Aylık arşivler: Temmuz 2016

RUZNÂME 30 TEMMUZ 2016

ruznameDarbe Günlüğü -16-

Soru Ve Cevablar Etrafında Hadiselerin Muhasebesi

1- 15 Temmuz darbe kalkışmasında bulunan darbecileri “küfür bloku” olarak kabul edebilir miyiz? Eğer böyleyse tüm gayr-i milli unsurlar darbeye dâhil oldu mu?

15 Temmuz darbe kalkışmasıyla beraber küfür bloku olarak izah edilecek olan harekât mensuplarını “Fethullahçı, aşırı Kemalist, bir kısım PKK’lı ve şahsi menfaati peşinde olanlar” şeklinde işaretlememiz gerekiyor. Küfür koalisyonu bu çevrelerden teşekkül etmiş vaziyettedir. Bunların karşısında ise Tayyip Erdoğan liderliğinde vücut bulmuş aziz milletimiz. Türk-Kürt-Laz-Çerkes… Hulâsa; Anadolu. Anadolu = Anaların diyarı, anaların diyarı = Cennet Yurdu… Bu sebepten tüm gayr-i milli ve gayr-dini unsurlar darbeciler tarafında yer bulurken, hak ve hakikat cephesinin askerleri bu tarafta, yani meşru hükümet ve lider Tayyip Erdoğan’ın yanında.

2Teşkilat ve müessese fikri… 15 Temmuz darbe kalkışmasından sonra görüldü ki, ülkenin hala teşkilat ve müessese fikri mevcut değil… Bu nâmevcut halden istifade eden örgütler, Türkiye’de kanuni olarak teşkilatlanarak darbe teşebbüsüne kalkışmaktalar. Buradan hareketle tüm müesseselerimizi tekrar gözden geçirip müessese fikriyatı üzerine çalışmak gerekiyor mu?

Elbette… Hem de bir saniye dahi kaybetmeden. Ülkenin ilim-fikir-sanat adamlarına imkân verilerek kapanan tefekkür mecramız tekrar canlandırılmalıdır. Tefekkür mecramızın içerisinde “teşkilat-müessese fikri” nin yeri belirlenerek üretilen fikir, hayata tatbik edilmelidir. 15 Temmuz gecesinden sonra görüldü ki, milli ve dini şahıslar etrafında teşekkül etmeyen her müessese bu milletin ve devletin aleyhindedir, o halde acilen çalışmalara başlamalı, düşünce merkezlerinden çeşitli müesseselere kadar yeni baştan her müessese ele alınmalı, çeşitli mülakat, münazaralarla ilim-fikir-sanat adamları birbiriyle diyaloglar kurarak müşterek çalışmalar yapabilmenin güzelliğini görmelidir. Evvela bir tercüme enstitüsüne ihtiyaç vardır. Bu enstitü, ilk olarak Kadim İslam tarihinde ne kadar eser varsa bunları tespit ederek Latinize etmelidir. İkincisi lisan müessesesi… Acilen ülkedeki lisan keşmekeşine son verilerek Türkçe’nin düşmanlarıyla savaşılmalı, bu sayede sıhhatli ve akl-ı selim tefekkürü de mümkün hale getirmenin yolu açılmalıdır. Lisan demek tefekkür demektir, lisan dumura uğradığında tefekkürün de üretilemeyeceği aşikârdır. Tefekkürün olmadığı cemiyetlerde ise her daim darbeciler vardır… İlim, irfan, hikmet, hakikat darbecileri… Siyasi darbeciler sonra ki merhale…

3- Türkiye belayı tümden def etti mi? Yoksa bu hadiseler henüz başlangıç mı?

Şunu unutmayalım ki; Türkiye İslam coğrafyasının ve Türk vatanlarının karargâh ülkesidir. Karargâh olmanın en mühim tarafıda sürekli tehdit altında olmanızdır. Bu hadiselerin başlangıç olduğunu hususunda da net konuşamayız. Lakin zahiren bakıldığı zaman İslamiyet’in son kalesi olan Türkiye’yi rahat bırakmayacaklar… Bırakmayacaklar ki, karargâha muhtaç olan mazlumların ümidi kırılsın. Ümit iman ile müsavi olduğuna göre ye’se düşmeden işlerimize bakmalıyız.

4- 15 Temmuz darbe kalkışmasını 3. Cihan harbinin bidayeti kabul edebilir miyiz?

Evet… 3. Cihan harbi başlamış gibi gözüküyor.

Okumaya devam et

ASRIN İHANETİNİN ANALİZİ

Asrın ihanetinin analizi!

Fethullah Gülen (F.G.) 1980 öncesinin en ateşli vaizi idi. Nurcuların en kapalı gurubu olup özellikle Seyid Kutup gibi İslamcı denilen ihtilalci liderlerin tesiri altındaydı. Nitekim gençlik yıllarını Seyid Kutub’un eseri olan “Fizilali’l Kuran elimizden düşmezdi”, diyerek belirtecektir. Dönemin Cumhurbaşkanına, Genelkurmay başkanına her tür hakareti yapar, kasetleri elden ele dolaşırdı. Nedense herkesin eliyle konmuş gibi bulunduğu 12 Eylül ihtilalinde o bir türlü bulunamadı. Onun dokunulmazlık zırhı mı vardı? Kimler tarafından korunuyordu, bilinemedi. 1980-1982 yılları arasındaki irtibatlı olduğu kişiler ve görüşmeleri çözülebilse eminim bugünler çok iyi anlaşılacaktır. Zira Türkiye’yi 15 Temmuz ihtilaline götüren yolun o günlerde temelinin atıldığını düşünmekteyim. Sonrası hep o projenin uygulanması olarak devam edecektir.

Okumaya devam et

RUZNÂME 29 TEMMUZ 2016

ruznameDarbe Günlüğü -15-

OHAL’de Ayasofya Açılmalıdır

15 Temmuz darbe girişiminden sonra hükümetin en mühim kararı acilen OHAL’i ilan etmesiydi. OHAL’in ilanı ve getirilişi her ne kadar darbe teşebbüsüyle alakalı olsa da hükümet bu tarihi süreçte bir takım hamleleri atmak mecburiyetindedir. Bunlardan bizce en önemlisi; Ayasofya’yı hakiki hüviyetine irca etmektir.

*

Unutulmamalıdır ki, Ayasofya; hürriyet ve esaretin remzidir. Bu toprakların hür mü yahut esaret altında mı olduğunu tespit ve teşhis etmek isteyenler, Ayasofya’nın haline bakmalıdır.  Ayasofya mana darbecileri tarafından müzeye –namı diğer yarı kilise- çevrilmiş, böylece Batı’ya “artık karşınızda hayat hakkım yoktur.” şahsiyetsizliğini resmen kendi ağzımızla söylemek suretiyle tescillemişiz. Ne hazin ve yürek yakıcı bir gerçektir bu!  Bu gerçekle yüzleşmeden içimizdeki darbeciler tamamıyla tasfiye edilemeyecektir.

*

Ayasofya’nın manaya kapandığı günden beri, çağların ve vicdanın sesi olan kıymet hazineleri susmamışlar, Ayasofya hakkında yazılar, konferanslar, faaliyetler düzenlemişlerdir. Necip Fazıl’dan Osman Yüksel’e, Osman Yüksel’den Ali Fuat Başgil’e, Yavuz Bülent Bakiler ’den Arif Nihat Asya’ya, Kemal Tahir’den Atilla İlhan’a kadar ülkenin yazarı, fikir adamı, hocası… Ayasofya’nın mahzun halini hatırlatarak çağlar önce gelen Sultan Fatih’in sesine kulak vermişlerdir.

Okumaya devam et

RUZNÂME 28 TEMMUZ 2016

ruznameDarbe Günlüğü -14-

Üstad Necip Fazıl’ın “Benim Gözümde Menderes ”inden Bugüne Dersler…

Üstad Necip Fazıl’ın “Benim Gözümde Menderes” kitabı, CHP’nin ceberrut idaresi ve kâbus devrinden sonra milletin kurtuluş ümidiyle sarıldığı Menderes’in iktidar yıllarını müthiş bir analiz ve terkibî hükümler halinde ve geleceğe ders olacak şekilde anlatır. Ağızlarda yalama olan “tarih tekerrürden ibarettir”sözünün 15 Temmuz darbe teşebbüsüylebugünlerde gerçekliğe dönüşmesiyle Üstad’ın söz konusu kitabını hatırladım ve bir daha okudum.

Aman Allahım! Üstad’ın 46 yıl evvel yazdığı bu kitap, sanki geniş bir arazide canlı bir belgesel film çeken ve uzun mesafelerdeki olayları net ve canlı bir şekilde gözümüzün önüne getiren kamera gibi net ve anlaşılır görüntüler ortaya koyuyor. Menderes dönemini okurken adeta bugünün siyasî manzarasını, daha doğrusu dehşetini okuyoruz.

Ak Parti’nin iktidar olduğu 2002 yılında fikir ve hassasiyet birlikteliğimiz olan bazı Bakan ve milletvekillerine  o günlerde, “Üstad’ın Benim gözümde Menderes” kitabını bütün milletvekillerine okutmak, hazmettirmek lâzım. Sadece bu kitap bile bir devrin anatomisinden yola çıkarak önümüzde bir kılavuz kitap olarak duruyor” demiştim.  İtibar edilmeyeceğine, ısrar etmenin faydası olmayacağını bile bile ısrar ettim fakat tahmin ettiğim gibi itibar edilmedi. Benim bu teklifim “şahsî fantezi”  olarak kaldı.

Şimdi, 14 yıl sonra bahsettiğim Üstad’ın “Benim Gözümde Menderes” kitabını tekrar okuyunca dehşete düştüm. Ve hiçbir yoruma kapı aralamadan sadece Üstad’ın kitabından bazı kesitleri, zamanımızın iktidar sahipleri belki fark ederler diye buraya almak istiyorum.

Üstad’ın söz konusu kitabını güncel bir Siyasetname olarak adeta ezberleyip, okumalar, tartışmalar, ders çıkarmalar yapmak gerekiyor. Kitabın bütünü her cepheyi kuşatıcı bir muhteva ve fikrî derinliğe sahip analizlerle dolu ve kitabın bir siyasetname olarak okunmasının hem bugün için hem de gelecek için gerekli olduğunu düşünüyorum.

Bu mânâda Üstad’ın bütün kitaplarındaki analiz ve terkibî hükümlerini yeniden gözden geçirmek de gerekiyor. Bugünün hadiselerinden yola çıkarak onlara müracaat edildiğinde, Üstad’ın düşüncelerininmiadlı (süreli) olmadığı, hâdiseleri kuşatan fakat hâdiseler üstü muhakemeler yapan, mutlaka yaşamalar dünyasına tekabül eden fiilî sonuçlarının olduğu görülecektir.

Dünyada hiçbir şair ve tefekkür adamından zuhur etmeyecek bir düşünce ve diyalektikle en küçük bir hadiseyi bile derin bir tefekkürle izah edip önümüze ütopyadan arınmış çıkış yolu koyan Üstad’ı kim okur, kim anlar, kim hisseder?

Bir büyük Velî’nin “Cenab-ı Hakk’ın kahır suretinde lütufları vardır!”  hikmetinden yola çıkarak, (birçok muamma, istifham ve müphemiyetiyeti beraberinde getiren) yaşadığımız darbe teşebbüsünden inşallah ders çıkarılır ve ülkemizin önüne açılan yeni arsanın inşasında yanlış yapılmaz diye ümid ediyoruz. Ancak endişemiz odur ki, Napolyon devri Dışişleri Bakanı Talleyrand’ın “hiçbir şeyi unutmadılar hiçbir şey de öğrenmediler!” meşhur sözünde yatan mes’uliyetsizlik tecelli etmez.

Gelelim “Benim Gözümde Menderes” kitabına… “Boyuna Gaflet Devri”  bölümünde dönemin tahlilinden bugüne prizma tutan Üstad’ın bazı hükümleri:

 “… Sabahın, ancak mescit yolcusu Müslümanlara mahsus saatinde sokaklara düşüp imar tetkikleri yapan emirler veren ve fikir temelinden mahrum madde ve âlet hamaratlığını mecnunlara mahsus bir ‘fikr-i sabit’le yürüten Menderes…” (s. 393)

“… Bunca madde eserine rağmen, mânâ eseri verilemediği, ortaya bir ruh ve fikir ülküsü konulamadığı için halk, 1957 seçimleriyle, yollar, barajlar, santrallar ve daha bir çok tesis üzerine iki kalın çapraz çizgi çekmiş:

-Bütün bunların bağlı olduğu insan, cemiyet ve ruhî oluş gayesini görmedikçe hiçbirine inanmıyorum!

Demek istemiştir.

Daha ilk tecellide Adnan Bey, kafasında bu ihtarın tokmağını hissetmiştir.” (s. 398)

Üstad, Demokrat Partinin, 1954 seçimlerindeki başarısının (%  57,61) 1957 seçimlerinde birinci parti olmasına rağmen düşmesi (% 47,87)  üzerine şunları söylüyor:

“… Fakat bu darbenin kaynağını görmek ve her şeyin millî ruh ve gayeyi ihmalden geldiğini kestirmek ferasetinden mahrumdur. O, hâlâ bütün açıkların madde eseri vermekle kapatılacağına kanidir.” (s. 399)

Bu oy kaybına dair devam ediyor Üstad:

“Menderes, giriştiği dev çapında imar hamlesiyle, hasta çocuğa bayramlık elbise biçmek gayretinde, fikir yerine hisle dolu bir anneye benzer. Çocuk iyi edilecek, semizleyecek, mektepte sınıfını geçecek, gerisi ondan sonra gelecek… (Napolyon) zamanında başlayan Paris İmarının, bütün dünya hazineleri Fransa’ya akıtıldıktan sonra ele alındığını düşünmek meseleyi halletmeye yeter. Evvelâ zafer ve onun verimleri, sonra da o verimlerin esere çevrilmesi… İçinden geçecek insan ve nakil vasıtalarının fikri ve iktisadi gaye ve vasıfları yerine getirilmeden boşluğa doğru akıp giden cadde ve yolların manzarası ne hazindir!

Bu ince sırrı Adnan Bey ve arkadaşları anlayamamışlar ve her şeyi madde, imar ve inşasında bulmuşlardır.” (s. 401)

“İmar davası, büyük fikrî ve içtimai davaya bağlansaydı ne muhteşem bir eser elde edilecek olduğunu ihtar eden hazin bir çocuk oyuncağı seviyesini aşamamıştır.”

Üstad “Sebep Ne?” diye soruyor ve adeta 58 yıl önceden bu günleri işaret edercesine cevabını veriyor:

“Sene 1958… Bu yıl, Adnan Bey hükümetinin düşmanları tarafından şifasız bir zaaf teşhisiyle keşfedildiği ve her taraftan açık ve gizli tahrip hareketlerinin başladığı mevsimdir. Hükûmette memur, mektepte hoca, üniversitede talebe, mahkemede hâkim, orduda subay, Adnan Menderes’e karşı gittikçe koyulaşan bir İSTİKRAH havasına girmekte ve bu zehirli havayı, Halk Partisi, bir marsık tütsüsüyle beslemektedir.

Ne oluyor; bir gayeye bağlı olmasa bile bunca esere ve marazî çapta demokrasi havasına rağmen Demokrat Parti idaresi üzerinde kümeleşen bu nefret nereden doğuyor?

İşte bunu hesap eden yoktur; hattâ bu nefretin eser vermekten ve endâzesiz bir demokrasi kurmuş olmaktan geldiğini bile farkedenler mevcut değildir. Ortada sadece bir apışma iklimi vardır ve apışma büyüdükçe her çeşit karşı koyma da artmaktadır.

Felâket yalnız ve yalnız ruhî müeyyidesizlikten ve ona bağlı olarak hâkimiyetsizlikten doğuyor. Müdafaaları ise boyuna eserlerini sayıp dökmekten ibaret kalıyor. “

Üstad, 1958 yılında Adnan Menderes’in Londra’da geçirdiği uçak kazasına değiniyor ve Menderes’in bu kazadan sonra “adeta bir nevi uyanık (koma) halini gösteren tutumu”na işaret ediyor ve “politika ne olmalıdır?” diye soruyor, “Ya Ol, Ya Öl!” başlıklı yazısında şu cevabı veriyor:

“Allah seni, ya olmak ya ölmek için yarattı. Sen, seri malı başvekillerden değilsin ve olmayı bilemezsen ölmeyi kabul etmeye mahkûm bir nasibin sahibisin! Şu, büyük bir ilâhi lütufla kurtulduğun uçak kazası da bu nasibin bir işaretidir. Ol, bütün bir hâkimiyet tavriyle doğrul, câni ve katil muhalefeti tasfiye et, milletin öksüz ruhiyle aranda bir kanal aç, bütün devlet müesseselerini bu hedefe yönelt, hamle et; yahut… Yahut ölmeye razı ol!” (s. 408)

Okumaya devam et

RUZNÂME 27 TEMMUZ 2016

ruznameDarbe Günlüğü -13-

İkinci Paralel Örgüt

Müslüman Anadolu ferasetinin yıllar önce ifşa ettiği “Paralel” örgüt sonunda deşifre oldu. Her ne kadar “paralel” kelimesinden hoşlanmasam da mecburen kullanıyoruz bu aralar… Bir paralel gidiyor, öbür paralel geliyor. Paralel örgüt pazarlamacılarının yeni kuklası; İran (Fars) dolaylarından devşirme. Birinci paralel örgüt liderimiz A.B.D merkezliydi. İkincisi, İran merkezli… Yeni “paralelimiz” hayırlı (!) olsun.

İran’ın tarihten bu yana en büyük özelliği, Âlem-i İslam’a karşı küfür ittifaklarının içerisinde yer almasıdır. Bu sebepten İran devşirmesi yeni paralel lider de Batılı abilerinin yanında yabancılık çekmeyecektir!

Yeni paralel örgüt lideri (!) birincisinden daha cahil ve beceriksizdir. Lakin korkmasın! Sahneye sürenler zaman içerisinde rolünü tayin edecektir. Rolünü, mevzu ve güzergâh haritasını… Birinci liderimiz ağlamakla meşhur iken, ikincisi tam tersine pis pis sırıtmasıyla bilinir. Öz babasından dahi şahsına reddiye yapılmasına rağmen, O, babasının yanına gelerek ilminden ve irfanından faydalanacağı yerde, umumi olarak muhterem pederine karşı ağza alınmayacak sözler nakletmiş, babasına lanet okuyarak “anne babaya of bile demeyin” ayetini çiğnemiş, böylece dilinden düşürmediği Kur’an’ın ruhuna tükürmüştür. Efgani hayranıdır yeni liderimiz. Efgani… Ulu Hakan İkinci Abdülhamit Han’ın Nişantaşı’na “ihanet” suçundan hapsettiği İngiliz yaveri… İngiliz’in çakma halifesi, Abduh ve Reşit Rıza mel’unlarının hocası, üstadı… Efgani’nin Batı karşısındaki tavrını görmek isteyenler, O’nun Renan’a yazdığı cevaba (!) baksınlar…

Okumaya devam et

RUZNÂME 26 TEMMUZ 2016

ruznameDarbe Günlüğü -12-

Millileşen Bahçeli ve Milliyetçi Hareket Partisi

Bugün Devlet Bahçeli partisinin grup toplantısında fevkalade bir konuşma yaptı.

Yıllar önce Üstad Necip Fazıl, Rapor 3’de, ülkücü hareketi; ‘Enerji ve hamle potansiyeli mihrakı” olarak tanımlamıştı. Bugün ülkücülerin lideri Devlet Bey’in konuşmasından sonra, ülkücü hareket, “Enerji ve hamle potansiyel mihrakını” “beyin ve kalp merkezine” taşımayı bilmiş, böylece M.H.P bidayetinden beri ilk defa bu kadar millî ve fikrî şahsiyet takınmıştır.

Devlet Bey, ilginç bir şahsiyet terkibidir. Saf ve safiyane, temiz ve berrak, hülasa, Anadolu’nun temiz evladı… Bizden biri… Bugünkü konuşması “bizden biri” olduğunu bir kere daha ispatlamıştır.

*

Devlet Bahçeli’nin 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonraki tavırları, partisini ve kendini hakiki milliyetçiliğin saflarına çekmiş, milliyetçiliği “ideolocya” olarak değil de “psikolocya” olarak görmeye başlayarak “kişi kavmini sevmekle kınanmaz.” Hadis-i şerifinin hikmetini kavramış, bu sayede menfi milliyetçiliği def ederek müsbet milliyetçilik esas alınmıştır.

7 Haziran seçimlerinden sonra Türkiye, tekrar “koalisyon” tehlikesiyle başbaşa kalmıştı. Bir tarafta A.K.P, diğer tarafta M.H.P, C.H.P, H.D.P… Devlet Bahçeli tavrı burada devreye giriyor, ve diyor ki: Ben ve partim, H.D.P ve C.H.P ile ittifak etmem, edemem… Gözyaşları eşliğinde dinliyoruz açıklamalarını… Ve Türkiye yeniden seçime gidiyor, A.K.P yeniden tek başına iktidara geliyor. Millileşme sürecinin ilki budur. İkincisi ise, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından M.H. P’nin ve liderinin takındığı tavır ve tavırlardır. Darbe kalkışması başladığı andan itibaren ilk resmi açıklamayı Bahçeli yapıyor ve iktidarın yanındayız diyor. Bazı sütübozuklar ise darbe girişiminin başarılı olamayacağı anlaşıldığı anda açıklama yapıyor, böylece kimlerin aslında nerelerde saf tuttuğu açık şekilde ortaya çıkıyor.

Okumaya devam et

METİN ACIPAYAM AZERBAYCAN BASININA MÜLAKAT VERDİ

logobigMetin Acıpayam Azerbaycan basınına mülakat verdi!.. Karabakh Today gazetesi adına yapılan mülakatı Azeri gazeteci Oktay Hacımusali gerçekleştirdi… Çok yakında mülakatın ses kaydına ve yazılı haline sitemiz üzerinden ulaşılacaktır…

Takipçilerimize duyurulur!… 

http://tr.karabakh.today/ adresinden siteye ulaşılabilir…

 

RUZNÂME 25 TEMMUZ 2016

ruznameDarbe Günlüğü -11-

Demokrasinin Şehidi Olur mu?

Küfür ittifakına “dur” diyen Müslüman Anadolu milleti “dini, milliyeti ve vatanı” için şehadet şerbeti içedursun, “Her hakikate sahtesi bulaşır” gerçeğinden hareketle yeni bir kelime terkibi uydurdular: Demokrasi şehidi…

Lisanımızı mahveden 23 darbecilerinden tek hatıra kaldı bugün:  Lisan yaramız… “Islah-ı huruf” olarak başlayan Türkçe’ye operasyon hareketi, 1928’de “tebdil-i huruf” la neticelenmiş, sonuç olarak lisanımız mahvedilmiştir.

*

Artık musiki tadında Türkçe kelimeler yoktur, Nurullah Ataç “tilcikleri” vardır.

Kelimeler… Kelimeler… Kelimeler… Uçup giden kelimeler, buharlaşmış mana ve ifadeler… Neredesiniz? Terkettiğiniz yurda ne vakit gelirsiniz?

Neyse mevzumuza gelelim… Lisan meselesiyle giriş yapmamın sebebi yanlış kullanılan bazı kelimeden dolayıdır. Bu kelime: Şehit kelimesi… Lisan mahvedilince kelimeler mahvedildi, kelimeler mahvedilince de hangi kelimenin ne mana ihtiva ettiğini unuttuk gittik. Manası katledilen binlerce kelimemizden üçü en hazin noktadadır. Kader, şehit, yaratmak kelimelerinden bahsediyorum… Arabesk müzikle beraber “kader” kelimesine ve manasına hücum edilmiş, “sahte şehitlerle” “hakiki şehitler” birbirine karıştırılmış ve sonunda haddini bilmeyen “modern insan” -yaratmak fiili sadece Yaratıcıya aitken- “kitap yaratmış”, “araba yaratmış” vesaire…

*

15 Temmuz darbe girişiminde küfür ittifakına mukavemet gösteren kahraman halkımız 250 civarında “şehit” vermiştir. Her birinin şehadet mertebesine yükseldiğini biliyor, gazalarına gıbta ile bakarak aziz ruhaniyetlerinden şefaat talep ediyorum…

Onlarca insanın ölüme koşa koşa gitmesinin tek sebebi vardır: Allah için cihat ve O’nun dini için can vermek… Müslüman, Allah için seven ve O’nun için nefret edendir… Tüm hareketimizin müsebbibi, çıkış noktası bu güzergâhtır. Yalnız Rıza-ı İlahiye…

Okumaya devam et

RUZNÂME 24 TEMMUZ 2016

ruznameDarbe Günlüğü -10-

15 Temmuz ve Aldananlar Topluluğu

15 Temmuz darbe girişiminden sonra ağızlarda iğrenç bir kelime dolaşıyor: Aldandım… Bu kelimenin bende uyandırdığı ilk tedai: derin ahmaklık, takiyye yahut benzeri görülmemiş yalan…

Darbe girişimiyle adı anılan hareket takriben 40 yıllık harekettir. Aldana aldana bir hal olanlara sormak istiyorum! Bir insanın ömründe kaç 40 yıl vardır? Kuzum sizde, ferasetten ve hakkaniyetten niçin eser yoktur?

*

Şeriat ortadadır. Ölçüler, temel meseleler… Müslümanın şeriata nisbetle şahıs ve şahısları, hareket ve hareketleri işaretlemesi gerekmez mi? Darbe girişimine kalkışan hareketin liderinin ilk yaptığı darbe: hakikate indirdiği darbedir. Hakikat namına ne varsa silip süpürmüş, çeşitli algı operasyonlarıyla hakikatin ırzına geçmiştir. Hakikate darbe, ilme darbedir. İlme darbe fikre darbedir, fikre darbe dine darbedir. Hızını alamaz darbeci!.. Bu kadar darbenin ardından bir gün gelir, siyasi darbeye de kalkışır. Hakikate, ilme, fikre, dine darbe yapılırken neredeydiniz ey aldananlar topluluğu!

*

Müslüman bir kere aldanır, müslümanca aldanır. İkinci aldanmaya hakkı yoktur… Hazreti Peygamberin buyurduğu üzere: “Müslüman aynı delikten iki defa sokulmaz.”  Zira Müslüman, ehl-i ferasettir. Yahudi’yi Hristiyan’ı cennete sokan (cennet babasının malı sanki), laikliği İslamiyet’le nişanlamaya kalkışan, hatta bu babta “ben laikim” diyebilecek kadar laiklik meddahı, itikadi, ilmi, fikri, ahlaki sapkınlıkları yüzlerce iken hala bu zatın siyasi darbe girişimine şaşıranlara ne demeli?

Okumaya devam et

RUZNÂME 23 TEMMUZ 2016

ruznameDarbe Günlüğü -9-

Ak Parti ve Gençlik

Gençlik, bir hareketin muharrik kuvvetidir. Her hareketin istikbali gençlik teşkilatlarıyla doğru orantılıdır. Kahramanlığın, gözükaralığın, cesaretin ve keşfin en âlâsının yaşandığı dönemdir gençlik… İlmi ve fikri keşif… Sonrası akl-ı selim gözükaralık ve daha sonra müsbet kahramanlık… İşte İslam mücahidi dava gençlerinin farik ve mümeyyiz vasıfları…

*

Hareketlerin istikbali gençliğe yapılan yatırımlara bağlıdır. Bir hareket kendini üç safhada cemiyete kabul ettirir. Birinci safha, fikrin-mefkûrenin ortaya konulduğu safhadır. Fikirsiz mücadele olmayacağı gibi ve ilimsiz aksiyonda kör döğüşünden ibaret kalacağı için, ilmî ve fikrî mefkûrenin ortaya konulması gerekir. Bu mefkûreye nisbetle hareket, gençliğini yetiştirmeye başlayacaktır. İkinci safha ise; Ortaya konan mefkûrenin müessese fikrini örmek ve fikrin müessesesini kurarak, fikir hareketini hayata tatbik etmek. Unutulan bir gerçek şudur ki, hayata tatbik edilmeyen/edilemeyen her fikir, hareket, aksiyon vesaire, ölmeye, eskimeye, pörsümeye ve daha da hazini zaman dairesinde dogmatikleşmeye, sonra da bir buz gibi donmaya başlayacağı aşikârdır. Üçüncü safha ise; fikrin müesseselerini cemiyete nakşetmek… Bu üç safhada fikir, kendini cemiyete kabul ettirir. Bu üç safhanın olmadığı ya da herhangi birinin ihmal edildiği hareketlerin istikbalinden söz edemeyiz.

*

Gençlik mahiyeti itibariyle hareketin ve aksiyonun dinamik olduğu dönem olması sebebiyle, umumiyetle üçüncü safhada faal rol oynayacaktır. Yani, birinci safhada fikri ortaya çıkaran mütefekkir, ikinci safhada bu fikri hayata uygulayan tatbik kafa, üçüncü safha ise gençlerin murakabesi altındadır. Mefkûresi ortaya konan ve müessesesi kurulan fikri hayata nakşetme mes’elesi…  Birinci safhanın telif ve terkip safhası. İkinci safha tatbik, üçüncü safha ise, tetkik, telif, tatbik ve terkibin devamlılığını sağlayacak hamlelerde bulunabilme istidadı… Üçüncü safhaya koyduğumuz gençliğin bir hareket için ne kadar önem addettiğini anlayabildiniz mi şimdi?

*

Okumaya devam et