Kategori arşivi: SÂMİHA AYVERDİ

TABAKAT ÇALIŞMAMIZ HAKKINDA ‘KUBBEALTI OKUMALARI’ BİTMİŞTİR

“Ruznâme” türümüzde telif edilen TABAKAT çalışmalarımızın okumaları hakkında KUBBEALTI MEKTEBİ’nin kıymetli büyüklerinden SAMİHA AYVERDİ, YAHYÂ KEMAL, NİHAD SÂMİ BANARLI gibi üstadların okunmaları tamamlanmıştır. Notlarımız alınarak bu şahısların İSLAM BİLGİ EVRENİ  dairesinde yerleri belirlenmiştir.

22 AĞUSTOS 2016 tarihinden itibaren ATTİLÂ İLHAN tetkik edilecektir.

Okuyucularımıza özenle duyurulur.

Sayfa İdaresi…. 

RUZNÂME 8 AĞUSTOS 2016

ruznameSâmiha Ayverdi Okumaları -8-

Hâtime

Sâmiha Ayverdi’ye şimdilik veda vakti. Bugünden itibaren Kubbealtı mektebinin diğer büyük hocası Nihad Sami Banarlı okumalarına devam edeceğiz.

*

Ruznâmelerle ne yapıyoruz? Ulvi tecrit ve terkib hamlesi başlatıyoruz. Medeniyet Tasavvurumuz kapsamında kıymet dedektörlerimizi ruznâmelerde telif ediyor ve bu eserleri işaretliyoruz. Tanzimat’tan sonra eser vermiş müessirleri tesbit, tetkik ve haklarında telif yazı ve kitabi çalışmalar… Ne için? İslam bilgi telakkisi dairesinde tüm eser vermişlerimizin yerlerini tesbit için. Bu bizce gayet mühim ve zaruriyattandır. Zira artık tek saniye hatta salise dahi kaybetmeye tahammülümüz yoktur! Şiirde, sanatta, siyasette, ilimde, irfanda, hikmette, çeşitli mülahazaları derleyip toplamak, eskilerin tabiriyle; ‘ilm-i müdevven’ hamlesinde bulunmak. Bu sayede kapanan yahut ademe mahkum edilmiş tüm mecralara yeniden hayatiyet kazandırmak, tıkanan damara kan pompalama nev’inden ulvi olan bu cehd, köşede bucakta kalmış eser verenlerimizi yeniden hayatla buluşturacak, böylece medeniyet tasavvurumuzun çapı ve derinliği genişleyecektir.

*

Sâmiha Ayverdi hakkında ciddi okumalar yaptım. Harikulade üslûp ve derin irfan… O’nu ebedileştiren hususiyetlerdir. Lakin çeşitli yerlerde felsefeye yapılan atıflar kabul edemeyeceğimiz şeylerdi. Bir de ‘Kaybolan Anahtar’ isimli eserindeki “İSMİNİ SİZ KOYUN” başlıklı yazı kesinlikle kabul edemeyeceğimiz mana ihtiva etmektedir. Bu yazı da Hazreti Muaviye hakkında menfi görüşler ve mülahazalar mevcut. Bu mevcudiyet, Sâmiha Ayverdi gibi Ehl-i Sünnet mecrasında bulunan bir hanımefendiye yakışmayan/yakışmayacak ibarelerdir. Bu hususu okuyucularımızın dikkat etmesi zaruridir.

*

Sâmiha Ayverdi genç kardeşlerimizin sıhhatle sığınabileceği ulvi liman… Ümid ve irfan ve azim ve gayret aşılayabilecek istidadın ve üslubun hanımefendisidir.

RUZNÂME 7 AĞUSTOS 2016

ruznameSâmiha Ayverdi Okumaları -7-

Sâmiha Ayverdi’nin Gözünden Nihad Sami Banarlı

Onunla henüz orta mektep sıralarındayken tanışmıştım. Sığındığım üstadlardan birisiydi. Derin irfanı ve mâzisiyle olan barışıklığı bir mıknatıs tesiriyle beni kendine çekiyor, böylece billur ve berrak irfânî hayatından istifade ediyordum. Nihad Sami Banarlı’dan bahsediyorum… Ah şu ucuzluk yok mu? Tahakküm kurdu kuralı hayatımıza hakiki ilim-fikir-sanat abidelerinden mahrum olduk. Ne dünü tanıyor, ne bugünü manalandırabiliyor, ne de yarınları inşâ edebilecek hamle ve istidadı kendimizde bulabiliyoruz. Neyse ye’se kapılmak yok. Azim ve gayretle çalışmak var.

*

Sâmiha Ayverdi’yi Nihad Sami Banarlı’dan Nihad Sami Banarlı’yı da Yahya Kemal’den tefrik etmemek gerekir. Bu üç sanatkâr abide, birbirlerinin mütemmimidir. Bu sebepten “Kubbealtı mektebinin muallimlerini” beraber okuma mecburiyetindeyiz. Onların sesi maziyle istikbali bağlayan ulvi kubbelerin altından gelmekteydi. Dün, bugün, yarın… İslam’ın zaman ve tarih telakkisini ortaya koyar. Dün ibret levhasıdır. Bugün, düne nisbetle mana iklimi, yarın ise inşâ sahası… Dün bugünün, bugün yarının yoncasıdır. Tanzimat’tan beri bazı aydın zevatımızın anlamadığı hakikat budur.

*

Merhum Nihad Sami’yi Türkçe aşığı olarak tanıdım. Lisan keşmekeşi yaşayan memleketimin lisansız fertleri değil miyiz bizler? Ne hazin değil mi? Fuzuli’den Bâki’ye, Bâki’den Nefi’ye, Şeyh Galip’ten Hoca Dehhani’ye, Mevlana’dan Sultan Veled’e, Âşık Paşa’dan Kadı Burhaneddin’e kadar nicelerini asıl metinlerden okuyamamak… Hatta ve hatta Ahmet Hamdi Tanpınar’dan Peyami Safalara, Mehmet Akif’ten Necip Fazıl’a kadar bizi biz yapan büyük sanatkârlardan mahrum olmak… Ya rab! Ne büyük bir buhrandır bu!

*

O bir İstanbul beyefendisidir. Aynı zamanda da İstanbul aşığı. İstanbul, ruhumuzun merkezi. Türk’ün İslamiyet kal ’ası. İstanbul’a Tevfik Fikret gibi mi bakacağız, yoksa Yahya Kemal ve Necip Fazıl gibi mi? Kararımızı verelim!

Okumaya devam et

RUZNÂME 6 AĞUSTOS 2016

ruznameSâmiha Ayverdi Okumaları -6-

Musiki Hakkında

Sâmiha Ayverdi ‘Kaybolan Anahtar’ eserinde Türk musikinin müdafii olur. Kıymetli büyüğümüz Nihat Sami’nin Türkçe müdafii olması gibi, O’da musikimize uzanan kirli elleri teşhis ve tespit eder.

Evvela şu hususu belirtmem gerekiyor ki, musiki hakkında konuşabilmek için insanı, asli ve esasi manasıyla idrak etmek lazım gelir. İnsanın hakiki çehresini “akıl-kalp-zevk” veçheleri tayin eder. İnsan, akli, kalbi, zevki inşâını tamamlamadan ruha ulaşamaz. Ruha ulaşamamaktan mülhem nefs, insanı murakabe altına alır ki bu hal; insan için bedeni, zihni, akli, kalbi hastalıkların yüz göstermesi demektir.

*

Aklı fethetmeyen kalbe, kalbi fethedemeyen zevke ulaşamaz. O halde akıl, pozitivizmanın, kalp nihilizmanın, zevk ise hayvani insiyakların karargâhı haline gelmiş olur. Bu halde ki insan iblisle flört halindedir.

Okumaya devam et

RUZNÂME 5 AĞUSTOS 2016

ruznameSâmiha Ayverdi Okumaları -5-

Ateş Ağacından Notlar

Bence şekil ve sanat, mânâyı ziynetleyen bir kaptır. Mânâ, şekil perdesi altında gizli olduğu için göz, iç kıymetini görmüyor da, dış tezâhürlerini görüyor. Rûhu görmeyip, cesedi gördüğümüz gibi.  Şekil, mânâyı bulmak için bir kapıdır. Yazık ki insanlar bu kapının sanat inceliklerine, estetik vasıflarına dalarak, onu açıp içinde gizli olan hâzineyi elde edemiyorlar. (s. 43)

Öyle ilimler vardır ki kitaplarda bulunmaz; kitap, onların bir harfinin ateşine bile tâkat getirmez, yanıp kül olur. (s. 46)

Halbuki ben, kendi kendimle kalabilmek için, âdeta bütün dünyanın bana karşı olmasını temenni ettiğim çok defa vâkidir. (s. 48)

Aynada bir parmak izi dahi leke sayılır; o, bir nefesten bile buğulanarak cilâsını kaybeder; gönlümüz ki aslında bir aynadan daha cilâlı olması lâzım gelirken, onu, benliğimiz, gururumuz kibir ve ceberutumuz çamuruyla sıvayıp hassalarından aslî istidadından uzaklaştırıyoruz. (s.59)

Bir kimse ilim sâhibi olur, âlim deriz; beldeler keşfeder kâşif deriz; fen hârikaları îcat eder, mucit deriz; sanat hassasiyetini dile getirir sanatkâr deriz, deriz, deriz… Fakat kolay kolay insan diyemeyiz. Zîra insanlık sıfatına liyâkat kazanmak için hayvanlık duygularını dizginlemiş olmak lâzımdır. (s. 60)

Okumaya devam et

RUZNÂME 4 AĞUSTOS 2016

ruznameSâmiha Ayverdi Okumaları -4-

Ateş Ağacında Cemil Bey ve İdeal Genç -1-

Sâmiha Ayverdi’nin Ateş Ağacı’nı okurken romanın başkarakteri Cemil’de “ideal genç” tipinin “nasıl” ve “niçin” lerini buldum. Necip Fazıl’ın beklediği büyük sanatkâr ve genç adamı, Akif’in Asım’ı, Cemil Meriç’in hasretle beklediği neslin ahlakı, karakteri, derinliği Cemil’de vücut bulmuş vaziyettedir adeta. Cemil, materyalist moderniteye isyan bayrağını açan mukallit ve meş’um kafalara “iyi-doğru-güzel”i gösteren müsbet karakterin adıdır.

Romanın ana karakterlerinden Amca ise Cemil’in tam zıddıdır. Amca, Cemil’in sözleriyle; Bir çocuğun ruhunun temâyüllerini, ihtiyaç ve hüsranlarını sezecek his âhizesine mâlik olmayan bir adamdı. Zengindi… Üç yaşında babasını, on iki yaşında annesini kaybeden Cemil’e göğüs germiş, O’nu okutmuş, büyütmüş ve Cemil’e “evladı” gibi bakmıştı. Zaten evladı ve kimsesi de yoktu. Tek varlığı Cemildi. Amca için Cemil, ‘hem evlat, hem en yakın akrabâ, hem de üstünde durduğu tek ciddî mevzu idi.’ Bu zengin adam, gençliğini, servetini çalışmadan geçirmiş gezmiş eğlenmiş ve hayatın türlü geçici zevkleri içinde bunalmıştı.

*

Cemil, tahsil hayatını muvaffakiyetle tamamlamış, âdeta parmakla gösterilen pozisyona yükselmişti. Herkes genç ve yakışıklı bu münevver gencin peşindeyken bir gün amcası ona hitaben dedi ki: İşte Cemil, şimdi hem iktisat, hem hukuk doktorusun; hayâtın en çetin sahfasını yendin, büyük mevkiler, şan, şeref seni bekliyor. (…..) bankası müdürü Cezmi bey, mühim bir servisin değerli bir şefe ihtiyacından bahsederek kaç defa ağzımı aradı. Senin gibi liyâkatli bir genci kim istemez? Şimdilik git oraya yerleş.

Okumaya devam et

RUZNÂME 3 AĞUSTOS 2016

ruznameSâmiha Ayverdi Okumaları -3-

Sâmiha Ayverdi’nin ‘Abide Şahsiyetleri’ ni okurken Yahya Kemal’in şu mısraını mırıldandım: Hezar gıpta o devr-i kadîm efendisine / Ne kendi kimseye benzer, ne kimse kendisine. Yahya Kemal sanki bu şiirin ikinci mısraını Sâmiha hanımefendiye ithaf etmiş. Şiirin manasından hareketle Sâmiha Ayverdi ne kimsenin kendine, ne de kendinin kimseye benzemediği, eskilerin tabiriyle nev-i şahsına münhasır bir hanımefendidir.

‘Abide Şahsiyetler’ isminden anlaşılacağı üzere, tarihe yön vermiş ‘abide’ büyüklerin etrafında mana pırıltılarını okuyucuya serpmiş, bu mana pırıltılarıyla okuyucunun zihninde arzla göğü nişanlayan bir hususiyet arz etmiştir. Kendisi de bir ‘abide şahsiyet’ olan Sâmiha Ayverdi’den abide şahsiyetleri okumak Allah’ın okuyucuya bir lütfu olsa gerektir. Anadolu’nun ruh iklimini yoğuran irfan eşhaslarından öğrendiğimiz bir hakikat şudur ki; Âlimi âlime, arifi ariflere sormak gerekir…

*

Bugün irfan mecramızın büyüklerinden Bâki’yi okuyarak başladım güne. Sâmiha annemize göre, Bâki; Türk dilinin ve dîvan şiirinin köklerini toprağın derinliklerine indirirken, dalını budağını da göklere doğru gerip uzatan adam, meslek ve şöhret buudları arasında ölünceye kadar köşe kapmaca oynamış yüce san’atkâr…

Okumaya devam et

RUZNÂME 2 AĞUSTOS 2016

ruznameSâmiha Ayverdi Okumaları -2-

Bir mektep olmak istiyorum. Duvarları tüm vatan sathını sarmalayan mektep… Birden binlere binlerden milyonlara milyonlar içinde biri arayan muallim misali olmak… Çağların ve nesillerin sesi, soluğu, nefesi olabilmek… Taşradan şehre, şehirden ülkeye kadar kıymet detektörlerini durdurak tanımadan çalıştırmak, aramak, keşfetmek, bulmak… Bulduğuna öğretmek ve ondan öğrenebilmek. Hem talebe, hem muallim olabilmek. Bildiğini anlatabilmek, bilmediğini öğrenebilmek… Âlemşümul bir tecessüsle beraber “hikmet” keşfine çıkmak, coğrafyaları aşmak, lisanları, cemiyetleri taramak… Ne büyük bir hamle! Ne büyük bir cehd duygusu!

Okumaya devam et

RUZNÂME 1 AĞUSTOS 2016

ruznameSâmiha Ayverdi Okumaları -1-

Kubbealtı’ndan bir ses… Çağlar ötesinden, vicdanın orta yerinden “dünü-bugünü-yarını” nişanlayan ses… Cemil Meriç’in hayran olduğu, Necip Fazıl’ın hürmetle selamladığı bu sesin sahibi Sâmiha Ayverdi hanımefendidir.

Osmanlı’nın son zamanına yetişmesine rağmen tam bir Osmanlı hanımefendisidir Sâmiha Ayverdi… Üslubu, tavrı, usulü. Bu muteber kadın mürşidi Kenan Rıfai Hazrete intisap ettiği andan itibaren nur kervanına katılmış ve böylece tüm eserlerini bu nurani ses şekillendirmiştir. Ruhu resmeden de o.  Maddeyi ruh potasında eriten de…

*

Ne bahtsız bir nesiliz biz! Ne Sâmiha Ayverdi’den haberdarız, ne Nihat Sami Banarlı’dan ve ne de Yahya Kemallerden… Bomboş bir zamanın savsak insanlarıyız.

Günümüz insanı Sâmiha Ayverdi’ye ses vermek zorundadır. Bu ses bizi kendimize getirerek asli hüviyetimizi bize iade edecek. Kulak verelim Sâmiha Annemize:

Türk’ün sanat haritasını yapmış olanlar, “Biz cihana parmak ısırtan hünerlerimizi gösterdik ve gelip geçtik. Amma siz arkamızdan gelenler o hazinenin içine girip, geriden gelenlere bu azametten haber vermediniz. Hâlâ da öyle… Bırakalım bir Süleymâniye’yi meydana getiren ve getirirken de aynı aşı birlikte kaynatıp pişiren taşçıları, dökümcüleri, camcıları, hattatları, sanki bir ot, bir ağaç gibi yerden kendi kendine bittiğini sanacak kadar önünden görmeyen gözlerle geçip gittiğiniz bir sebîli meydana getiren sanatkârın dehâya varmış kudretini dahi hor, hakir görmektesiniz.” demektedirler. (Sâmiha Ayverdi, Ezelî Dostlar, s.9)

“Türk’ün sanat haritasını yapmış olanlar.” Şu kelime terkibine dikkat buyrun! Mazinin mimarları Sâmiha annemin dünyasında birer sanatkâr. Biz mazisiz yapamayız. Mazi bizi inşâ ederken bizde istikbâli inşâ etmeliyiz. Tanzimat’tan beri Türk aydınının anlamadığı gerçek burada düğümlenmekte. Hiç annesiz evlat doğar mı? Annemiz, mazidir işte… Sesini, soluğunu, nefesini mâziden alanların önünde hürmetle eğilirim.

*

Okumaya devam et