Kategori arşivi: YAKIN TARİH

RİSALE-İ NUR ETRAFINDA LİSAN MÜLAHAZALARI -MÜLAKAT-

isimsiz-1ÖZGE SENA BİGEÇ İLE MÜLAKAT

—Risale- Nur ve Lisan Mülahazaları—

1.BÖLÜM

Metin Acıpayam: Risale-i Nur külliyatı muhtevasında en göze çarpan hususiyette LİSAN MESELESİ karşısında müellifin hassasiyetidir. ‘İslam Harfleri’ davasında hiçbir savsaklığı kabul etmeyen Said Nursi’dir. İnşa ve ihya hareketini fiiline başlatmış olan Risale-i Nur külliyatını hakiki manada idrak etmek isteyenlere de; “Bu eserlerden faydalanmak için İslam yazısını öğrenmeğe karar veriniz. (Nurun İlk Kapısı)diyen de bizzat kendisidir. Bu zaviyeden bakılacak olursa neler söylemek istersiniz?

Özge Sena Bigeç: Evvelâ; Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’ni tanımak gerekiyor ki; kendisi, İslamiyet’e yapılan tüm tahkîr ve tahrîb faaliyetlerinin vaktinde zuhûr etmiş olan Nebilerin Varisi, Medeniyetimizin Kurtarıcısı ve Koruyucusu ve bu asrın Müceddidi’dir. Arş-ı Âlâ’dan takdim edilen “Seçilmişlik” ve “vazifelendirilmişlik” konumu itibariyle; kendisi, bulunduğu asrın en yüksek Ferâset ve Belâgat ve Basîret sahibi Zât’tır. Bu ulvî vasıflar, birçok ulema tarafından tahkik ve tasdik edilmiştir. Bediüzzaman’ın bu vasıflarını inkâr eden ya câhildir, ya zâlimdir.

Böyle yüksek fikirli ve âlî zikirli Zât’ın “İslam Yazısı”na yapmış olduğu vurgu, bir binanın temelinin kaybedilmemesi çağrısıdır. Zîra; temelini kaybettiğiniz binanın, devamiyle artık her şeyini kaybedeceksiniz demektir. Yapılan inkılablar, bu kadîm binanın nasıl harab edildiğini ve deccalin tohumları tarafından daha da harab edilmek istendiğinin aşikarıdır. Hatta denilebilir ki; Suriye’de din düşmanı münafıklar gökten bomba yağdırırken, Türkiye’de de bu bombalar vaktiyle yerden yağdırılmış, topraklarımız acib bir su-i kasta maruz kalmıştır.

Yaşanan bu elim hadiseler ve atılan bu zehirli tohumlar ile topraklarımızdan maatteessüf zararlı nebatat vücud bulmuş, dikenleriyle ruhları adeta kanata kanata sarmıştır. Sarmıştır ve insanlar Allah’a hür olabilecekken, Deccal’e esir olmuşlardır. Bu akıbet artık harflerine yabancı, ilmine cahil, ecdadına uzak, giysisini bilmeyen ve tüm bunları “aramayan” donuk bir nesil meydana getirmiştir. Bediüzzaman Hazretleri daha o zamanlardan bugünleri görerek tehlikeleri tesbit etmiş, kardeşlerini ikaz etmiş, bir baba şefkatiyle tüm “insanlığı” kucaklayarak, yakan ve yıkan her şeyin karşısında bir sed vazifesi görmüş; bu uğurda her şeyini, ama her şeyini feda etmiştir. Tarihçe-i Hayatı ve hiçbir şeye boyun eğmeyen, hiçbir madde ve menfaat karşısında eğilmeyen o yüce ahlakı tüm bunlara canlı birer burhân-ı sâdık-ı nâtıktır.

İslam Yazısı; yeryüzünün alınyazısıdır. Hiçbir beşer bu yazıyı silemeyecektir. Silinemeyecek olan bu yazının da düşmanları, kişileri boş şeylerle oyalayarak ya da karalayarak onları bu ilahi yazıdan uzaklaştırma faaliyetini yürütmüşlerdir. Bu düşmanlığın da en başı İslam’ın Harfleri’ni küfür ve inkar libasıyla örtüp, yerine Latin Harfleri’ni getirmek olmuştur. İnsan sormalı ki; benim alfabem niye değiştirilsin?! Bunu ancak bir düşman yapar! O vakitlerde bu düşman güruh, ülkemizde ya da dünyada –hakiki manada- insanlığın hangi sorunlarıyla mücadele etti ki sıra harflere geldi? Böyle bir sıra olabilir mi? Evet; bu sıradışılıkdır. Sıradan çıkıştır. Hakikat’ten sapıştır.

O günleri görecek değil, bilecek de değil, İDRAK edecek bir biliş ve duyuş diliyorum tüm Müslümanlar için. Zira İDRAK’i olmayan bir bilişin HAREKET safhası da yoktur. Oysa Hakikatler ne masaldır, ne şiir! Hakikatler “İŞİTTİK VE İTAAT ETTİK” ayeti kerimesinde vücud bulmuş ve bulunması istenilmiştir. İşittin mi? Hani itaatin? Nerede hareketin? Öyleyse işitmedin! “SAĞIRDIRLAR” der diğer ayeti kerime. İnsan kendi konumunu kendi belirleyebilir. Ya işitendir ya da kulakları (kalpleri) kilitlenmiştir. Hür değildir. Esirdir.

Metin Acıpayam: Emirdağ Lahikasının ilk baskısının 81. Sahifesine kulak verelim:  “Eğer tab edilse herkes kolayca elde edeceği için kemâl-i merakla ona çalışılmaz, bilfiil neşrine hizmet vazifesini kaybeder. Risâle-i Nur’un mühim bir vazifesi, Âlem-i İslâm’ın ekseriyyet-i mutlakasının yazısı ve hattı olan hurûf-islâmiyeyi muhâfaza etmek olduğundan, tab yoluyla işe girişilse, şimdi ekser halk yeni hurûfu bildiği için en çok risâleleri yeni hurûfla tab etmek lazım gelir. Bu ise Risale-i Nur’un yeni hurûfa bir fetvâsı olup şâkirdleri de o kolay yazıyı tercih etmeğe sebeb olur.” Üstadın bu sözlerine bakılacak olursa, O; Risâle-i Nur’ların Lâtin harfleriyle matbaalarda neşredilmesine gönlü razı olmamıştır ve bu hususta da izin vermemiştir. Buradan hareketle neler söylemek istersiniz?

Okumaya devam et

Reklamlar

METİN ACIPAYAM-ARSLAN BALTA MÜLAKATI

isimsiz-1BİR CEMAAT PORTRESİ CEMAAT ‘İN’ İKTİDAR MÜCADELESİ

Mülakat: METİN ACIPAYAM

Metin Acıpayam: Karargâh Anadolu… Anadolu’nun yeniden İslam’ın çağını başlatabileceği idealine inanıyor musunuz? Takriben bir asırdır bu coğrafyada yaşanan çatışmaların, savaşın ve rahat bırakılmayışın sebepleri sizce nelerdir?

Arslan Balta: Tarihte birçok medeniyete ev sahipliği yapmış Anadolu toprakları, dili, dini, etnik kökeni birbirinden ayrı olsa da, insanlığın, farklılıkları bir arada barış içinde yaşatma tecrübesinin en güzel örneklerine sahne olmuştur. Üzerinde yaşadığımız topraklar, ayrılıklar üzerinden siyasetin, farklılıkları yok sayarak ya da yok ederek var olmanın hayat bulamayacağı topraklardır.

İki yüz yıllık devlet eliyle modernleştirme sürecinde ve özellikle Cumhuriyet dönemi ulus devlet yaratma projesinde, bu toprakların tarihe mal olmuş birlikte yaşama tecrübesi görmezden gelinerek, sun’i çatışma alanları oluşturulmuştur. Cumhuriyet tarihi boyunca, Kürt-Türk, Alevi-Sünni, laik-anti laik, sağcı-solcu gibi çatışmalar, yeri ve zamanı iç ve dış işbirlikçileri ile belirlenerek topraklarımız üzerinde sahneye konulmuştur. Ülkeyi yöneten siyasetçiler, bu çatışma alanlarının özüne inerek meseleyi anlama yerine, yok sayma, inkâr etme gibi yöntemlerle üstünü kapatmıştır. Bu hassasiyet noktaları, bir başka zamanda kullanılmak üzere adeta dondurulmuştur. Var olan problemlerinizi kendiniz çözmediğiniz, topraklarınızı müdahaleye açık halde bıraktığınız sürece, hali hazırda olduğu gibi, bu çatışma alanları kullanılacak, hatta yenileri üretilecektir.

Okumaya devam et

HABERVAKTİM.COM YAZARI AHMET DOĞAN İLBEY İLE MÜLAKAT

İsimsiz-1

15 TEMMUZ SONRASI TÜRKİYE’NİN İSTİKBALİ BAŞLIKLI MÜLAKAT

Mülakat: Metin ACIPAYAM

 


1-15 Temmuz darbe kalkışmasında bulunan darbecileri “küfür bloku” olarak kabul edebilir miyiz? Eğer böyleyse tüm gayr-i milli unsurlar darbeye dâhil oldu mu?

Türkiye’de bütün darbelerin millet ve devlet bütünlüğüne karşı yapıldığını, muhtevasının laikçi, Kemalist zeminde Batı eksenli olduğunu, Batı’nın çıkarları için yapıldığını asla unutmamak gerek. Darbelerin sebebi, ne istedikleri ve istikameti bazan şartlara göre değişebilir. Meselâ 27 Mayıs, 12 Eylül darbeleri Amerika desteğiyle yapılmış, sonrasında İngiltere gibi birçok Bat ülkesi de desteklemiştir. Bunlar herkesin bildiği mevzular artık. “Küfür Bloku” sözüne gelmek için bu açıklamayı yaptım. İçeride darbeyi bizzat yapan askerî gruplar ve hempası sivil bürokrasi kendisini “küfür bloku”  olarak addetmiyor. Fosilleşmiş birkaç cümleleri vardır. “Ülke kötü yönetiliyor, dinci şeriatçı düzene doğru gidiş var. Bunun için darbe ile yönetime el koymak…” Bu indî gerekçeleri darbecilerin “Küfür Bloku” içinde olmadığını göstermez. Çünkü darbecilerin abisi büyük şeytan Amerika’dır. Dahası var, oyunlarını açık oynamasalar da Almanya, Fransa gibi ülkeler de var. Rusya oyundan haberdardı, fakat çıkarı için oyuna katılmadı, bekledi. Dolayısıyla bu güruhun hepsi belirttiğiniz gibi elbette “Küfür Bloku” dur. Kısaca, tarihten bu yana Türk Ülkesi’ne tuzak kuranlar, darbe planlayanlar daima aynı “Küfür Bloku” nun destekleyicileridir. Değişmez bir durumdur. Haçlılardan bu yana Türk Ülkesi’nin değişmez düşmanlarıdır.

“Bütün gayr-ı millî unsurlar darbeye dâhil oldu mu?” suali uzun bir mevzu. Görünene, verilen bilgilere göre Türkiye dâhilindeki bütün gayr-ı millî unsurlar darbeye fiilen iştirak etmişlerdir, diyemeyiz. Lojistik desteklerinin ve sessiz kalarak yâni pusuda bekleyerek seyrini beklediklerini söyleyebiliriz. Meselâ DHCK, PKKHDP gibi örgütler darbe esnasında pusu olan örgütlerdir. Ayrıca, ötedenberi vesayet rejimi yanlısı derin ulusalcı kanadın medya, bürokrasi, askerî ve aydın kanadı darbenin Amerikan-CIA-FETÖ tarafından desteklendiğini bildiği için “nötr” kalmıştır. Laikçi-Kemalist devlet yanlısı olan bu grup, cumhuru seçtiği iktidarın devrilmesini istemesine ve bu niyet olmasına rağmen fiili ve düşünce desteği şimdilik söz konusu değil.

Okumaya devam et

ZİHNİ İŞGAL VE SURİYE

Her ne kadar Batı gerileyip çökse de gücü hala sürmekte… Bunun karşılığında ise Doğu kalkınıyor, yükseliyor, gelişiyor ama hala Batı kadar uluslararası meselelerde tecrübe ve maharet sahibi değil. Bu durum, insan bedeninin terakkisine benzemekte… Delikanlı ve genç ruhun sahibi Doğu, gelişiyor, serpiliyor, güçleniyor, ihtiyar ise gücünü gittikçe kaybediyor. İhtiyar Batı batışın, genç Doğu ise Doğuşun müjdecisi… Her ne kadar ihtiyarın zihni ufku ve akıl hacmi delikanlıyla mukayese edilemeyecek kadar geniş ve büyük olsa da zevale akmakta. Ne var ki zaman hükmünü icra ediyor, durdurulamıyor, zapt edilemiyor ve ihtiyarı hızla zevale yani “batışa” doğru yuvarlıyor. Zihninden her saniye kırk tane şeytanlık ve kurnazlık geçiren ihtiyar kurt, çoğu zaman doğuyu alt ettiğini sanıyor, halbuki delikanlının dayanıklılık ve direncini artırarak kendine karşı nefreti daha da perçinleştiriyor…

Gençliğin ve ihtiyarlığın fark bakımından farik ve mümeyyez vasıflarından en önemlisi şudur ki, ihtiyar; zafere dahi sevinemeyecek kadar yorgun ve bitkinken, genç her türlü mağlubiyetten ders çıkarır, hamle istidadını her daim koruyarak şartların uygun hale gelmesini sükûnetle bekler, zira genç demek “ruh” demektir. Ruh her daim gençtir, dinamiktir… Ruhu elinde bulunduran ise İslam Medeniyetidir.

Geçen asrın Batılı filozofu şöyle diyordu;

Yakında bir mucizeye şahit olacağız, çok yakında. Dünyada bir hayvan topluluğu yaşayacak. Bir karınca yuvası olacak arzımız… İşte bu hayvan topluluğu bugünkü Batı’dır, ve kendini yenileyebilmesinin mümkünatı yoktur. Zira insan hayvanlaşabilir, ama hayvan insanlaşamaz. “Hayvan” olduğunu kendi ağzından teyit etmek suretiyle bir buçuk asırdır haykıran Batı uygarlığı, Cemil Meriç’in dediği gibi; hayvan çiftliğidir…

Geçenlerde zihni ve akli dünyası Batı işgaline uğramış bir profesör şöyle diyor: “Batı çökmeyecek, yeni coğrafyalarda yeniden doğacak”. Bu sözler Londra’dan Paris’ten söylenmiyor, İstanbul’dan filan Müslümanın çocuğunun okuduğu üniversiteden söyleniyor…

Okumaya devam et

RUZNÂME 26 HAZİRAN 2016

ZİHNİ İŞGAL VE SURİYE

Her ne kadar Batı gerileyip çökse de gücü hala sürmekte… Bunun karşılığında ise Doğu kalkınıyor, yükseliyor, gelişiyor ama hala Batı kadar uluslararası meselelerde tecrübe ve maharet sahibi değil. Bu durum, insan bedeninin terakkisine benzemekte… Delikanlı ve genç ruhun sahibi Doğu, gelişiyor, serpiliyor, güçleniyor, ihtiyar ise gücünü gittikçe kaybediyor. İhtiyar Batı batışın, genç Doğu ise Doğuşun müjdecisi…

Her ne kadar ihtiyarın zihni ufku ve akıl hacmi delikanlıyla mukayese edilemeyecek kadar geniş ve büyük olsa da zevale akmakta. Ne var ki zaman hükmünü icra ediyor, durdurulamıyor, zapt edilemiyor ve ihtiyarı hızla zevale yani “batışa” doğru yuvarlıyor. Zihninden her saniye kırk tane şeytanlık ve kurnazlık geçiren ihtiyar kurt, çoğu zaman doğuyu alt ettiğini sanıyor, halbuki delikanlının dayanıklılık ve direncini artırarak kendine karşı nefreti daha da perçinleştiriyor…

Gençliğin ve ihtiyarlığın fark bakımından farik ve mümeyyez vasıflarından en önemlisi şudur ki, ihtiyar; zafere dahi sevinemeyecek kadar yorgun ve bitkinken, genç her türlü mağlubiyetten ders çıkarır, hamle istidadını her daim koruyarak şartların uygun hale gelmesini sükûnetle bekler, zira genç demek “ruh” demektir. Ruh her daim gençtir, dinamiktir… Ruhu elinde bulunduran ise İslam Medeniyetidir.

Geçen asrın Batılı filozofu şöyle diyordu;

Yakında bir mucizeye şahit olacağız, çok yakında. Dünyada bir hayvan topluluğu yaşayacak. Bir karınca yuvası olacak arzımız… İşte bu hayvan topluluğu bugünkü Batı’dır, ve kendini yenileyebilmesinin mümkünatı yoktur. Zira insan hayvanlaşabilir, ama hayvan insanlaşamaz. “Hayvan” olduğunu kendi ağzından teyit etmek suretiyle bir buçuk asırdır haykıran Batı uygarlığı, Cemil Meriç’in dediği gibi; hayvan çiftliğidir…

Okumaya devam et

KISA SÖZLER VE VECİZELER -11-

Medeniyet Devletimiz için FERT-CEMİYET-DEVLET-MEDENİYET dörtlü terkibli fikriyat üzerinde çalışarak yeni ilimler kurmalı. Pozitvist akıldan kurtulmak için AKL-I SELİMİ
Batı Bilim Telakkisinden kurtulmak için İSLAM BİLGİ telakkisini,
Batı İhtisas belasından kurtulmak için KÜLLİ İDRAK şuur ve hassasiyetini TERKİB ve İNŞÂ etme mecburiyetindeyiz.
İslam Medeniyet Hamlesinin fikir alt yapısı buralarda!..
Gerisi koca bir fiyasko!…

KISA SÖZLER VE VECİZELER -8-

“Dünyada 6 asır 3 kıtada barış yurdu’nu biz kurduk yalnızca. Biz çekildik tarihten; Batılılar, bir asırda dünyayı cehenneme çevirdiler!”
Hala bu sırtlan sürüsüne itimat eden akıl, BETONLAŞAN akıl değil de nedir?

KISA SÖZLER VE VECİZELER -6-

İslam Bilgi Telakkisine nisbeten, İLİM-BİLGİ hususunda fikri olmayanın TECDİD adamı olabilme ihtimali olabilir mi?
Bu çağın büyük TECDİD hamlesi müslümanların İLİMLERİN TASNİFİ’ni yapıp, FELSEFE mecrasından çıkabilmesinden geçmektedir!…