Etiket arşivi: RUH

RUZNÂME 30 HAZİRAN 2016

İslam Tedrisat Telakkisi ve “Ruh” Hakkında Fikir Mülahazaları

  1. asır dünyasına bakıldığı zaman Batı’nın askeri ve siyasi sahada üstünlüğü dikkate değer. Bu üstünlüğün en göze çarpanı fikri ve ilmi sahada olandır. Yanlış anlaşılmasın üstünlük mefhumu. Üstünlüğü düşmana rağmen kabul eden bizim aydın zümredir. Bir cemiyetin aydını satranç oyunundaki “şah” taşına benzer. Şahın mat edilmesi, mat edilen hesabına mağlubiyetin ta kendisidir. Kendi medeniyetini görmezden (pardon red ederek) gelerek, tek tefekkür mecraını felsefe kabul edenler, tüm hayatı havası zahireye yani beş duyu organına hapseder. Zira felsefenin varabileceği en nihai durak; aklın sonudur. Batı’nın aklı pozitivist akıldır. Pozitivist akıl ise özü itibariyle şımarık ve terbiye edilmeyen, zapt ve rapt altına alınmayan, bu alınamayışın sebebiyle muhatabını şeytanın ve tabii ki nefsin kollarına atan mahiyettedir.

*

İslam bilgi telakkisinin özü şımarık akıl değil, ruhtur. Müslüman aklını evvela müessire –yani Yüce Allah’a- verir, bu akıl vahyin emrine girer, had bilir, hudut bilir, işte bu akıl; akl-ı selimdir. Akl-ı selim, ruhun emrindedir. Ruhi temayüller etrafında vücut bularak inkişafını sürdürür.

Okumaya devam et

RUHLARIN YONTULMASI VE GÜZEL’İN KEŞFİ

Meşhur bir divan şâirinin çok sevdiğim beyti;

Takrîr edemem sûz-ı dil ü derd-i derûnum.
Söyletme beni hâtır-ı zârımda keder var.

Bu beyit, insan ruhunun en hassas yerinden tezahür edip kağıda dökülen bir tatlı sitemin ifadesidir aynı zamanda. Türk fikir hayatında zihinleri aptallaştırmaktan için yapılan Dil devrimi neticesinde tabii ki yukarıdaki beyti ilk okumada anlayıp idrak edemiyoruz. Bu bakımdan yukarıdaki beyit şu manayı ihtiva eder.
“İçimdeki derdi de, gönlümdeki ateşi de dile getirmem mümkün değil. Bu halimle beni söyletme ki inleyen hatırım kederle dolu!..”

Okumaya devam et