Kategori arşivi: RUZNÂME

RUZNAME 18 EKİM 2016

  1. ruznameAhmet Arvasi Hakkında -1-

45 gündür ruznâme yazamıyorum. Heyecanımın tükendiğini sanmayın sakın. Ne heyecan tükenir, ne de ümid… Ruznâmeyi bu kadar fazla aksatmamın tek sebebi, yakalandığım amansız hastalıklar… Beynimin tam ortasında oluşan asit kisleri müthiş bir şekilde baş ağrılarımı tetikliyor ve gün boyu sadece uyumak zorunda kalıyorum. Istırap içindeyim, bu ıstırabın sebebi okuyamamak ve yazamamak. Okumak ve yazmak; varoluş sebebim…

Ahmet Arvasi hocayı tetkik ediyorum bu aralar. O’nun hakkında değerlendirmelere girmeden önce, ruhi muhtevasıyla S. Ahmet Arvasi kimdir? diye bir sual soracağım ve bu sual etrafında O’nun aziz şahsını üç beş kelamda çerçevelemeye çalışacağım.

Kimdir S. Ahmet Arvasi? Son asrın büyük tecrit kafası… Berrak bir zihin, işgale uğramamış akli hasseler… ve Akl-ı Selim bir akıl terkibi.

Okumaya devam et

RUZNÂME 1 EYLÜL 2016

ruznameSezai Karakoç ve Diriliş -6-

Medeniyet Anlayışı -3-

İdeal ile Gerçek

Sezai Karakoç ufku tayin eden adam. İdeal ile gerçeğin arası ne korkunç bir mesafe… Diriliş mefkûresinin doğmamasının sebebi bu… İdeallerden gelen ses gerçeği muhatap alır mı? Almazsa ne olur? Sadece sayfalardan ibaret kuru kelimeler yığını!

* Okumaya devam et

RUZNÂME 31 AĞUSTOS 2016

ruznameSezai Karakoç ve Diriliş -5-

Medeniyet Anlayışı -2-

Sezai Karakoç’un medeniyet anlayışında üzerinde fazlaca durduğu mühim meselelerden birisi de, ‘ Medeniyetin herhangi bir ırkla açıklanamayacağı’ gerçeğidir. Dinleyelim: “Medeniyeti ırkla açıklayan (rasist) teoriler varsa da kabulü mümkün değildir. Çünkü: medeniyet, tamamı itibariyle bütün insanlığa hitap eden tarih olgusudur. Tek kişiye ya da insanlığa dönük cephesiyle medeniyet, insanın sadece fizikî ya da fizyolojik ihtiyaçlarına cevap veren bir sistem olmakla kalmaz, ayni zamanda manevî-ahlakî, metafizik ve kültürel isteklerini de karşılamak amacını taşır. Her ne kadar bazı medeniyetlerde maddî ihtiyaçlar, bazı medeniyetlerde de manevî ihtiyaçlar ön plana geçerse de, her medeniyette, az veya çok, bu iki cephe için de bir teklif getirildiği gerçeği değişmez. Bütün ruhî faaliyeti, sonuç itibariyle, maddeye indirgeyen, onun bir yansıması gibi gören, ona bağlayan ya da ondan bağımsız varsaymayan materyalizmi ve özellikle tarihî materyalizmi, ayrıca, her türlü manevî olguyu “kan”a irca eden rasist görüşü bir tarafa bırakırsak, medeniyet olgusunda, ruhî ve maddî faaliyet ve eserlerin tümünü görmek mümkündür. Bu olgu kabul edildikten sonradır ki, insanların, biraz da çağlarının etkisinde kalarak, maddî ya da ruhî faktörü baskın faktör olarak tercih ettikleri gözlemlenebilir.”[1]

Okumaya devam et

RUZNÂME 30 AĞUSTOS 2016

ruznameSezai Karakoç ve Diriliş -4-

Medeniyet Anlayışı -1-

Hazin bir sessizlikle uyandım bugün. Derhal kendimi toparlayıp kütüphaneye gitmek üzere evden ayrıldım. Saat sabahın dokuzu… Bir yanda kütüphaneye gidiyor, öbür yanda Maraş’ın sokaklarını ibretle müşahede ediyorum. Her köşeye ve bucağa bakışımda Agâh Sırrı Levend’in meşhur ‘Acılar’ romanını hatırlamamak mümkün mü? Romanın başkarakteri Fikret şöyle diyordu: ‘Kitab-ı Mukaddes’in bahsettiği kıyamet bu mu? Herkesi kendi başının derdine düşüren mahşer günü bugün mü?’ Evet bugün… Cemil Meriç ne kadar da haklıdır, ‘buhran âlemşümul’ derken… Buhran başlayagörsün! Kurtulmak mümkün mü?

Okumaya devam et

RUZNÂME 29 AĞUSTOS 2016

Sruznameezai Karakoç ve Diriliş -3-

Adı Konulup İçi Doldurulmamış Mefkûre

Diriliş mefkûresinin en göze çarpan tarafı bu. “Yeniden İslam” diyen, İslam’ı dünya görüşü çapında anlayıp idrak etmek isteyen Sezai Karakoç, külli idrakin sırrına vakıf olmak istemiş mütefekkirdir. Eserleri bu idealin ispatıdır. Lakin kitapları, ‘Yeniden İslam’ın” çağını başlatacak mefkûre olmaktan uzaktır. Yanlış anlaşılmasın! Biz hadsizlik yahut kıymet bilmemezlik yapamayız. Ama yolda ilerlemek için de en acı teşhis ve tespitleri yapma mecburiyetindeyiz.

*

Diriliş ’in adı konulmuştur. Fakat içi doldurulmamıştır. Sezai Karakoç, ufku tayin eden, ufku işaretleyen bir idealin adamı… Mevcut hal ile olmayacağını, mevcudun karşısına ayağı yere basan bir mefkûrenin koyulması zaruretini derinden kavramıştır. Fakat bu kavrama tek başına yetmez.

Okumaya devam et

RUZNÂME 28 AĞUSTOS 2016

ruznameSezai Karakoç ve Diriliş -2-

Müşahhasta Kaybolan Adam

Fikir üç safhada tasnife uğrar: Tetkik fikir, tatbik fikir, terkip fikir. Fikrin tetkikatı yapmak, ‘kuru bilgiler’ ve teferruatların peşinde koşmak demektir. Tetkikçi kafa, tecessüsü manto gibi kuşanmış bir arayıcıdır. Tatbik kafa ise tetkikat kafasından aldığı kuru ve teferruat bilgi yığınını alır, süzer ve bunları hayata nasıl ve ne şekilde tatbik edebilirim diye düşünür. Terkip kafası ise mücerretlerin adamıdır. Hem tetkik bilgi, hem de tatbik fikrin nişanlayıcısı, tüm bunlardan yeni sentezler çıkarabilme maharet ve istidadına sahip derin kafalar umumi manada terkip adamlarıdır.

Okumaya devam et

RUZNÂME 27 AĞUSTOS 2016

ruznameSezai Karakoç ve Diriliş -1-

Mustarip bir sûkutun boşluğunda asılı kalanların tek dayanağı kitaptır. Kitap, emr-i ilahinin ‘ikra’ sözüne muhatap olan tılsımlar dünyası. Bu dünyaya narin, latif ve zarif olanlar girebilir. Bu hislerin düğümlediği duygularla başlıyorum Sezai Karakoç okumalarına.

*

Varlığının hududundan tüm zaafları tard eden kahraman misali seslenmek istiyorum ve diyorum ki; O dirilişin öncüsüdür. Lakin sadece bir öncü. Önden giden bir süvari atlı. Arkasını kollamaya çalışan, çalıştıkça bu güzergâhın hususi mizacına aykırı olduğunu gören de O. Şimdi de tamamen fildişi kulesine çekilen münzevi bir ehl-i fikir.

Okumaya devam et

RUZNÂME 26 AĞUSTOS 2016

ruzname26 Ağustos 2016

Attilâ İlhan Etrafında -5-

Son Söz

Çapkın, çakırkeyif, derbeder bir üslup. Şımarık, atak, serazad bir zekâ. Kızdırdığı zaman bile sevimli. Kitabı gülerek kapıyorum, yarı sarhoş, yarı doymuş, yarı aç.”

“Bu haşarı üslup, düşünce yumağı ile oynayan sevimli bir kedi yavrusu: koşuyor, zıplıyor, saklanıyor, tekrar fırlıyor bir köşeden. Kâh açılıyor, kâh düğümleniyor yumak. Arada bir koptuğu da oluyor. İlhan, çok defa şair, bazen gazeteci, bazen de bir derginin Paris muhabiri. Muallim Naci’nin tehzibinden geçmemiş bir Cenap. Türkçe yazan bir Ali Namık. Daha usta, daha tecrübeli bir Ali Kemal, Paris Musahabeleri’nin Ali Kemal’i.” Bu satırlar Cemil Meriç’in ‘Umrandan Uygarlığa’ kitabının ‘Hangi Batı’ kısmından iktibas.

Derbeder bir üslubun adamı Attilâ İlhan. Kimi zaman Batıcı, kimi zaman Batı aleyhtarı. Fikirsiz, lakin fevkalede tetkikçi bir kafa. Tetkikatlarının yoğunluğundan olacaktır ki, tefekkürü ihmal etmiş, bu ihmal etmenin ardından, hayatı yeniden inşâ edebilme yolunu kendi ikliminde değil de, Batı ikliminde aramıştır. Bu arayış, O’nu zarureten Batı’nın kör kuyularına itmiştir. Ne hazin!

Okumaya devam et

RUZNÂME 25 AĞUSTOS 2016

ruznameAttilâ İlhan Etrafında -4-

Avrupa, Avrupa

Romain Gary’ye kulak verseniz, Avrupa hapı yutmuş, öyle diyor! (Hadi bakalım, Romain Gary kim, şimdi onu anlat! Bu adam, benim sevdiğim XX. yüzyıl yazarlarından biri, romancı, İngilizce ve Fransızca yazıyor, film rejisörü, ayrıca diplomat, Fransız Dışişleri’nde hizmeti olmuş, daha önce General De Gaulle’ün hür Fransızlarından, Hür Fransız Hava Kuvvetleri’nde savaş pilotu olarak çalışmış, madalyalar almış, kısacası adam gibi bir adam! Bildiğim kadarıyla Türkçe’ye bir kitabını çevirdiler, asıl adı ‘Avrupa Eğitimi’ydi, ‘Partizan Nadejha’ adıyla çıktı. O da iyidir ya, asıl önemli eseri Goncourt Armağanı’nı kazanmış olan, filmi de yapılan Cennetin Kökleri’dir.)

Peki, neden hapı yutmuş, Avrupa diye sorarsanız cevabı hazır: enerji kaynağı yok, ham maddesi yok, bu ikisini üçüncü dünya ülkelerinden sağlayıp kendi içinde birleşerek, yüzyıl sonunun devlerine karşı direnmeye çalışıyor, oysa bu devler ortaya çıkmamışken, üstelik bütün enerji kaynaklarını ve ham madde ülkelerini ‘sömürge’ diye egemenliği altında tutarken Avrupa durumunu koruyamamış; önemini yitirmiştir, bugünkü koşullar altında nasıl üçüncü dünyadan enerji ve hammadde sağlayıp da Rusya gibi, Amerika gibi devlere kafa tutabilecek?

Gary’nin bir başka görüşü de, şu: Aslına bakılırsa, bugün ondan ayrı, birbirine karşıt birer gerçek sayılmaktaysa da, Avrupa uygarlık anlamında Amerika ve Rusya’da devam etmektedir. Avrupa uygarlığının iki yeni uzantısı, bu iki süper güçtür.

Okumaya devam et