Kategori arşivi: TETKİK ÇALIŞMALAR

METİN ACIPAYAM-ÖMER AKPINAR -İSLAM MEDENİYET TASAVVURU HAKKINDA SOHBET-3-

RUZNÂME -18 MAYIS 2016-

Entelektüel Girdap

Bilgi şovmenlerinin karargahı, düşünce jigololarının meçhul sığınağıdır entelektüalizma… Bu sığınağa iltica etmenin birçok sebebi vardır. Kimi nefsani tatmin için, kimisi şahsiyetini meçhul diyarlara peşkeş çekmek için…

*

Cemil Meriç okumalarına devam ediyorum… Âmâ üstadım hala yeri dolmamış büyük kafalardan. Bu arada söylemeden geçmeyeyim, âmâ üstad tabiri şahsıma ait değildir. Bu tabiri ilk kullanan fikirdaş abimiz Ahmet Doğan İlbey’dir… Necip Fazıl’ın “Allah’ın iç gözünü açması için dış gözünü kapadığı nadide fikir işçisi” diye takdim ettiği Cemil Meriç, Necip Fazıl’dan sonra sığındığım muhkem bir umman…

Ahmet Doğan İlbey, tıpkı âmâ üstadımız gibi havassı zahireden olan bir uzvundan mahrum… Bu mahrumiyet, Ahmet abinin kulak problemidir. İşitme hassesini yıllar önce kaybedişinin cilvesi, belki de batıni kulağının açılmasıyla alakalıdır. Âmâ üstad, zahiren gözlerini kaybetse de hakiki gözlerini buldu. Ahmet abi de, tıpkı Cemil Meriç’in tercihinde olduğu gibi, zahiri kulağını hakiki kulağa tercih edenlerden… Ne büyük ve ne ulvi bir tercih…

*

Âmâ üstadın Mağaradakiler eseri “içtimai bir ansiklopedinin girizgahı” terkibi hükümlerle bir dünyanın resmedilmesi. Bu resmedişin müellifi, eserin henüz başında “entelektüel girdabın” bidayetini tetkik ve mevzu edinmekte… Bizim dünyamızın “mürşidi” “muallimi” “mütefekkiri” “mürebbisi” daha bilmem niceleri… Batı’nın karanlık dünyasında “entelektüel” mefhumuna karşılık gelmekte… Nerede bizim nur yüzlü irfan sahibi şahsiyetlerimiz, nerede düşünce jigoloları “entelektüel” züppeler… Cemil Meriç’in âlemşümul tecessüsünden doğan geniş tetkikatından anlamaktayız ki, Batı’da henüz, entelektüelin ismi dahi konulabilmiş değil. Bu sebepten yazımızın başlığı; Entelektüel girdap. İsim meselesi bir mevzu açısından son derece öneme sahip. Zira isim, mevzunun çerçevesidir, hudududur. Henüz çerçevesi ve hududu belirlenemeyen bir şeyin faydalı olması düşünülebilir mi?

Zaten âmâ üstadın da belirttiği üzere; “Entelektüel, ülkeden ülkeye, yazardan yazara değişen bir mefhum.”

Kelimenin vatanı Fransa. Hani şu dışardan ihtişamlı ve heybetli görünen Fransa, ve onun remz vilayeti Paris… Bohem hayatın hanesi bir felix culpa…

Batı adamı 16. asırda şüpheci, 17’de dinsiz, 18’de ahlaksız, 19’da sefil ve mağdur. Nihayet 20. Asırda delidir. Şüpheci-dinsiz-ahlaksız-sefil-deli hiyerarşisinin bidayetinde “şüpheciliğin” olmasının tek sebebi, Batı’nın bilgi evreninin muhkem mana da inşâ edilememesidir. Bunun sebebi filozofların ahlaken murakabe altına alınamamasıdır.

Okumaya devam et

LİSAN ÇALIŞMALARI KAPSAMINDA ANA MEVZU HARİTASI

LİSAN MESELESİ

 İlm-i Müdevven (Derlenen İlim) Usulû

 

Eser Çerçevesi

1-Eserin teknik hüviyeti

1-1-Baskı yeri, tarihi

1-2-ISBN numarası

1-3-Sayfa sayısı

2-Kaynak ve mensubiyet tasnifi

2-1-İslam ilim telakkisine tabi olanlar

2-2-Batı bilim telakkisine tabi olanlar

2-3-Eklektik telakkiye tabi olanlar

3-İslam bilgi telakkisindeki tarif ve tasnif

3-1-İrfan mecrasına ait

3-2-İlim mecrasına ait

3-3-Tefekkür mecrasına ait

3-4-Sanat mecrasına ait

4-İslam ilim telakkisindeki tarif ve tasnif

4-1-Kur’an ilimleri mecrasına ait

4-2-Tevhid ilimleri mecrasına ait

4-3-Beşeri ilimler mecrasına ait

4-4-Müspet ilimler mecrasına ait

5-Derinlik tarif ve tasnifi

5-1-Tercüme eser

5-2-Tetkik eser

5-3-Telif eser

5-4-Keşif eser

5-5-Terkip eser

  • Lügat Çalışması
  • Mukaddime Çalışması
  • Kadim Lügat Taramaları

(Birinci safha Tanzimat’a kadar, İkinci Safha 1839-1863, Üçüncü Safha 1863- 1928, Dördüncü Safha 1928-2016) (Kelime Sayısı, Arabi ve Farisi kelimeler, Terkip (Osmanlıca) Kelimeler, Tanzimat Sonrası Fransızca, 1928 sonrası İngilizce kelimelerin listesi )

Tarihi kaynaklara bağlılık (Katip Çelebi’nin Keşfü’z- Zunûn eserinin muhakkak tetkiki, Alakalı Tabakat Eserleri)

  • Cumhuriyet Sonrası için Hususi bölümlerin ayrılması
  • Uydurukça Kelimelerin tetkiki, tesbiti, ve bu kelimelerin gramer kaidelerine aykırılıklarının ispatı
  • Tenâfür çalışması

  Okumaya devam et

MATEMATİK MÜLAKATLARI -2-

Haki Demir İle Matematik Ve Riyaziye Üzerine Mülakat

Metin Acıpayam: Mütefekkir insanın matematik ile münasebeti ne ölçüde olmalıdır?

Haki Demir: Her mütefekkir aynı zamanda matematikçi olmak zorundadır. Farkında olsun veya olmasın, matematikle ilgilensin veya ilgilenmesin böyledir. Bu sebepledir ki bir mütefekkirin matematik ile ilgilenmemesi anlaşılır gibi değil. Matematik, matematikçilerin bile ancak şekli (formel) çerçevede ilgilendiği bir bilgi sahası haline gelmişse, o ülkede mütefekkir yok demektir. Matematikle ilgilenmemiş fikir adamları ya mütefekkir değildir ya da ilgilenmedikleri için neler kaybettiklerini bilmediklerinden dolayı çok bedbahttır. Matematikle ilgilendikleri takdirde ufuklarının ne kadar genişleyeceğini, idrak ve izahta zorlandıkları bazı meseleleri ne kadar kolay hallettiklerini görecekler ve çok derinden hayıflanacaklardır. Özellikle de insanların ciddi meseleleri neden ucuza getirdikleri, hafife aldıkları, umursamadıkları gibi mevzuların izahını görecekler, insan zihninin oluşturduğu mantık ve süreç sıçramalarına hayret edeceklerdir.

Metin Acıpayam: İslam bilgi telakkisine atıfla, İslam matematiği (ideal matematik) üzerine çalışmalar yapıyorsunuz. Hal böyle olunca hali hazırdaki matematiği “mevcut matematik” kabul ediyorsunuz. “Mevcut matematik” tabirinden ne anlamamız gerekiyor?

Haki Demir: Mevcut matematik, maalesef bahsi edilecek kadar ehemmiyete sahip değildir. Bu sebeple, riyaziye verdiğimiz ehemmiyet, mevcut matematikle alakalı değildir. Zaten matematik çalışmalarımızın özü, mevcut matematiğin tenkidi, buna mukabil bir bilgi ve tefekkür sahası olarak riyaziyenin ehemmiyetini tespit çerçevesindedir. Mevcut matematiğin eksikleri ve yanlışları gösterilmeli, buna mukabil yeni matematik telakki üzerine temrinler yapılmalıdır. Matematik mevcut haliyle muhafaza edilerek mutlak doğru muamelesi yapılırsa, çağın en büyük tuzağı olan “matematik tuzağa” düşmüş oluruz. Batı dünyası “matematik tuzağa” düştü, öyle ki bu tuzağı neredeyse hakikat vehmiyle kabul etti. Batının ve özellikle felsefenin girdiği krizin en büyük sebeplerinden birisi matematik tuzaktı ve bunu hala hiç kimse fark etmedi. Bizim kadim müktesebatımız matematik tuzağa düşmeye manidir. İslam tarihi, matematik tuzağa düşülmediğini, matematik tuzağın yıkıldığını gösteren sayısız metin ve usul ile doludur. Müktesebatımız ile münasebetimiz kesildiği ve batının bilgi telakkisinin işgaline (epistemolojik işgale) maruz kaldığımız için, batı ile birlikte bu tuzağa biz de düştük.

Okumaya devam et

OSMANLI MEDENİYET ÇALIŞMALARI -2-

Ali Kuşçu Ve Çalışmaları    

Kuru biyografisi

Asıl adı Alâeddîn b. Muhammed el-Kuşçi, tam adı Kuşçu-zâde Alâüddîn Ebû el-Kasım Alî İbn Muhammed’dir. 15. Yüzyılda Mâverâünnehir’in bilinmeyen bir bölgesinde doğdu. Babası, Muhammed isminde Uluğ Beyin doğanlarını besleyen biriydi. Bazı kaynaklara göre, “El- Kuşçi” lakabı buradan gelmektedir. Bazı kaynaklar ise Uluğ Beyin Ali Kuşçuyu kendi oğlu gibi gördüğü ve çok sevdiğinden kolunun üzerine kuşunu kondurduğu bu sebeble bu lakapla anıldığından bahsederler.

Dönemin ünlü ilim adamlarından dersler aldı. Bu hocalardan Kadızâde-i Rûmi ve Gıyâsüddin Cemşid el-Kâşi, Ali Kuşçu’nun matematiğe ve astronomiye olan alakasını artıracaktır. Kirman’da  kaleme aldığı Hall el-Eşkâl el-Kamer çalışması başta Uluğ Beyin olmak üzere, devrin ilim erbabı tarafından takdirle karşılanmıştır.

Okumaya devam et

OSMANLI MEDENİYET ÇALIŞMALARI -1-

Hesap İlmi ve Hacı Atmaca’nın Hesap Kitabı hakkında

Matematik bir tefekkür şeklidir, bu cihetiyle belkide tefekkürün ta kendisidir. Her mütefekkir aynı zamanda bir matematikçi olmak zaruretindedir. Matematiği tefekkürden tefrik etmek, tek kelimeyle hezeyandır.

***

Matematiği tefekkür istidadı olarak idrak eden Osmanlı matematikçilerinden Muhyiddin Muhammed ibn Atmaca el- Kâtib,  2. Bâyezîd döneminde yaşamış defterdar katiplerindendir. Muhyiddin Muhammed ibn Atmaca el- Kâtib, hesap ilminin terakki etme meselesinde büyük emekleri olan mütefekkirlerimizdendir.  İslam dünyasında matematiğin bir dalı olarak gelişen hesap ilmi, sayıların kullanımından dört işleme kadar geniş yelpazede kullanılan ilimdir.

  Okumaya devam et

SAİD NURSİ VE KÜRT MESELESİ -1-

SAİD MÜSLÜMANDIR

Dünyası ve ahireti zelil olan dalâlet ehli, Risale-i Nur hakkında kara propagandaya girdikleri devrede Risale-i Nura hücum üstüne hücum ediyorlar, Said Nursi’nin KÜRT kimliğini öne çıkararak Müslüman Kürt kardeşlerimizin ırki damarıyla oynuyorlardı. Bu şeytani teşebbüse karşı merhumun tavrı gayet net idi: “Said Müslümandır” diyordu.

Ehl-i Nifakın hilekârâne propagandasına karşı ihtarını Mektubat isimli eserinde yapıyordu. Müslüman Anadolu milletinin, aziz şahsına olan muhabbetini kırmak için onu ırkçılıkla suçluyorlardı. Ona ırkçı demek, ne ahmakça yaklaşımdı. Plan gayet net ve sinsice işletiliyor, Müslüman Türk evvela Müslüman Arap’tan tefrik edilecek, sonrada Türk ile Kürt birbirinden ayrıştırılacaktı. Bu senaryo metnini yırtıp atan Said Nursi, ARAP, TÜRK, KÜRT ayrılmaz diyordu.

Okumaya devam et

MECELLE HAKKINDA -1-

Mecelle  –TAKDİM-

Mecella hakkında

Garp ideolojisine kalben bağlı olan cumhuriyet güruhunun, cumhuriyetin hemen ardından kabul eyledikleri İsviçre Medeni kanunundan evvel, Medeni kanunumuz; Mecellei Ahkâmı Adliye idi.

Mecelle mer’iyete konulmadan evvel umumi olarak hakimler fıhık kitaplarında yazılı olan Hanefi mezhebi içtihatlarından mamûlinbih olan meselelere hükmeder ve şeyhülislamlar tarafından verilen fetva ve mecmualarından istifade ederlerdi. Bu durum günümüz hukuk düzeni içerisindeki temyiz mahkemeleri işlevindedir.

Hanefi mezhebinde bir hayli içtihat vardır. Bunlardan zamana bağlı ve halkın seviye ve haline uygun olanı arayıp ortaya koymak bir hayli bilgiye bağlı idi. Zamanla bu meziyete hâiz olan hakimlerin sayısı azalmıştı. İşte Mecelle bu ihtiyacı temin maksadıyla, bütün içtihatları bünyesinde toplamak ihtiyacıyla yapılmıştı.

Mecelle’nin hazırlanma yıllarında iki görüş hakimdi Bu görüşlerin ilki, hukuk ve fıkıh bilgisinden mahrum bazı Batı temâyüllü Devlet adamları Türk medeni kanunu olarak Fransız medeni kanunun tercümesine taraftardı. Fransız Maslahatgüzarı da bu uğurda durmadan çalışıp gayret sarfetmekte idi. Said Paşa’nn hatıratında yazdığına göre Ali Paşa Sultan Abdülazize takdim ettiği lâyihada tab’ayı hıristiyanın hukuk ve menafii ve memleketten müstefid olmaları için Fransız Medeni Kanununun (Code Civil) Memaliki Osmaniyede tatbikini tasviye ediyordu. Nihayet başta Ahmed Cevdet Paşa olduğu halde Milli Kanun taraftarı olan ekseriyet galip gelerek Mecellenin tanzimine karar verildi.

***

Code Civil (Kod sivil) üzerinde kısaca durmak isterim.

Mecelle ile alakalı ilerliyen zamanlarda geniş manada tetkik edeceğimiz Kodesivil hakkında değerli hukukçu Dr. A. Refik Gür “Hukuk tarihi ve tefekkürü bakımından MECELLE” isimli eserinde şunları yazıyor;

“Fransız medenî mevzuatını çevreleyen Code, sekiz asırlık bir hukuk inkişafının verdiği meyve olarak derlenmiştir. Fransız hususi hukukunu tedvin etmek fikri ilk defa 1791 Anayasası’nda kabul edilmiştir. Tedvin keyfiyeti Conbacêrês tarafından ele alınarak iki proje halinde Convention’a takdim edilmiş, fakat Convention bu projeleri reddetmişti: “Drectoire” idaresi aynı müellife üçüncü bir proje daha hazırlatmıştı. Fakat, Napolêon Bonapart, Code Civil’i hazırlatarak teşriî meclisce tasdikini temin etmişti. Fransızca ve İngilizce’de kanun manasına gelen “c o d e” Fransa’da yapılan ve Napolêon Bonapart zamanında 1804 tarihinde isdar edilen şekliyle, aynı zamanda beş kanun (Cing Code) adıyla anılan kanunlar mecmuasından (Mecelle) ibaret olup, 21 Mart 1804’de medenî 28 Ağustos 1807’de ticaret, 24 Nisan 1806’da hukuk muhakemeleri usûlü, 20 Nisan 1810’da ceza hukuku ve ceza muhakemeleri usûlü kanunlarını ihtiva eder. Hazırlanışında Bigot, Tranchet de Prêmenu ve Portalis, Maleville adlı müelliflerin büyük çalışmaları geçmiştir. Medeni Kanun bir mukaddime ile:

  • Şahıslar,
  • Mallar,
  • Mülkiyetin İktisabı

Bahislerine ait üç kitaptan teşekkül eden 2281 maddeyi ihtiva eder. (Dr. A. Refik Gür “Hukuk tarihi ve tefekkürü bakımından MECELLE” 3. Baskı, Sebil Yayınevi, s.22-23)

***

Garp temayülüne kendini kaptıran bir takım aydınlar, yeni ahkamı adliye hükümleri bildiren hukuk çalışması yerine, bu Fransız mamülü Kod sivili tatbik etmek istiyorlardı. Fakat muvaffak olamadılar, Ahmet Cevdet Paşa’nın ağırlığıyla Mecelle’nin hazırlanmasına karar verilmiştir.

Mecelle bir ilmi Hey’et tarafından Hicri 1284 tarihinde başlayarak Hicri 1293 tarihinde hitama ermiştir. Hukuk üstadı Ali Himmet Berki’nin aktarımlarından öğrendiğimize göre, Mecelle heyeti muayyen günlerde toplanır, yazılacak mevzuların tertip ve tahriri görüşülerek kaleme alınmak üzere içlerinden birine havale olunur ve karar veçhile yazıldıktan ve tekrar kısım kısım maddeler üzerinde bir defa daha görüşüldükten sonra kabul olunan şekilde tespit olunur ve her madde yazılış bakımından Reis Cevdet Paşa’nın tashihinde geçerdi. Hey’et azasından Muallimhanei Nüvvab (Hakim yetiştiren) mektebi müdürü Yunus Vehbi efendi merhum, Mecellenin tedvininde cereyan eden münakaşa ve müzakereleri talebeye anlatır ve hiç bir maddenin müzakeresiz yazılmadığını hikâye ederdi.

Mecelle’nin üslubu

Ali Himmet Berki’ye göre eserler üç üslubla söylenir ve yazılır. Bunlar;

  • Âli uslub
  • Mütavassıt uslub
  • Sâde uslub

Umumiyetle belâgata müteallik eserlerde âli uslub, kanunlarda ve ilim fenne ait metinlerde Mütavassıt uslub, mufassal eserlerde şerh ve hâşiyelerde sâde uslub kullanılır. Mecelle mütevassıt uslubla kaleme alınmış, ve sonuna kadar öyle devam etmiştir.

Mecelle görülen kitaplarla hülâsaten Borçlara, Ayni Haklara, Haksız fiillere, her türlü şirkete, sulhe, ibraya, ikrara, dava ve beyyinelerin nevileriyle, usulü muhakemeye, kaza ve hakimliğe ve tahkime ait bahisleri muhtevidir.

 

MATEMATİK FELSEFESİNE REDDİYE -1-

FREGE’NİN MANTIKSIZ MANTIKÇILIĞI

Modern Matematik felsefesinin babası Gottlob Frege,  Aritmetiğin Temelleri adlı eserinde Leibniz’in görüşlerinden oldukça faydalandığı görülmektedir.

Leibniz’in Calcelemeus teorisine benzeyen, Mantıkçılık olarak bilinen görüşüyle beraber, matematik olası çelişkilerden temizlenecek, böylece matematiki bilginin temelleri sağlamlaşacaktır. Ona göre matematiğin mantıki temellerine inilmedikçe, matematiğin çelişkilerden arınmış olduğu söylenemez.

Okumaya devam et