Aylık arşivler: Haziran 2016

METİN ACIPAYAM’IN TERKİP VE İNŞÂ DERGİSİ 16. SAYISINDA YAYIMLANAN YAZISI

İtikâf ve Tefekkür  

Tefekkür aziz ve ulvi olduğu kadar gayet zor meşgaledir… Hazreti Peygamber’in mübarek dudaklarından çıkan şu söz tefekkürün önemini işaretler: “Bir saatlik tefekkür, bir sene nafile ibadetten hayırlıdır.” Tefekkürün önemini bu hadis-i şerif üzerinden belirttikten sonra, diyebiliriz ki, itikâf tefekküre nişanlıdır.

Tefekkür mahiyeti icabı sükûneti ve sakinliği sever. Derin fikrediş, derin hissedişle mümkündür. His ve fikir istinatgâhının dış kabuğu sükûnetle örülmelidir. Sükûnetin sağlandığı andan itibaren insan kendini dinlemeye başlar, bu sayede tüm dikkatleri üzerine toplar. Tam da bu anda itikâfla beraber insan bütün dikkat projeksiyonunu kendi çevirir, düşünür, fikreder. Böylece itikâf, tefekküre hususi manada karargâh teşkil eder.

Okumaya devam et

Reklamlar

RUZNÂME 29 HAZİRAN 2016

Sükût ve murakabe zamanı. Bir günlük itikâf. Umumi Neşriyatından mes’ul olduğum Terkip ve İnşâ dergisinin bu ayki kapak konusu da; İtikâf. Hayırlara vesile olur İnşallah.

RUZNÂME 28 HAZİRAN 2016

Canımdan çok sevdiğim Maraşlı Ahmet Doğan İlbey abimin yazılarını okuyorum bugün. Ahmet Abinin fikir yüklü üslubuna kulak verelim.

Uykuya dost olan Müslüman çoğalıyor/sa…

Buhara’dan Anadolu’ya gelen Hüsameddin-i Uşşâkî Hazretlerinin muhteşem sözüyle bu yazıyı “…uykunuz varken okumayın. Çünkü… uyuyanları uykudan uyandırmak için yazılmıştır. Tok karnına da okumayın… ”

“UYKUYA DOST OLMAYINIZ”

Uykuyu sevenler bizden değildir. “Biz” den kastımız Müslümanca yolda fikrî, ilmî ve edebî meselelerle iştigal edenler, yâni ulvî sancısı olan dâva adamlarıdır. Uyku dost olanların çoğalıyor olması, Müslüman ülkesinde irfanın, ulvî sızının ve tefekkürün azalması demektir. Fethi Gemuhluoğlu, “uykuya dost olmayınız” diyor:

“İnsanın uykuya sırt çevirmesi lâzım. Peygamber-i Ekber uyumazlardı. Eğer Türkiye’de … Türk insanı, Müslüman insan, Millet-i İslâmiyye’nin insanı… yeniden bir ‘ba’sü ba’de’l-mevt’ sırrını yaşamak istiyorsa, onu ihyâ etmek istiyorsa… uykuyu kaldırmalıdır. Uykuya düşman mı olalım? Hayır! Uykuya dost olmayalım…”

“UYKUDAN SIÇRAYIP KALK, ISTIRAP ÇEK”

Müslüman için haddi aşan uyku nefsânî bir hâl olduğu için gaflet hâli sayılır. Kaygısızca çok uyuyan Müslüman hâl üzere olamaz ve tefekkür edemez. Hz. Mevlâna’nın ikazını bugün kaç kişi biliyor? “Uykudan sıçrayıp kalk, ıstırap çek! Bir tarafta su sesi duyulurken, öte tarafta susuzun uyumasına imkân var mıdır?”

“EHL-İ CENNET UYKUYU BİLMEZ”

Haz ve modernizm, beden ve ruhunu o kadar kuşatmış olmalı ki farkında olmayan bir kısım Müslüman, Yunus Emre Hazretlerinin sözlerini gönlüne almayı unutmuş: “Uyuma der bana Sultân-ı enbiyâ / Hiç yatma der sana Sultân-ı enbiyâ”

Efendimiz Aleyhisselâtüvesselâmın hayat tarzına sebep asabiyetiyle bağlı olan asâletli Müslüman az uyuyarak hayatın her ânını gönül gözüyle yaşar ve temaşa eder. Uykunun kötülüğünden bahseden Abdülkadir Geylani Hazretlerinin nasihatini hatırlamayan Müslümanın duruşunda noksanlık vardır.

Uykuyu değil, uyanıklığı aramak lâzım. Ayıklığı icap ettiren halleri terk, bütün iyi şeyleri bir yana itmek sayılır. Bunun icabıdır ki âriflerde bayağı uyku azdır. Ehl-i cennet uykuyu bilmez. Çünkü uyku gaflettir. Dolayısıyla noksanlıktır. Bütün hayırlı işler, ayık olmadadır. Zahirî uykudan kurtulmak için az yemeli, az içmeli, çok yiyip içince çok uyku olur.

Böyle diyor ulu zat. Konfor ve modern nimetler karşısında recüliyetine sahip olamayan Müslüman bu nasihatleri unutmuşa benzer.

Okumaya devam et

RUZNÂME 27 HAZİRAN 2016

Hiç dinmeyen bir baş ağrısı!.. Sabahlara kadar çalışıyor olmam mı sebeb? Yoksa bir türlü uyuyamam mı? Bilmiyorum, teşhis konulamayan bu ağrının ıstırabı her geçen gün artmakta. Okuyorum, düşünüyorum, yazıyorum… Okudukça düşünüyorum, düşündükçe yazıyorum. Fikir varoluş sebebim. Kim bilir, yazmasam belki de öleceğim.

Manasız bir hafta geçirdim. Sıkıldım, bunaldım, yer yer usandım!..

Herşey birbirine karışmış vaziyette. Hakikatler unutulmuş, mukaddes bildiğimiz tüm kıymetlere sahtelikler bulaşmış.

Allah sonumuzu hayreylesin!

Bugünlük bu kadar ey okuyucu!

Başka bir şey gelmiyor içimden. Biraz okuma ve sonra az uyku. Gayret bizden muvaffakiyet Allah’tandır.

RUZNÂME 26 HAZİRAN 2016

ZİHNİ İŞGAL VE SURİYE

Her ne kadar Batı gerileyip çökse de gücü hala sürmekte… Bunun karşılığında ise Doğu kalkınıyor, yükseliyor, gelişiyor ama hala Batı kadar uluslararası meselelerde tecrübe ve maharet sahibi değil. Bu durum, insan bedeninin terakkisine benzemekte… Delikanlı ve genç ruhun sahibi Doğu, gelişiyor, serpiliyor, güçleniyor, ihtiyar ise gücünü gittikçe kaybediyor. İhtiyar Batı batışın, genç Doğu ise Doğuşun müjdecisi…

Her ne kadar ihtiyarın zihni ufku ve akıl hacmi delikanlıyla mukayese edilemeyecek kadar geniş ve büyük olsa da zevale akmakta. Ne var ki zaman hükmünü icra ediyor, durdurulamıyor, zapt edilemiyor ve ihtiyarı hızla zevale yani “batışa” doğru yuvarlıyor. Zihninden her saniye kırk tane şeytanlık ve kurnazlık geçiren ihtiyar kurt, çoğu zaman doğuyu alt ettiğini sanıyor, halbuki delikanlının dayanıklılık ve direncini artırarak kendine karşı nefreti daha da perçinleştiriyor…

Gençliğin ve ihtiyarlığın fark bakımından farik ve mümeyyez vasıflarından en önemlisi şudur ki, ihtiyar; zafere dahi sevinemeyecek kadar yorgun ve bitkinken, genç her türlü mağlubiyetten ders çıkarır, hamle istidadını her daim koruyarak şartların uygun hale gelmesini sükûnetle bekler, zira genç demek “ruh” demektir. Ruh her daim gençtir, dinamiktir… Ruhu elinde bulunduran ise İslam Medeniyetidir.

Geçen asrın Batılı filozofu şöyle diyordu;

Yakında bir mucizeye şahit olacağız, çok yakında. Dünyada bir hayvan topluluğu yaşayacak. Bir karınca yuvası olacak arzımız… İşte bu hayvan topluluğu bugünkü Batı’dır, ve kendini yenileyebilmesinin mümkünatı yoktur. Zira insan hayvanlaşabilir, ama hayvan insanlaşamaz. “Hayvan” olduğunu kendi ağzından teyit etmek suretiyle bir buçuk asırdır haykıran Batı uygarlığı, Cemil Meriç’in dediği gibi; hayvan çiftliğidir…

Okumaya devam et

RUZNÂME 25 HAZİRAN 2016

Tevhid Medeniyeti

Fikri harmanlayan, hayatı çerçeve içine alarak ilim ve bilgi tasnifini yapan mecra, medeniyet mecrasıdır. Fikrin yekûnu medeniyet fikri etrafındadır. Herhangi bir hadiseyi ve mevzuyu medeniyet çapında değerlendirebilmek, büyük fotoğrafı görerek külli idrake ulaşabilmek bir hayli zor, zor olduğu kadar da meşakkatlidir.

Hayatı fildişi kulelerden seyreden dar ve çapsız misaller etrafında sahte nisbet arayıcılarının varacağı tek menzil: fikirsiz duraktır. Fikir, tefekkür etmektir. Tefekkür eden mütefekkir ise, sürekli hakikat arayışı ve hikmet keşfi peşindedir. Kainattaki tüm gerçekler, keşfetmekle mümkündür. Keşif tefekkürün, tefekkürde mütefekkirin meşgalesidir.

*

İslam’ın insanlığa sunduğu medeniyet fikri, tevhid medeniyetidir. Tevhid medeniyeti, “bir” etrafında öbeklenen, “bir” i ulvi kabul ederek, bir’den bine, bin’den tekrar bir’e gelenlerin kuracağı mukaddes oluştur.

*

Tevhid Medeniyeti herhangi ırkla ya da milliyetle anılamayacak kadar geniştir. Medeniyet devleti, fert-cemiyet-devlet-medeniyet dörtlü terkibi etrafında müesseseleşmiştir.

*

Üç Medeniyet” e Cevab

Yukarıdaki satırlardan anlaşılacağı üzere gerçek medeniyeti kurmuş ve kuracak olanlar, Tevhide muhatap olan nur yüzlü insanlardır.

*

Bu aralar bir kitab geçti elime. Ahmet Ağaoğlu’na ait bu kitabın ismi: Üç Medeniyet.

Kitap bu zamana kadar üç baskı yapmıştır. Birinci baskı 1927, ikinci baskı 1972, üçüncü baskı ise 2013 yıllarındadır. Biz üçüncü baskıdan devam edeceğiz.

Okumaya devam et

RUZNÂME 13 HAZİRAN 2016

Hürriyet Etrafında Gezinti

Çağdan çağa, ülkeden ülkeye, insandan insana değişen bir mefhum: hürriyet. Konduğu çiçeğin rengini alan Hint kelebeği. (Cemil Meriç, Mağaradakiler, İletişim Yayınları, 23. Baskı s. 196)

*

Hürriyet fetihtir, başkalarından dilenilmez. (a.g.e s. 197)

*

Onsekizinci asrın ortalarına kadar fert yok Avrupa’da, tabiatiyle fert hürriyeti de yok. Hürriyet haktan çok, imtiyaz. Fertler, bir sınıfa, bir loncaya, bir devlet hizmetine, bir şehre, bir eyalete bağlı oldukları için bazı haklara da sahip.. Galikan kilisesinin hürriyeti, korporasyonların hürriyeti, üniversitelerin hürriyeti ve daha yüzlerce hürriyet. Bunların bir başka adı da franşiz, Hançerî’nin Türkçesiyle: “Âzadegî”, muafiyet, serbestlik. Kişinin ayırıcı vasfı: Teba olmak, kiliseye bağlı olmak, sanat sahibi olmak, belli bir sınıftan olmak. Ferdin hürriyeti görevleriyle sınırlı. Kişi olarak yararlanamaz bu hürriyetten. Başka bir deyişle, hürriyetler, belli bir zümreye ait imtiyazlardı. (a.g.e s. 199)

Okumaya devam et

RUZNÂME 12 HAZİRAN 2016

 

Tanımıyoruz Polonya’yı

Cemil Meriç Hint Edebiyatıyla alakalı çalışmalarında “Tanımıyoruz Hint’i” der. Evet… Tanımıyoruz. Sadece Hint’i ve Hint Edebiyatını mı tanımıyoruz?  Hayır. Polonya Edebiyatını da tanımıyoruz. Hem de hiç.

Hatırımıza dahi gelmeyen bir dünya Polonya.

Batı’nın piç çocuğu olmamak için çırpınan, Osmanlı’dan ayrılışının bedellerini uzun yıllar ödeyen Polonya’dan bahsediyorum. Doğu Avrupa’nın soğuk iklimi, ikinci cihan harbinin yaralı ülkesi Polonya, parçalanmışlığın en derinini tatmıştır. Türlü ihanet ve sefaletin anavatanı: Polonya.

Polonya Edebiyatının hiciv ve münekkidi Ignacy Krasicki, çağdaşları tarafından “Şairlerin Prensi” diye anılmıştır. Şairlerin Prensine kulak verelim:

Sonunda tüm yardım yolları tıkanınca birer birer,

Candan dostlarla çevrili tavşanı köpekler yediler

Şu mısraın şairi bu sözleri ülkesinin sürekli bölünmesine karşı söylüyordu. Köpeklerin kim olduğunu siz düşünün!

Okumaya devam et

RUZNÂME 11 HAZİRAN 2016

Musiki Hakkında

“Keşke her şey musiki gibi olsa” diyordu kıymetli bir dost. Bu sözün hakikati üzerinde duracak olursak deriz ki, Musiki insanın estetik tarafını tetikleyip uyandıran, kimi zaman hülyalar, kimi zamanda hayaller âleminden ilhamlar getiren hususiyettedir. Aşk gibi ulvi bir kelimenin ideolocyasını görürüz musiki eserlerinde.

Kimi zaman hasret, kimi zaman veda, kimi zaman da sevgilinin bir busesi yeter maşuğa. Sevgilinin kirpiği “ok” olur, hedefine kalb denilen karargâhı alır. Kalp, bu okun acziyeti karşısında mağlup olunca tek çıkar yol vardır artık: Sevgiliye köle olmak…

Okumaya devam et