Etiket arşivi: edebiyat

ÇOCUK EDEBİYATI ROMAN ÇALIŞMASI -16-

Serdar ‘HAYAL’ kutbundan sonra hızla ‘DUYGU’ kutbuna yükseliyordu. Duygu kutbunun en önemli özelliği ruhla bağlantılı olmasıydı. Duygu bir nevi, ruhtan akıp gelen saf enerjinin adıydı. Serdar, okuduğu bir kitapta duygu ile alakalı şu sözleri zihnine getiriverdi: Duygu olmadan insan harekete geçemez, herhangi bir konuda çalışamaz, hiçbir şey arzu edemez. Her faaliyet için mutlaka az veya çok duygu gerekir. Mesela akıl verdiği karara duygu pompalamazsa o kararı uygulamaya geçemez.

Serdar bu satırları hatırladı ve ‘Efesus’a galip gelmek için muhakkak duygu silahını kullanmayalım.’ deyiverdi kendi kendine.

Hızla yükseliyordu Serdar.

Okumaya devam et

ÇOCUK EDEBİYATI YAZILARI -1-

Ateşperest varlık sınıfa girdiği sırada matematik öğretmeni Zeliha Hanım, Serdar’dan başka kimsenin cevaplandıramayacağı bir soru sormuştu.

Genç adam ürpermemek için kendini zor tuttu. Ateşperestlerin gündelik hayatına bu şekilde girip çıkmasına uzun zamandan beridir alışmıştı alışmasına ama yine de bunlardan biriyle her karşılaşması onun için son derecede tatsız bir deneyim oluyordu.

Sınıfın kapısı sanki kolayca oyulabilecek, yumuşacık bir maddeden yapılmış gibi yaratık kafasını kapıdan içeriye sokuvermişti. Çırpılmış kremadan yapılmışa benzeyen bu karanlık biraz da kıllı varlık kimi zaman ufak tefek kimi zaman da gayet irili çaplı gözükmekteydi.

-Serdar, diye seslendi matematik öğretmeni, cevap verecek misin?

Okumaya devam et

NECİP FAZIL ÜZERİNE MÜLAKATLAR -13-

ŞAİR MEMDUH ATALAY İLE MÜLAKAT

ŞAİR MEMDUH ATALAY İLE MÜLAKAT

METİN ACIPAYAM: Şairlik küçük ve âdi hasislikler işi midir? Yoksa idrakin en ileri merhalesinin cehdi mi?

MEMDUH ATALAY: Elbette şiirin dili günlük dilden farklı olduğu gibi şairin idraki de sıradan idrakten yani eşya ve madde üzerine yoğunlaşmış idrakten uzak olmalıdır. Novalis hakiki insan şairdir der. Bu sözde insanlık bir sanat olarak vurgulanır aslında. Yani şair öyle bir yerdedir ki kendi var oluşunu bir ideolojiye dönüştürmeden ve kendisi en alt ya da en üst olmadan insani olan her şeyi kavrayıp onun histe ve fikirde anlamına ulaşmalı bunu günlük dilin dışında bir dille ifade etmelidir. İdrak eşyanın ve maddenin dar kalıplarına sıkışmışsa şair sıfatı taşıyan eşhasın kendi benlik pürüzlerine muhatap olacağız demektir. Şair iç zenginliği ve anlama çabası çerçevesinde şeylerin üstündeki perdeyi aralayabilen adamdır. Bizde bilmek daima görmeyi içeren bir keyfiyet taşır. Batı’da ise bilmek güç sahibi olmaktır. Görmeyi ve mesuliyeti bilmenin bir gereği olarak algılayan kültürümüz insanın endişeli oluşunu, hüzünkâr tavrını önceler. Şair kendi ferdi macerası içerisinde beşeriyetin fıtratına dokunabilen bir his ve fikir idraki içerisinde olmalıdır. Mehmet Akif “in namına, ahlâk-ı fazıla namına, Allah korkusu namına kalbinde hiçbir his taşımayan, zulme, haksızlığa karşı samimi ruh cûşa, hûruşa gelmeyen şairler, hangi cemaatte mebzul ise Allah o cemaatin belasını verecek değilvermiş demektir. Öyle ya bir milletin ruhu evvela, eş ‘arında görülür. Saniyen efrârd-ı milletin terbiye-i içtimâiyesini yükseltmek; ulvi, bununla beraber sağlam fikirleri beliğ bir beyanın te’sir -i sâhiriyle kalblerde his haline getirmek ancak şairlerin vazifesidir.” (1) demektedir. Bu izahtan da anlaşılacağı üzre şair adeta sihirli ifadelerle milletini üst bir şuura taşıyan kimsedir.

Okumaya devam et