Kategori arşivi: İLİM

KADİR MISIROĞLU İLE TÜRKİYE VE İSRAİLİN GELECEĞİ HAKKINDA MÜLAKAT

kadir-misiroglu

KADİR MISIROĞLU İLE TÜRKİYE VE İSRAİLİN GELECEĞİ HAKKINDA MÜLAKAT

Mülakat: Metin ACIPAYAM


Metin ACIPAYAM: İslam âleminin dün olduğu gibi bugün de lideri Türkiye’dir. Bu liderliğin KARARGAH’ı da Anadolu’dur. Buradan hareketle, Türkiye’nin ve İslam âleminin dünü-bugünü ve özellikle yarını hakkında ne söylemek istersiniz?

Kadir Mısıroğlu: İsrail, Türkiye ve İslâm Âlemi’nin geleceğine dair düşünceleri iki ayrı perspektiften inceleyelim:

Hıttîn Korkusu” Perspektifinden

“Kader” Perspektifinden

Metin ACIPAYAM: “Hıttîn” korkusu ve bunun âmil olduğu plân hakkında konuşmaya başlayabiliriz…

Kadir Mısıroğlu: Ortadoğu coğrafyasına yabancı bir unsur olarak yahudilerden önce hristiyan Batılılar gelip yerleşmişlerdi. Onların âkıbeti yahudilerin tarih boyunca kulaklarına küpe olmuş ve onlar gibi yok edilmek korkusuyla kendilerini dâimâ bıçak sırtında hissetmişlerdir.

Gerçekten Haçlılar, 1095 yılında tertipledikleri bir seferle 1099′da Kudüs’ü zabtedip büyük bir katliâm yaparak buraya yerleşmişlerdi. Kısa zamanda Antakya’ya kadar uzanan bir “Haçlı Krallığı” kurmuşlardı. Fakat İslâm Âlemi’nin o zamanki dağınıklığından istifâde ederek gerçekleştirdikleri bu zafer uzun sürmemiştir. 1187 yılında “Taberiye Gölü” yakınındaki “Hıttîn” adlı tepenin eteklerinde Selahaddin-i Eyyubî tarafından müthiş bir bozguna uğratılmış, çoğu susuzluktan helâk olmuştur. Haçlıların bu mağlubiyeti üzerine 2 Ekim 1187′de Kudüs’e giren Selahaddin-i Eyyubî insanlık tarihinde misal teşkil edecek dehşetli bir adâletle Kudüs halkının yaralarını sarmış ve bu kadîm İslâm diyarını yeniden müslümanlara kazandırmıştır. O gece Miraç kandilinin yıldönümüydü. Selahaddin Eyyubî bu vesîleyle afv-ı umûmî ilân etmişse de kılıç artığı Haçlılar, bu eşsiz merhameti bir taktik eseri zannederek kaçıp Akra kalesine sığınmışlardı. Bu kale ve civarında bir müddet daha mukâvemete devam etmişlerse de meşhur Memlük Emîri Sultan Halil tarafından 1291′de kılıçtan geçirilip denize dökülmüşlerdir. Bu topyekûn yok edilme Roma İmparatoru Titus’ un zaferine benzemiyordu. O Mabed-i Süleyman’ı yıkmıştı, fakat yahudileri kılıçtan geçirip yok etmiş değildi. Ancak müslümanların bu zaferiyle o coğrafî bölgeye hâriçten dâhil olmuş hıristiyan unsur tamamen yok edilip ortadan kaldırılmıştır. Şimdi şu kadar asır sonra yahudiler de aynı coğrafyaya yabancı bir unsur olarak hulûl edip devlet kurmuşlardır. Ancak vaktiyle hıristiyanların yaşadığı mâcerâ dolayısıyla “Hıttîn, yani yok edilme korkusu” her yahudinin şuuraltında derin izler bırakmıştır. Bunun için yahudiler aynı âkıbete uğramamak için sırf Ortadoğu milletleri, hâssaten araplara karşı çeşitli plânlar yapıp geliştirmişlerdir. İsrail Devleti’nin bekasını temin maksadına bağlı olan bu plânlar her ne kadar gizli tutulmakta ise de bunlardan zaman zaman bazı sızıntılar ve bu bâbda bazı bilgiler Dünyâ umûmî efkârının ıttılâına mâruz kalmaktan kurtulamamıştır. Gerçekten İsrail Dışişlerinde vazifeli Oded Yinon ‘un 1982 yılında Dünya Siyonist Teşkilâtı’na bağlı Enformasyon Dairesi’nin ibrânice yayın organı olan “Kivunim” de yer alan bir rapor işte bu sızıntıların en dikkat çekici olanıydı. “1980′lerde İsrail İçin Strateji” adını taşıyan bu rapor, İsrail’in bütün Ortadoğuyu kendi beka stratejisi icabı olarak nasıl şekillendirmek lâzım geldiğini gözler önüne koyuyordu. Ona göre 20. asrın başlarında Ortadoğu’daki devletlerin hududları İngilizler tarafından âdetâ cetvelle çizilmiş olup tamamen sunî bir mâhiyet arz etmekteydi. Mezkûr rapora göre ne Irak’ta bir ırak milleti, ne Suriye’de bir suriye milleti, ne Ürdün’de veya Mısır’da… Bir millet olmanın icâbına göre tekevvün etmiş bir siyâsî câmiâ mevcud değildir. Bunlar kâh ırk ve kâh da mezhep itibariyle kozmopolittirler. Bu bölünme İsrail’in Ortadoğu’da tutunması maksadıyla gerçekleşmiş olmasına rağmen bu hususta kâmil bir netice hâsıl olmak için bir kere daha tekrarlanmalıydı. Kısacası İsrail’in etrafındaki bütün devletler ki, buna Türkiye de dâhildir- yeniden birer ikişer ve bazı ahvâlde üçer yeni parçaya ayrılmalı, Osmanlı mirasında teşekkül etmiş olan devletçikler daha da ufalanıp İsrail karşısında mukavemet gücünü büsbütün kaybetmeliydiler. 1982 tarihli bu rapora rağmen, raporun mantığı 1975′ten itibaren fiilen tatbik sahasına konulmuştur. Küçücük Lübnan bu yahudi emeline ilk olarak muhatab olmuş ve onun beş bölgeye bölünmesi planlanmıştır: Hıristiyan Mârûnî, müslüman sünnî, müslüman alevî, dürzî vs. henüz yaraları kapanmamış bulunan Lübnan iç harbinin derûnî sebebi bu yahudi emeliydi.

Okumaya devam et

Reklamlar

METİN ACIPAYAM-PROF. DR. NEVZAT TARHAN MÜLAKATI (ParaPsikoloji ve Biyoloji)

METİN ACIPAYAM-ÖMER AKPINAR -İSLAM MEDENİYET TASAVVURU HAKKINDA SOHBET-3-

METİN ACIPAYAM-ÖMER AKPINAR -İSLAM MEDENİYET TASAVVURU HAKKINDA -1-

Mutlak Müderris Hz. Resul-i Ekrem’in Tedrisat Usûlleri

Mutlak Müderris Hz. Resul-i Ekrem’in Tedrisat Usûlleri

İslam’ın iki asıl kaynağından olan Kur’an ve Sünnet, İslam ilim ve tedrisat anlayışının temel iki kaynağıdır. Kur’an, Allah’ın Habibine vahyettiği, Sünnet ise Hazreti Peygamberin hayatında olan söz ve hadiselerin tamamına denilir.

*

İslamiyet’in ilk müderrisi Hazreti Peygamber’dir. Mutlak müderrisin mutlak talebeleri de Sahabe-i Kiram’dır. Allah’tan aldığı hakikatleri sahabelerine anlatan Hazreti Peygamber’in ilk tedrisat usulü sohbettir. Bu sohbetlerde mutlak ilme muhatap olan Peygamber’e kulak veren Sahabe Efendilerimiz ise, mutlak tedrisat usulü olan sohbet meclisinde O’na muhatap olmaları sebebiyle sahabe olmuşlar ve Hazreti Peygamber’in kutlu ve muzaffer yoluna kendilerini adamışlardır.

*

Hazreti Peygamber’in Tedrisat Usûllerine bakıldığı zaman görülecektir ki, O; muhatabına ümit ve iman aşılayan Peygamberdi. Zira, İslamiyet, ümit ve iman dinidir. Ümit imanla eşdeğerdir, Ümidini kaybeden imanını kaybetme gibi felaketli bir hale yakalanır ki, Allah hepimizi böylesi hallerden muhafaza eylesin. Hazreti Peygamber etrafında örgüleşen tedrisat usullerinden sohbetle beraber üzerinde sıkça durulan mevzuların başında “ümit” “iman” ve “müjde” ler gelir. Bir çok sıkıntılı müjdeleriyle mutlak ümidi, mutlak ümitte mutlak imanı beraberinde getirmiş, böylece sahabe efendilerimizin imani inşâ dönemleri gerçekleşmiştir.

Okumaya devam et

METİN ACIPAYAM’IN TERKİP VE İNŞÂ DERGİSİ 16. SAYISINDA YAYIMLANAN YAZISI

İtikâf ve Tefekkür  

Tefekkür aziz ve ulvi olduğu kadar gayet zor meşgaledir… Hazreti Peygamber’in mübarek dudaklarından çıkan şu söz tefekkürün önemini işaretler: “Bir saatlik tefekkür, bir sene nafile ibadetten hayırlıdır.” Tefekkürün önemini bu hadis-i şerif üzerinden belirttikten sonra, diyebiliriz ki, itikâf tefekküre nişanlıdır.

Tefekkür mahiyeti icabı sükûneti ve sakinliği sever. Derin fikrediş, derin hissedişle mümkündür. His ve fikir istinatgâhının dış kabuğu sükûnetle örülmelidir. Sükûnetin sağlandığı andan itibaren insan kendini dinlemeye başlar, bu sayede tüm dikkatleri üzerine toplar. Tam da bu anda itikâfla beraber insan bütün dikkat projeksiyonunu kendi çevirir, düşünür, fikreder. Böylece itikâf, tefekküre hususi manada karargâh teşkil eder.

Okumaya devam et

KISA SÖZLER VE VECİZELER -11-

Medeniyet Devletimiz için FERT-CEMİYET-DEVLET-MEDENİYET dörtlü terkibli fikriyat üzerinde çalışarak yeni ilimler kurmalı. Pozitvist akıldan kurtulmak için AKL-I SELİMİ
Batı Bilim Telakkisinden kurtulmak için İSLAM BİLGİ telakkisini,
Batı İhtisas belasından kurtulmak için KÜLLİ İDRAK şuur ve hassasiyetini TERKİB ve İNŞÂ etme mecburiyetindeyiz.
İslam Medeniyet Hamlesinin fikir alt yapısı buralarda!..
Gerisi koca bir fiyasko!…

KISA SÖZLER VE VECİZELER -8-

“Dünyada 6 asır 3 kıtada barış yurdu’nu biz kurduk yalnızca. Biz çekildik tarihten; Batılılar, bir asırda dünyayı cehenneme çevirdiler!”
Hala bu sırtlan sürüsüne itimat eden akıl, BETONLAŞAN akıl değil de nedir?

KISA SÖZLER VE VECİZELER -7-

Batı MEDENİYETİ değil GENÇ ADAM, Batı Uygarlığı…
Medeniyet tektir, o da TEVHİD Medeniyetidir.
Lafa Batı Medeniyeti diye başlayan ahmak kafa, O’nu İslam’la eşitlemez de ne yapar?

KISA SÖZLER VE VECİZELER -6-

İslam Bilgi Telakkisine nisbeten, İLİM-BİLGİ hususunda fikri olmayanın TECDİD adamı olabilme ihtimali olabilir mi?
Bu çağın büyük TECDİD hamlesi müslümanların İLİMLERİN TASNİFİ’ni yapıp, FELSEFE mecrasından çıkabilmesinden geçmektedir!…