Etiket arşivi: kitap

YENİ KİTABIMIZ

Kıymetli ilim adamı Mustafa Yıldız ile Metin Acıpayam’ın yaptığı ZAMAN-MEKAN-VAROLUŞ başlıklı mülakat kitaplık çapa ulaştı, bugün itibariyle Çıra Yayınlarından neşredilmek suretiyle Matbaaya verildi…

Hayırlara vesile olması temennisi ile…

Not: ZAMAN-MEKAN-VAROLUŞ başlıklı mülakat sorularımız 50 küsur ilim adamına cevablandırılması için gönderilmiş, lakin Mustafa Yıldız, Haki Demirve Mehmet Emin Parlaktürk dışında suallerimize cevab veren çıkmamıştır… Ahlakımız gereği, sualleri cevablandıramayanların isim listesini yayınlamıyoruz….

CEMİL MERİÇ YAZILARI -1-

Cemil Meriç serisinin takdimi

Cemil Meriç, yirminci asırda zamana imzasını en keskin manada atmış olan, büyük mütefekkir ve münekkittir. 12 ciltlik Cemil Meriç külliyatı ise, yirminci asrın Doğu ve Batı âlemlerinin fotoğrafıdır adeta. Asrın başlarında doğup sonlarında vefat eden Cemil Meriç gibi bir deha tarafından çekilen bu fotoğraf, muhakkak ki dünyaya dair en derin ve hacimli fikri haritadır.

Cemil Meriç, buhran-ı fikrimizin çeşitli müsebbiblerini cüretkar şekilde ortaya koymuş, posalaşmış ve satılmış ruhlara karşılık, diriliş ve ayağa kalkışın fikir altyapısını şahsiyetli edasıyla ortaya koymuştur. O halde, Müslümanların yeniden tarih sahnesine çıkışının karargahı Anadolu olacaksa, diriliş ve kuruluş fikriyatı arayanlarında yolu bir şekilde Cemil Meriç’e çıkacaktır. Cemil Meriç külliyatı fikriyat doğuracak külliyattır. Fikir ile tabii münasebet halinde olanların Cemil Meriç’i ve eserlerini atlaması izahı olmayan gayr-ı tabii hadisedir.

Cemil Meriç’ten sonra, onunla muadil bir mütefekkir yetişmediğinden dolayıdır ki,  fikriyatı bıraktığı yerde kalmıştır. Oysa fikir üretilerek devam eder. Üretilmeyen ve deveran ettirilmeyen fikir, bir zamandan sonra doktirinleşme tehlikesiyle başbaşa kalır. O halde gerek Necip Fazıl gerekse Cemil Meriç gibi dehaların, eserlerini yeni baştan gözden geçirmeli, oradaki terkibi hükümler açılarak yeni mevzu ve meseleler keşfedilmeli, böylece dehaların fikriyatları dünden bugüne, bugünden de yarına aktarılmak suretiyle devam ettirilmelidir. Fikrin devamlılığını sağlamaya yönelik çalışmalar, gayet kıymetlidir şüphesiz. Böylece ülkede tefekkür hamlesi başlatılır.  “O şunu yaptı, bu da zaten şöyle yapmıştı” nev’inden günah avcılığı içinde tüketilen bir hayat, içinde bulunduğumuz kaostan çıkışın ve yeniden İslam medeniyetini inşa etmenin yolunu açmaz. Bu yol açılmadığı takdirde, Cemil Meriç çapında mütefekkir yetiştirmek hayalden öteye geçmez.

Okumaya devam et

AKADEMYA DERGİSİ SAHİBİ GÜLÇİN ŞENEL METİN ACIPAYAM’IN YENİ KİTABINI YAZDI

150 YILLIK TÜRKÇE KAVGASI

Gülçin Şenel

 Geçtiğimiz ay yayınlanan Metin Acıpayam imzalı, “150 YILLIK TÜRKÇE KAVGASI – Harf ve Dil Tartışmaları” isimli kitab, alanında bir kaynak eser olma iddiası taşıyor. Türkiye’de 1860’lı yıllarda başlayan harf ve imlâ tartışmaları, Cumhuriyet’ten sonra Latin alfabesine geçişimizle daha da alevleniyor. İşte eserde, tartışmaların başladığı ilk yıllardan bugüne, dönemin aydın-yazar-çizer kesiminin görüşlerinden günümüz aydın-münevverlerinin görüşlerine kadar geniş bir yelpazedeki değerlendirmelere yer veriliyor. Bir tarafta, Latin alfabesine geçmenin gerekli olduğunu savunanlar, diğer tarafta buna gerek olmadığını, imlanın düzeltilmesiyle “herkesin okuyabileceği” bir yazıya ulaşılabileceğini savunanlar… Derken “Harf İnkılabı”…

Metin Acıpayam, eserinin “giriş bölümünde” şöyle takdim ediyor eserini:

Okumaya devam et

KİTAP TANITIM -1-

Zaman Mekan Varoluş Kitabı

Fikir teknesi külliyatının 23 sırt numaralı “Zaman Mekan Varoluş” kitabı ile başbaşayız. Kitabın müellifi Haki Demir. Kitabın değerlendirilmesine girmeden evvel müellifle alakalı bazı şeyler söylemem gerekiyor.

Haki Demir, kaleme aldığı onlarca telif eserle, tutkulu hayallerini kartal kanatlarıyla doğudan batıya, kuzeyden güneye bütün dünyayı sarıyor, menfaat hırsıyla yanıp tutuşan ellere, son derece mütevazi tavır ve eda ile büyük bir vakar dersi veriyor. Ele aldığı her meseleyi tefekkür mecrasına çekerek rahat insan tiplerinin uykusunu kaçıran bir müellife dönüveriyor. Şanı ve şöhreti yok, menfaat hırsıyla yanıp kavrulan nefsani halleride. Son derece tevekkel halde, “manevi mesuliyetimizdir” deyip bütün aşk ve heyacanını içinde yaşıyor. Dışa vurulan aksiyonun ve heyecanın, insanları fevri harekete sürükleyeceğini gayet iyi bilen Haki Demir, tüm heyecanını içinde yaşıyor. O’nun gözleri dışa bakmıyor, tamamen içe bakıyor. O’nun kulakları dışarıyı duymuyor, içini ve kalbini duyuyor. Kalb ve gönül iştiyakından cezb olan dehavari akıl ve mantık muhayyilesini, tasavvuf ocağında terbiye edenlerden. Böyle biriisi Haki Demir. Eminim bu satırları okuyunca, nefsinin kabarmasından korkarak, bu sözleri önemsiz görecektir. Zira O, methiye ve eleştirilere çoktan kulaklarını kapatmış. Methiyenin nefsani kabarmayı, tenkidin ise tersten nefsi tetiklediğini her vesilede dile getiriyor. Bu tür ucube şeylerle enerjisini tüketen insan tiplerine ise yarı üzüntülü eda ile tebessüm ediyor.

Okumaya devam et