat hakkında mülahazalardan oluşan bu eser sahasında nev-i şahsına münhasır bir kalite ve derinliktedir.

Bu yazımızda kitaptan bazı yazıları önemine binaen iktibas yapacağız. Bu yazıların ilki; BİR TERKÎBİN KIYMETİ başlıklı yazıdır. Bu yazıda Nihâd Sâmi Banarlı’nın yanına gelen bir takım uyanık gençler üstada şu suale sormuşlardır: “Biz milliyetimize mi, yoksa dînimize mi bağlanmalıyız?” Bu sual karşısında Nihâd Sâmi’nin cevabı gayet nettir. “Ne Türklükten vazgeçeceğiz, ne de İslamiyet’ten.”

“Kişi kavmini sevmekle kınanamaz.” buyuran Hazreti Peygamber, bir kimsenin kendi cemiyetini, kendi milletini muvazeneyi kaçırmadan sevmesini emretmiş, bunda mahzur görmemiştir. İslamiyet’in milliyetçiliği; müsbet milliyetçiliktir. Menfi milliyetçilik ise kavmiyetçilik olup, bu ırkçılık manasındadır ve dinimiz bu zebaniliği şiddetle yasaklamıştır.

Okumaya devam et