Etiket arşivi: MUSİKİ

RUZNÂME 6 AĞUSTOS 2016

ruznameSâmiha Ayverdi Okumaları -6-

Musiki Hakkında

Sâmiha Ayverdi ‘Kaybolan Anahtar’ eserinde Türk musikinin müdafii olur. Kıymetli büyüğümüz Nihat Sami’nin Türkçe müdafii olması gibi, O’da musikimize uzanan kirli elleri teşhis ve tespit eder.

Evvela şu hususu belirtmem gerekiyor ki, musiki hakkında konuşabilmek için insanı, asli ve esasi manasıyla idrak etmek lazım gelir. İnsanın hakiki çehresini “akıl-kalp-zevk” veçheleri tayin eder. İnsan, akli, kalbi, zevki inşâını tamamlamadan ruha ulaşamaz. Ruha ulaşamamaktan mülhem nefs, insanı murakabe altına alır ki bu hal; insan için bedeni, zihni, akli, kalbi hastalıkların yüz göstermesi demektir.

*

Aklı fethetmeyen kalbe, kalbi fethedemeyen zevke ulaşamaz. O halde akıl, pozitivizmanın, kalp nihilizmanın, zevk ise hayvani insiyakların karargâhı haline gelmiş olur. Bu halde ki insan iblisle flört halindedir.

Okumaya devam et

Reklamlar

MÜZİK-MUSİKİ KONULU MÜLAKATLAR -2-

IMG_0023METİN ACIPAYAM: Müzik-musikî-vecd münasebeti… Müsbet vecd hâli, şahsın kendinden geçmek suretiyle, “ben” yerine “O” diyebilme hâlidir. “O” ise, marifetinin uçsuz bucaksız olduğu hakiki sevgilidir. Hakiki sevgiliyi fikretme meselesinde, manevî vecd hâlinin bir cihetten bağlı olduğu veçhe; musikî meselesidir. Musikî, aklî ve ruhî dünyamızı, tanzim, tasnif ve terbiye eden muharrik kuvvete sahibtir. İnsan menfi yahut müsbet vecd hâliyle tavrını ve hareketini belirler. İnsanın eşrefi, vecd hâlindeyken mânevî olanla rabıta kurar, helâlinden bir aşk, hüzün ve duygulara gark’olur. İnsanın şeytanı, vecd hâlindeyken haram olan duygu ve coşkunluklara kapılır. Şeytanî vecde, edepsiz söz, fiil ve bunalım hâkimdir. Vecdin dünyevî olanını öne çıkaran Batı’nın dinden uzaklaşmış seküler kafası, sanat, şiir, mûsiki ve mistisizmin vecde geçirdiği hâlleri maddî haz hâline getirmiştir. Bu mânada vecd, hissî ve aklîdir. Yâni mukaddes olandan kopuktur. Bu sözlerden hareketle, müzik-musikî-vecd münasebeti hakkında ne söylemek istersiniz?

MEHMET ALİ DEMİR: Öncelikle röportaj için, teşekkür etmek istiyorum. Malûm, artık bir “fabrika alışılmışlığı” hâlinde, eskilerin bir kibrit çöpünden çıkardığı dağ gibi hakikatleri, bizler bugün en önemli görünen hâdiselerden bile çıkarmıyoruz, çıkaramıyoruz. Bu açıdan, bu röportaj da, muhtevasını bir yana koysak bile, büyük önem arzediyor. Ama şunu da belirteyim ki; bu ilk soruda, muhatabınızı kafanızdakilere doğru yöneltme, biraz ifrat hâlde olmuş. Bunu samimi ifadeler olarak alın lütfen. Meselâ, “Batının, dinden uzaklaşmış, seküler kafası” tabiri, hangi din veya bu uzaklaşmanın sebebleri üzerinde konuşmamızın ve düşünmemizin önüne aşılamaz bir duvar örüyor gibi… Johann Sebastian Bach, dindar bir adamdı meselâ, Mozart da öyle… Hattâ ezoterik bir adam olduğu söyleniyor. Yahut Robert Schumann, bir eserine “Rüya Şaşkınlıkları” ismini vermişti; bu da bizim birazdan değineceğimiz “vecd” meselesinde, muradımıza bitişen bir hâdise, örnekler çoğaltılabilir. Neyse, gelelim “vecd” meselesine; vecd, ekstaz hâlidir, biliyorsunuz. Bulma ve bulmanın verdiği coşku… Ruhun, dünyanın gerçekliğinden kopması, bir nevi kendinden geçme… Anlatılamaz bir şey, aynı zamanda aklî olarak anlaşılamaz bir şey. Tam olarak karşılamasa da, o vecd hâlinin, “uyku ile uyanıklık arasında” anlamını vermesi açısından, trans tabirini kullanmak istiyorum. İşte musikî eseri çalınınca, o trans ânında, hangi yönünüze seslenilebiliyorsa, musikî eseri de oraya sesleniyor. Bir nevi, şuurdışınıza hitab ediyor diyebiliriz. Hipnozdan biliyoruz, normal şartlarda yapmayacağınız şeyler telkinlerle yaptırılabiliyor. Bir nevi size baskın gelen bir yere sesleniyor ve ne olacaksa oluyor. Musikî, doğrudan bahsettiğimiz noktaya etki ederek bir nevi rahatlama, neş’e, eğlenme hissi sağlayabilir veya sizin tabirinizle hayatı –belki de suda yumuşatma mânâsıyla- terbiye edebilir. Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’ndan öğrendiğimiz kadarıyla, müziğin “sıkan, sıkıştıran” diye bir mânâsı da vardır. Tam da bu noktadan bakıldığında -kendi anladığımız kadarını söyleyebiliyoruz tabiî ki- sizin hayatınızı tanzim edişi, ya bulunduğunuz noktadan hislerinizi “okşayarak” yahut “sıkan, darlaştıran” mânâsıyla bulunduğunuz yerin, durmanız gereken yer olmadığını ihtar etmesiyle oluyor. İkinci maddeden alarak, bir müzik eseri dinlediğiniz zaman, az önce dediğimiz gibi, huzurlu olmayacağınız mânâsına geliyor. Shakespeare’in II. Richard eserinde geçen, kralın ağzından mealen: “Delileri iyi etmesine rağmen beni çılgına çeviren bu müziği susturun!” cümlesi… Herkeste aynı etkiyi yapmıyor demek ki. “Sıkan, darlaştıran” mânâsını daha fazla da genişletebiliriz, elinizdeki sabunu sıkıştırdığınız zaman, sıçrayacaktır. Buna benzer, müzik bir yerde “sıçratmak için darlaştıran, sıkıştıran” mânâsına, müsbet tarafıyla da ele alınabilir. Işık saçan mânâsıyla beraber düşünürsek, yardımcı bir rol oynadığını da görürüz. Ama o sabunun aşağı doğru mu yukarı doğru mu sıçrayacağı, sizinle ilgili bir hâdisedir. Çift taraflı oluşu hasebiyle, bu da menfi yönüdür. Buradan hareketle, müziğin fonksiyonel tarafı, Nakşîlerin musikîye neden ihtiyaç duymadıklarını da sezdirebilir. Yâni müziğin aslî olarak verdiklerinin yanında, “Müzik, Büyü ve Hipnotizma” konferansımızda da anlattığımız gibi, dinlenilen müziğin kişiye bakan bir yönünün de olduğudur. Açalım biraz; Rilke’nin bir sözünü kullanmıştık orada. Mealen şöyle: “Müzik küçükken beni alır, bilmediğim bir âleme götürür ve orada bırakırdı. Bu âlem BİTMEMİŞ bir âlemdi”. Şimdi, bitmemiş bir âlem demek, insanın muvazenesini bozan ve muhakkak –kafada- bitirilmesi (tamamlanması) gereken bir âlemdir. Bu da şöyle olur; her kim isen o ol, kafandaki şablonlardan başka bir şey kullanarak o BİTMEMİŞ ÂLEM’i bitiremezsin -normal şartlarda tabiî-. Örnek olarak söyleyeyim, kahramanlık-saldırı tarafı ağır basan bir konser düşünelim. Bu konsere bir komünist ve bir kapitalistin gittiğini farzedelim. İşte konserde marşlar, şunlar bunlar çalındı. Haydi sözsüz olduğunu da farzedelim bu konserin. Çıkışta bu konseri dinleyen komünist, müzikten aldığı tesirden ötürü saldıracağı yeri bir bankamatiğin camı olarak belirlerken; kapitalist, rekabet hâlinde olduğu başka bir kapitaliste saldıracaktır. Yâni vecd dediğimiz şeyde de kişiye bakan bir yön mevcut. Bu yüzden, Ahlak-Sanat İlişkisi’ni olmazsa olmaz görüyoruz. Umarım arzedebildim.

Okumaya devam et

İslam Medeniyet Akademisi Etrafında Müzik Külliyesi -2- -Müzik Encümeni ve Müzik Külliyesi Talimatı-

İslam Medeniyet Akademisi Etrafında Müzik Külliyesi -2- -Müzik Encümeni ve Müzik Külliyesi Talimatı-

Üçüncü Fasıl

Müdür ve Yardımcılarının Vazifeleri

  1. Madde: Külliye idarecileri (Müdür ve yardımcıları) umumi sevk ve idareden birinci derecede sorumludur. Memurların ve müstahdemlerin vazifelerini sıhhatli şekilde icra etmeleri hususunda çalışacaklar, düzen ve intizamı sağlayacak tedbirler alarak, külliyenin umumi durumuyla sürekli alakadar olarak, talebelerin derslerinde ilerlemeleri hususunda gerekli malzemeyi temin ettirerek aylık iki defa olmak kaydıyla toplantı düzenini sağlayacak ve her toplantıdan sonra ay başında toplanan bilgileri ve yapılan faaliyetler hakkında Külliye Müzik Encümen Başkanlığı’na göndermek vazifeleridir.

Okumaya devam et

İslam Medeniyet Akademisi Etrafında Müzik Külliyesi -Müzik Encümeni ve Müzik Külliyesi Talimatı- -1-

İslam Medeniyet Akademisi Etrafında Müzik Külliyesi -Müzik Encümeni ve Müzik Külliyesi Talimatı- -1-

 Birinci Fasıl

  1. Madde: Müzik sanatını bedii sanatlar dâhilinde öğretmek ve kadim İslam tarihinde muteber müzik eserlerinin tetkikinin yapılıp yayımlanması ve musikiyle beraber hayatın ihya ve inşâ edilmesi maksadıyla Milli Eğitim Bakanlığı ve Kültür Bakanlığınca ilim ve ihtisas erbabından oluşturulmuş müzik encümeninin teşkili ve “İslam Medeniyet Akademisi Etrafında Müzik Külliyesi” adıyla açılmıştır.

 

  1. Madde: Müzik Encümeni ilgili Bakanlık müessesesince seçilmiş bir başkan ve üç ikinci başkan ile uygun sayıda âzâdan oluşturulmuş fahrî bir ilmî heyettir. Encümen başkanının ve yardımcılarının muhakkak surette ehl-i tasavvuf olmaları zarurettir.

  Okumaya devam et

Medeniyet Akademisinin Müzik Mektebi

 

Müzik, insanlık tarihinin her döneminde var olduğu kabul edilen, ferdi ve içtimai bünyenin altyapısını oluşturan ilim ve sanat dalıdır. Bedii sanatlar dahilinde müziğin ayrı hususiyetler dahilinde tetkik edilmesinin zaruret olduğu hakikati, onu diğer sanat dallarından tefrik etmiştir. Müziğin sanati gücü o kadar tesirlidir ki, onun etkisinden kurtulan herhangi bir mahlükat yoktur. Sadece insan muhayyilesine değil, hayvanat ve hatta nebatata kadar umumi varlığa tesir eden yine müziktir.

İslam medeniyeti huzur medeniyetidir. Huzuru sağlayabilecek her türlü ilim-irfan-hikmete sıkı sıkıya sarılır, onu İslam bilgi ve sanat telakkisinde aynileştirmek suretiyle tetkik ederek terkip kıvamına ulaştırır. Şüphesiz ümmetin, müzik ve hususiyetle musiki meselesine duyarsız ve alakasız kalması düşünülemezdi. Kitabi çapta tetkik ve terkip edilmesi gereken “İslam Medeniyetinde Müzik ve Musiki” ve “Medeniyet Akademisinin Müzik Mektebi” başlıklı bu çalışmamız elbette mecmua yazısında geniş hatlarıyla incelenemeyecektir. Yakın zamanda müzik ve musiki meselemizle alakalı yeni çalışmalar ve eserlerimizin yayınlanacağı müjdesini bu vesileyle söyleyelim.

Okumaya devam et

MÜZİK-MUSİKİ KONULU MÜLAKAT -1-

Eskişehir Musiki Cemiyeti Başkanı “Tamer Murat” ile Musikimizin İşlevi Hakkında Mülakat

Metin Acıpayam: Klasik müziğimizin insanı içine alıp berrak ve saf duyguların dünyasına taşıdığını biliyoruz. Bizdeki musiki, gayet tedrici ve manaperest iklimde var edilmiştir. Nefs’e dokunmadan ruhu okşayan ve zevk-i selimi, sanati manada inşâ eden musikimiz, vakar vakumlayan hususiyete sahiptir. Buradan hareketle ne söylemek istersiniz?

Tamer Murat: Derginizin bu sayısının kapak dosya konusu,  Medeniyet Akademisi başlıklıdır. Bizde meselemizi konuşurken kapak dosya konunuz üzerinden hareket edelim. Medeniyet Akademisinden kastınız, İslam Medeniyet Akademisidir şüphesiz. Bu açıdan bakıldığında görülecektir ki, İslam Medeniyet tarihimizin merkezinde musiki vardır. Türk musikisi birçok makamdan meydana gelmiştir. İnsanın tüm mizaç ve meşrep haritasını sizin de belirttiğiniz üzere burada bulabilirsiniz. Kadim tarihimizin ilk yıllarına bakılırsa görülecektir ki, musikimizin tüm makamlarında insanın hatta tüm mahlûkatın mizaç hususiyetlerini görebilirsiniz. Yani musikimizin her makamı ve her perdesi, aynı zamanda insandır, hayvanattır, nebatattır. Kadimde yırtıcı hayvanların hüzzam makamıyla uysallaştırıldığı bilinmektedir. Yani buradan anlıyoruz ki, insanın terbiyesinden ziyade hayvanların bile terbiyesini sanatla yapan ecdadın çocuklarıyız.

Okumaya devam et