Kategori arşivi: İDRAK

Mutlak Müderris Hz. Resul-i Ekrem’in Tedrisat Usûlleri

Mutlak Müderris Hz. Resul-i Ekrem’in Tedrisat Usûlleri

İslam’ın iki asıl kaynağından olan Kur’an ve Sünnet, İslam ilim ve tedrisat anlayışının temel iki kaynağıdır. Kur’an, Allah’ın Habibine vahyettiği, Sünnet ise Hazreti Peygamberin hayatında olan söz ve hadiselerin tamamına denilir.

*

İslamiyet’in ilk müderrisi Hazreti Peygamber’dir. Mutlak müderrisin mutlak talebeleri de Sahabe-i Kiram’dır. Allah’tan aldığı hakikatleri sahabelerine anlatan Hazreti Peygamber’in ilk tedrisat usulü sohbettir. Bu sohbetlerde mutlak ilme muhatap olan Peygamber’e kulak veren Sahabe Efendilerimiz ise, mutlak tedrisat usulü olan sohbet meclisinde O’na muhatap olmaları sebebiyle sahabe olmuşlar ve Hazreti Peygamber’in kutlu ve muzaffer yoluna kendilerini adamışlardır.

*

Hazreti Peygamber’in Tedrisat Usûllerine bakıldığı zaman görülecektir ki, O; muhatabına ümit ve iman aşılayan Peygamberdi. Zira, İslamiyet, ümit ve iman dinidir. Ümit imanla eşdeğerdir, Ümidini kaybeden imanını kaybetme gibi felaketli bir hale yakalanır ki, Allah hepimizi böylesi hallerden muhafaza eylesin. Hazreti Peygamber etrafında örgüleşen tedrisat usullerinden sohbetle beraber üzerinde sıkça durulan mevzuların başında “ümit” “iman” ve “müjde” ler gelir. Bir çok sıkıntılı müjdeleriyle mutlak ümidi, mutlak ümitte mutlak imanı beraberinde getirmiş, böylece sahabe efendilerimizin imani inşâ dönemleri gerçekleşmiştir.

Okumaya devam et

Reklamlar

METİN ACIPAYAM’IN TERKİP VE İNŞÂ DERGİSİ 16. SAYISINDA YAYIMLANAN YAZISI

İtikâf ve Tefekkür  

Tefekkür aziz ve ulvi olduğu kadar gayet zor meşgaledir… Hazreti Peygamber’in mübarek dudaklarından çıkan şu söz tefekkürün önemini işaretler: “Bir saatlik tefekkür, bir sene nafile ibadetten hayırlıdır.” Tefekkürün önemini bu hadis-i şerif üzerinden belirttikten sonra, diyebiliriz ki, itikâf tefekküre nişanlıdır.

Tefekkür mahiyeti icabı sükûneti ve sakinliği sever. Derin fikrediş, derin hissedişle mümkündür. His ve fikir istinatgâhının dış kabuğu sükûnetle örülmelidir. Sükûnetin sağlandığı andan itibaren insan kendini dinlemeye başlar, bu sayede tüm dikkatleri üzerine toplar. Tam da bu anda itikâfla beraber insan bütün dikkat projeksiyonunu kendi çevirir, düşünür, fikreder. Böylece itikâf, tefekküre hususi manada karargâh teşkil eder.

Okumaya devam et

KISA SÖZLER VE VECİZELER -10-

Aklını kurtaramayan Kalbini, Kalbini kurtaramayan Zevkini İnşâ edemez…
İnsan; akıl, kalp ve zevk karargahları üzerine yaratılmıştır. Aklın,kalbin,zevkin hakikati İslam’da…
İnsanı hayvana benzetip, kalbi reddeden, kalbin reddiyle de insanı hayvani zevkin kollarına atan BATI FELSEFE mecrasından çıkma vakti gelmedi mi? Gelmediyse kendi hamlemizi nasıl ve ne şekilde başlatacağız?

KISA SÖZLER VE VECİZELER -7-

Batı MEDENİYETİ değil GENÇ ADAM, Batı Uygarlığı…
Medeniyet tektir, o da TEVHİD Medeniyetidir.
Lafa Batı Medeniyeti diye başlayan ahmak kafa, O’nu İslam’la eşitlemez de ne yapar?

KISA SÖZLER VE VECİZELER -6-

İslam Bilgi Telakkisine nisbeten, İLİM-BİLGİ hususunda fikri olmayanın TECDİD adamı olabilme ihtimali olabilir mi?
Bu çağın büyük TECDİD hamlesi müslümanların İLİMLERİN TASNİFİ’ni yapıp, FELSEFE mecrasından çıkabilmesinden geçmektedir!…

TERKİP VE İNŞÂ DERGİSİ 14. SAYI METİN ACIPAYAM YAZISI

Untitled-1ÜÇ MÜHİM MESELE ETRAFINDA BÜYÜK DOĞU FİKRİYATI 


Büyük Doğu Fikriyatını müellifi, “Yekpare bir inanış, görüş ve ölçülendiriş manzumesi” sözleriyle ortaya koyar. “İnanış-Görüş-Ölçülendiriş” üçlü terkibinden doğan, muvazene ve muhakeme şuuru Büyük Doğu mefkûresini 20. Asrın istisnasız olarak “tek” ve “büyük” külliyatı haline getirmiştir.

Üç mühim mesele etrafında Büyük Doğu fikriyatı başlıklı yazımızda, Büyük Doğu’nun ümmetin her ferdinin kafasında şuurlaştırmaya çalıştığı 3 mühim mevzunun tahlilini yapacağız. Bunlar;

  • Batının (Felsefenin) krize girdiği meselesi
  • Ümmetin diriliş ve silkiniş hamlesini başlatma meselesi
  • Külli İdrak meselesi

  Okumaya devam et

TERKİP VE İNŞÂ DERGİSİ METİN ACIPAYAM YAZISI -13. SAYI-

NECİP FAZIL’A DOĞRU BAKIŞ

12776723_10153965629864939_198992467_oAlimi alime arifi arife sorun demişler… Bu noktada biz ne alimiz ne de arif… Tek kaygımız, Necip Fazıl ismi etrafında pervane gibi dönmek suretiyle bu cins zekayı ve mücerret kafayı anlamaya çalışmak. Necip Fazıl etrafında dönmek diye bir cümle kullanıyorum. Evet, dönmek, bu dönmenin neticesinde yanmak, pişmek ve kavrulmak. Kavrula kavrula kemâli yakalamak. Kemâl mertebenin zirve şahsiyeti, bulunduğu mevki ve manevi iklim sebebiyle çağımızda şekillenen ve şekillenecek bütün kavramların Necip Fazıl etrafında değer bulduğu hakikatini kavramak. Bu kavramayı sezerek, hissederek, duyarak yakalamak. Necip Fazıl karşısında tek meselem budur…

   Mefhumların çorbaya, anlayışın dumura uğratıldığı bir zamanın içindeyiz. Üst üste gelişen hadiseler ve hayatın problemleri “modern insan” tipini, evvala nefs putunun, sonra da beşeri putların kölesi haline getirdi. Geçirdiği derin ruhi bunalımlar ve buhranlar sebebiyle fertler, her geçen gün derin bir ahlâki bataklığın içine yuvarlanmakta. Bu ruhi problem ve derin buhranların en temelinde yatan hakikat ise kitlelerin mutlak dünya görüşünden yoksun kalmalarıdır. Bu yoksunluk o hale gelmiştir ki, aptallaşan ve salaklaşan bir nesille karşı karşıyayız. İrfan, anlayış ve idrak melekelerinin kanserleştiği böylesi bir zaman da, zamanı kucaklayan, bütünleyici bir bakışla fikir yoksunluğumuzu kelam şahikasıyla müsbet kutba çeviren Necip Fazıl’a bin selam olsun.

Okumaya devam et

SERVET TURGUT İLE MÜLAKAT -TERKİP VE İNŞÂ DERGİSİ 13. SAYI-

12776723_10153965629864939_198992467_oMETİN ACIPAYAM: İslam Tefekkür mecrasına şiddetle ihtiyacımızın olduğu aşikar. Tefekkür mecrası yoksa tefekkürün olmayacağı bedahet çapında hakikat. Tefekkürün olmadığı yerde ilim mecrasının akibeti vahimdir. Necip Fazıl bu gerçeği 30’lu yıllarda görerek tefekkür mecrasını tetiklemeye çalışmıştır. Bugün batıya mahkum oluşumuzun sebebi ilim telakkimizi oluşturmamızla alakalıdır. Üstadın o zamanlarda söylediği “felsefenin krize girdiği” gerçeğiyle beraber Batı’nın çöküşü başlamıştır. Batı’nın tek terkip maniverasını felsefe oluşturmaktadır. O halde felsefe çöktüğüne göre, Batı’da çöküyor demektir. O halde bu hengamede bize düşen ne olmalıdır? Batı’nın enkazı altında kalmak mı? Yoksa yeniden ayağa kalkabilecek medeniyet hamlesini başlatmak mı?

SERVET TURGUT: Hiç konuşmayan bir Allah dostu… Ona soruyorlar: “Efendim neden hiç konuşmuyorsunuz?” diye… Cevap veriyor: “Evladım! İlme sırtını dönmüş bir halka yönelmek, arka dönenlerin döndüğünden daha çok arka dönülmeyi gerektirir!” Bir nevi, devrinde ilme karşı takınan lakaytlığa karşı gönül koyuyor… Sorunuzun tefekkür, tefekkür mecrası ve ilim şeklinde temayüz eden vasfını bu açıdan irdeleyecek ve müşahhas plana aktaracak olursak, at koşturmak için nasıl önce bir at, yetmedi onu koşturacak bir alan, o da yetmedi iyisinden bir süvari lazımsa, bugün için tefekkür yeleli atlar, tefekkür mecrası ufuksuz çayırlar ve şiir yazar gibi at sürecek ilim ehli süvarilerden yana ortalık tenezzülsüzlük baskınıyla basılmış durumdadır. Bu tenezzülsüzlük hali de, nemli ortamlarda peyda olan böcekler gibi, tefekkür çapımızı atlı karınca sırtına bindiren, insanımızı eğleyen-eğlendiren ve şahsına fil ebadınca nam, menfaat, saygı devşiren tefekkür düşmanı sahte alimcikler için doğal yaşama koşulları doğuruyor. Yani tefekkür cihetinden hal-i pür melalimiz şu; bir traktör kasasında, bindiği kürek sapını at gibi dört köşe kulvarında koşturan bir çocuk!

Okumaya devam et

MEVCUT MATEMATİK SIFIR İLE BİR ARASINA SIKIŞMIŞTIR

Batının bizden yarım olarak aldığı ve tam muamelesi yaptığı riyaziye, matematik haline geldikten sonra, eksikliği görülemediği için, sıfır ile bir arasına sıkıştırılmıştır. Riyaziyenin ufku, sıfır ile bir arasındaki sahadan ibaret değildi, ikmal edilemediği için orada kalmıştı.
Riyaziye tecrit ve terkip güzergahını ikmal, ufkunu tespit, mevzu haritasını teşkil etmediği için, bugünkü matematiğin eksikliğini izah etmek zordur. Batının bunu idrak ve izah etmesi ise zaten beklenmezdi.

Batı, “bir”den sonraki sayılara toplama yoluyla ulaştığı için, “bir matematiğine” mahkum oldu, bu sebeple de sıfır ile bir arasında sıkıştı. Bu sıkışmanın en bariz alameti, bilgisayar dilini sıfır ile bire, bu ikisinin arasına hapsetmesidir. Bugünkü teknoloji, sıfır ile bir arasındaki sahanın teknolojisidir, eğer “iki” sayısı keşfedilebilirse, mevcut teknoloji ikiye katlanmayacak, onlarca katına ulaşacaktır.

Okumaya devam et

LİSAN MÜLAKATLARI -5- ‘ÖZGE SENA BİGEÇ’ ile MÜLAKAT

12642868_675528369255349_3954548765336110095_nDil-Düşünce-İdrak Üzerine

 Metin Acıpayam: Meseleler meselesi dil, tefekkür ve idrak bahisleridir. Dilin tefekkür ve idrak ile sıkı münasebeti kurulmalıdır. Eşya ve hadisenin teşhiri ve tetkiki tefekkür edilir, idrak vetiresinde hazmedilir, bu hazmedilen fikir dil ile inşâ edilerek hayata tatbik edilir. İnşâsı mümkün olmayan bilginin ne değeri olabilir. İnşâ demek hayat demektir. Hayatı inşâ edemeyenler zaman dışı kalır. Dilin inşâ gibi büyük tecrit ve terkip hamleleri hakkında neler söylersiniz?

Özge Sena Bigeç: Kün ile başlayan kâinât yolculuğunun dünyadaki arz-ı nihanıdır dil. Dil’iniz varsa inşa edersiniz, ihya edersiniz. Dil; hayata verilen hayat ikramıdır. Dil; hayattan evvel hayat ihsanıdır. Görünürde ‘‘etten’’ müteşekkil bebeğin, yeryüzündeki varlığının kısa bir süresinde ‘‘kelime’’ vücuda gelip sayha oluyorsa, hayat sayfası sayha içinde geçiyorsa, kelimelerin annesi olan ‘‘Dil’’ ‘‘Lisan’’ evet, belirttiğiniz gibi ‘‘meseleler meselesi’’dir!

Ete gizlenmiş ruhun bedenle ilk çarpışması, ilk etkileşimi, ilk tesir-i güzidesidir dil. Dil’i maddenin içine alamazsınız, madde değildir, maddeden değildir, fakat maddeye müthiş tesir edendir. O halde nedir dil? Bu nihan, beşerin ilk ‘‘baş’’ucu sorgusudur.

Dil, biliş düzeyidir. Dil, yükseliş hamlesidir. Dil, aşağılarda kalmama çağrısıdır. Dil, insanın unuttuğu ilk hatırlayış, hatırladığı ilk unutuştur. Dil, beceri midir? Dil istidat mıdır? Dil, ikramdır. Dil, ihsandır. Aziz’in acize olan mu’cizidir. Dil, aczini bilmedir evvela. Dil, ihtiyacın teneffüsü ve tekerrürüdür. Dil, vefadır. Dil, emek isteyen cefadır. Dil, kaybedilmeye göz yumulduğunda, insana gelen cezadır. Dil, tuğladır. Dil, adımdır. Dil, sonsuzluğa b’akan b harfinin mütevazi noktasıdır.

Yine dil, bir zamanlar ‘‘gönül’’dü. Bugün et parçasından çıkan ses ve söz olarak biliniyor. Lisanının kadrini bilmeyen İnsan, Dil’i (gönlü) et seviyesine düşürdü an be an.

Dil (lisan) ve dil (gönül) nice inşa ve ihyalara gebe. Fakat önce tevellüdü yüce bu güzel anneyi kim imha eyledi? Bugün kordon bağı kesilmiş ve kendisine hakiki annesi unutturulmuş neslin kendisine ve asra haykırması gereken sual budur.

Okumaya devam et