Kategori arşivi: SOHBET VE TEDRİSAT

ŞAİR CELALETTİN KURT İLE ÇOCUK EDEBİYATI ÜZERİNE KONUŞMALAR -3-

aaaaaaaaaaaaŞAİR CELALETTİN KURT İLE ÇOCUK EDEBİYATI ÜZERİNE KONUŞMALAR -3-


Metin Acıpayam: Çocukların akıl inşası üzerine konuşalım birazda. Çocukların akıl inşa süreçlerinde duyguların kullanılması ve onlardan akıl inşasında faydalanılması gerçekten ciddi bir iştir. Üstelik tehlikelidir de… Fakat aynı zamanda duygu, akıl inşasındaki en önemli konulardan biridir. Duyguyu ihmal ederek aklı inşâ mümkün müdür?

Celalettin Kurt: Yarınlarımızın teminatı olan çocukları yarınlara hazırlamak, yarınlarla çocukları kucaklatmak çok öz verili bir çalışmayı gerektirir. İlk suâlinize verdiğim cevapta olduğu gibi, bu çalışma önce ailede başlar, oradan eğitim ve öğretim tedrisatının yapıldığı okullara geçer.

Aile bünyesinde ilk öğretmenler ebeveynlerdir, anne ve babaların çocuklarına bir akıl inşası kurmaları için; sevgi, şefkat, merhamet duygularıyla eğitim işine başlamaları gerekir. Annelerin bağırlarının sıcaklığını duyan, babaların şefkatli elleriyle saçlarını okşayışlarını hisseden nesiller, uzaklara açılan pencerelerde kendilerini bulan nesiller olacaklardır. İşte bu yüzdendir ki, öncelikle sevgi, şefkat, merhamet, duygu cephesinden çocuklara akıl inşası kurmak, akabinde yaşadığı kendi toplum değerlerinden evrensele uzanacak değer yargılarını öğretmek en doğru olan yol olacaktır. Yerel olamayan, yerelden beslenmeyen nesiller evrensele ulaşamazlar. Öncelikle millî ve manevî değerlerin ekseninde yürüyen nesillerin, evrensel değerlerle buluşmaları hiç zor değildir. Duygu cephesinden temelini sağlam tutan nesiller, kimi yozlaşmaya uğrayan evrensel boşluklarda kaybolmayacak, çeşitli engeller karşısında ayakta kalmayı becerecektir.

Ancak ne acıdır ki çağın getirdiği yanlış eğitim sistemleri, çocuklarımızı âdetâ bir yarış atına çevirmişlerdir. Çok büyük komplekslere giren, çocukların çok üstün başarılara koşmalarını arzulayan veliler; duygu planını devreden çıkarıp, çocuklarını sadece içinden çıkılmaz bir yarışın içine sokmaktadırlar. O dershane senin bu dershane benim, özel hocalar, özel derslerle çocuklarımız sevgiden, şefkatten, duygudan mahrum, sadece bilginin esiri olmaktadırlar. Harmanlaşan bu öğretim yükü çok yanlıştır; bunun acilen Millî Eğitim Bakanlığınca pedagojik, psikolojik yönleriyle ele alınması, bu yanlış gidişata dur denmesi gerekmektedir. Duygudan uzak akıl inşası nesilleri belki bilgili, diplomalı kılar; ancak onları robotlaştırır. İşte bu iş içinde bir terkip gerekir; duygu ve bilginin bir köprüde buluştuğu düşünce yükü, nesillere ağır gelmeyecek, bu anlayışla yetişen nesiller yarınların gerçek teminatları olacaklardır.

Metin Acıpayam: Duygu kalpten akıp gelen saf enerjidir. Duygu olmadan insan harekete geçemez, herhangi konuda çalışamaz, hiçbir şey arzu edemez. Her faaliyet için az çok duyguya ihtiyaç vardır. Mesela akıl verdiği karara duygu pompalamazsa, o kararı uygulamaya geçemez. Buradan hareketle çocuklardaki duygu akıl münasebetinden bahseder misiniz?

Okumaya devam et

Reklamlar

İHSAN ŞENOCAK İLE MÜLAKAT ‘KUR’ÂNİYYÛN MEZHEBİ VE MUCİZE ANLAYIŞI’

ihsan

Mülakat: Metin Acıpayam


Metin Acıpayam: Kur’ân Müslümanları’nın reddettiği mevzulara Allah Rasûlü bağlamında bakıldığında her birinin Peygamber-i Ekber’in itibarsızlaştırılmasına yönelik hamleler olduğu görülmektedir. Buradan hareketle neler söylersiniz?

İhsan Şenocak: Ümmîliğin reddiyle oryantalizmanın Kur’ân’ın başka kitaplardan istinsah edildiği iddiasının; Allah Rasûlü’nün masumiyetinin inkarıyla, O’nun günahkar biri olabileceği ve bu yüzden kendisine itaatin şart olmayacağının; hadisler etrafında şüpheler oluşturarak Peygambersiz bir İslâm’ın önü açılmakta, mucizelerin inkarıyla ise risalete şehadet eden ilahi tasdiknameler iptal edilmektedir.

Metin Acıpayam: Kur’âniyyûn’un Mucize Telakkisi hakkında neler söylersiniz?

İhsan Şenocak: Kur’ân Müslümanları’na göre, “Allah Rasûlü’nün   Kur’ân’dan başka bir mucizesi yoktur; her ne kadar Ay’ın ikiye yarılması gibi rivayetler hadis mecmualarında mucize bağlamında nakledilse ve bazı âlimler de bunu Kur’ân’la isbat etme noktasında aşırı gitse de durum değişmez; İnşikâk-ı Kamer/Ay’ın İkiye Yarılması geçmişte olan bir hâdiseyi değil, Kıyâmet esnasında vuku’ bulucak bir olayı anlatmaktadır. Zaten ayetlerin devamında da hâdiseyi Allah Rasûlü’yle ilişkilendiren ne açık, ne de gizli bir delil vardır.” 1 Kur’ân Müslümanları bu noktada iddialarını şu şekilde müşahhaslaştırmaktadırlar: “Allah Teâlâ bir peygambere maddi bir mucize verir, muhatapları ona inanmaz ve risaletini inkar ederse, mühlet tanımadan onları helak eder. Nitekim Hz. Salih ve Hz. Musa başta olmak üzere diğer peygamberlerin muhatapları bu çerçevede helak edilmiştir. Buna göre, eğer Allah Rasûlü’nünmucizelerinden İnşakâk-ı Kamer/Ay’ın İkiye Yarılması gerçek olsaydı, onu inkar eden Kureyş hemen helak olurdu; kitaplarda helak olduğuna dair bir rivayet olmadığına göre bu hâdise tahakkuk etmemiştir. Kamer Sûresi’nde ifade edilen Ay’ın Yarılması hâdisesi Kıyâmet’te olacaktır. Mucize olarak nakledilen rivayetler ise uydurmadır.” Mucizeler, Allah Teâlâ tarafından risalet davasına memur kılınan Peygamberlere, risaletlerini sorgulayan muhataplarına izhar etmeleri için ihsan edilen ilahî belgeler hükmündedir. Bu yüzden gösterilmesi de, ona inanılması da zaruret arz eder.  Mucizeleri inkar, peygamberlerin ellerindeki ilahî şehadetnameleri de inkar etmektir.

Okumaya devam et

KADİR MISIROĞLU İLE TÜRKİYE VE İSRAİLİN GELECEĞİ HAKKINDA MÜLAKAT

kadir-misiroglu

KADİR MISIROĞLU İLE TÜRKİYE VE İSRAİLİN GELECEĞİ HAKKINDA MÜLAKAT

Mülakat: Metin ACIPAYAM


Metin ACIPAYAM: İslam âleminin dün olduğu gibi bugün de lideri Türkiye’dir. Bu liderliğin KARARGAH’ı da Anadolu’dur. Buradan hareketle, Türkiye’nin ve İslam âleminin dünü-bugünü ve özellikle yarını hakkında ne söylemek istersiniz?

Kadir Mısıroğlu: İsrail, Türkiye ve İslâm Âlemi’nin geleceğine dair düşünceleri iki ayrı perspektiften inceleyelim:

Hıttîn Korkusu” Perspektifinden

“Kader” Perspektifinden

Metin ACIPAYAM: “Hıttîn” korkusu ve bunun âmil olduğu plân hakkında konuşmaya başlayabiliriz…

Kadir Mısıroğlu: Ortadoğu coğrafyasına yabancı bir unsur olarak yahudilerden önce hristiyan Batılılar gelip yerleşmişlerdi. Onların âkıbeti yahudilerin tarih boyunca kulaklarına küpe olmuş ve onlar gibi yok edilmek korkusuyla kendilerini dâimâ bıçak sırtında hissetmişlerdir.

Gerçekten Haçlılar, 1095 yılında tertipledikleri bir seferle 1099′da Kudüs’ü zabtedip büyük bir katliâm yaparak buraya yerleşmişlerdi. Kısa zamanda Antakya’ya kadar uzanan bir “Haçlı Krallığı” kurmuşlardı. Fakat İslâm Âlemi’nin o zamanki dağınıklığından istifâde ederek gerçekleştirdikleri bu zafer uzun sürmemiştir. 1187 yılında “Taberiye Gölü” yakınındaki “Hıttîn” adlı tepenin eteklerinde Selahaddin-i Eyyubî tarafından müthiş bir bozguna uğratılmış, çoğu susuzluktan helâk olmuştur. Haçlıların bu mağlubiyeti üzerine 2 Ekim 1187′de Kudüs’e giren Selahaddin-i Eyyubî insanlık tarihinde misal teşkil edecek dehşetli bir adâletle Kudüs halkının yaralarını sarmış ve bu kadîm İslâm diyarını yeniden müslümanlara kazandırmıştır. O gece Miraç kandilinin yıldönümüydü. Selahaddin Eyyubî bu vesîleyle afv-ı umûmî ilân etmişse de kılıç artığı Haçlılar, bu eşsiz merhameti bir taktik eseri zannederek kaçıp Akra kalesine sığınmışlardı. Bu kale ve civarında bir müddet daha mukâvemete devam etmişlerse de meşhur Memlük Emîri Sultan Halil tarafından 1291′de kılıçtan geçirilip denize dökülmüşlerdir. Bu topyekûn yok edilme Roma İmparatoru Titus’ un zaferine benzemiyordu. O Mabed-i Süleyman’ı yıkmıştı, fakat yahudileri kılıçtan geçirip yok etmiş değildi. Ancak müslümanların bu zaferiyle o coğrafî bölgeye hâriçten dâhil olmuş hıristiyan unsur tamamen yok edilip ortadan kaldırılmıştır. Şimdi şu kadar asır sonra yahudiler de aynı coğrafyaya yabancı bir unsur olarak hulûl edip devlet kurmuşlardır. Ancak vaktiyle hıristiyanların yaşadığı mâcerâ dolayısıyla “Hıttîn, yani yok edilme korkusu” her yahudinin şuuraltında derin izler bırakmıştır. Bunun için yahudiler aynı âkıbete uğramamak için sırf Ortadoğu milletleri, hâssaten araplara karşı çeşitli plânlar yapıp geliştirmişlerdir. İsrail Devleti’nin bekasını temin maksadına bağlı olan bu plânlar her ne kadar gizli tutulmakta ise de bunlardan zaman zaman bazı sızıntılar ve bu bâbda bazı bilgiler Dünyâ umûmî efkârının ıttılâına mâruz kalmaktan kurtulamamıştır. Gerçekten İsrail Dışişlerinde vazifeli Oded Yinon ‘un 1982 yılında Dünya Siyonist Teşkilâtı’na bağlı Enformasyon Dairesi’nin ibrânice yayın organı olan “Kivunim” de yer alan bir rapor işte bu sızıntıların en dikkat çekici olanıydı. “1980′lerde İsrail İçin Strateji” adını taşıyan bu rapor, İsrail’in bütün Ortadoğuyu kendi beka stratejisi icabı olarak nasıl şekillendirmek lâzım geldiğini gözler önüne koyuyordu. Ona göre 20. asrın başlarında Ortadoğu’daki devletlerin hududları İngilizler tarafından âdetâ cetvelle çizilmiş olup tamamen sunî bir mâhiyet arz etmekteydi. Mezkûr rapora göre ne Irak’ta bir ırak milleti, ne Suriye’de bir suriye milleti, ne Ürdün’de veya Mısır’da… Bir millet olmanın icâbına göre tekevvün etmiş bir siyâsî câmiâ mevcud değildir. Bunlar kâh ırk ve kâh da mezhep itibariyle kozmopolittirler. Bu bölünme İsrail’in Ortadoğu’da tutunması maksadıyla gerçekleşmiş olmasına rağmen bu hususta kâmil bir netice hâsıl olmak için bir kere daha tekrarlanmalıydı. Kısacası İsrail’in etrafındaki bütün devletler ki, buna Türkiye de dâhildir- yeniden birer ikişer ve bazı ahvâlde üçer yeni parçaya ayrılmalı, Osmanlı mirasında teşekkül etmiş olan devletçikler daha da ufalanıp İsrail karşısında mukavemet gücünü büsbütün kaybetmeliydiler. 1982 tarihli bu rapora rağmen, raporun mantığı 1975′ten itibaren fiilen tatbik sahasına konulmuştur. Küçücük Lübnan bu yahudi emeline ilk olarak muhatab olmuş ve onun beş bölgeye bölünmesi planlanmıştır: Hıristiyan Mârûnî, müslüman sünnî, müslüman alevî, dürzî vs. henüz yaraları kapanmamış bulunan Lübnan iç harbinin derûnî sebebi bu yahudi emeliydi.

Okumaya devam et

METİN ACIPAYAM-ÖMER AKPINAR -İSLAM MEDENİYET TASAVVURU HAKKINDA SOHBET-3-

Mutlak Müderris Hz. Resul-i Ekrem’in Tedrisat Usûlleri

Mutlak Müderris Hz. Resul-i Ekrem’in Tedrisat Usûlleri

İslam’ın iki asıl kaynağından olan Kur’an ve Sünnet, İslam ilim ve tedrisat anlayışının temel iki kaynağıdır. Kur’an, Allah’ın Habibine vahyettiği, Sünnet ise Hazreti Peygamberin hayatında olan söz ve hadiselerin tamamına denilir.

*

İslamiyet’in ilk müderrisi Hazreti Peygamber’dir. Mutlak müderrisin mutlak talebeleri de Sahabe-i Kiram’dır. Allah’tan aldığı hakikatleri sahabelerine anlatan Hazreti Peygamber’in ilk tedrisat usulü sohbettir. Bu sohbetlerde mutlak ilme muhatap olan Peygamber’e kulak veren Sahabe Efendilerimiz ise, mutlak tedrisat usulü olan sohbet meclisinde O’na muhatap olmaları sebebiyle sahabe olmuşlar ve Hazreti Peygamber’in kutlu ve muzaffer yoluna kendilerini adamışlardır.

*

Hazreti Peygamber’in Tedrisat Usûllerine bakıldığı zaman görülecektir ki, O; muhatabına ümit ve iman aşılayan Peygamberdi. Zira, İslamiyet, ümit ve iman dinidir. Ümit imanla eşdeğerdir, Ümidini kaybeden imanını kaybetme gibi felaketli bir hale yakalanır ki, Allah hepimizi böylesi hallerden muhafaza eylesin. Hazreti Peygamber etrafında örgüleşen tedrisat usullerinden sohbetle beraber üzerinde sıkça durulan mevzuların başında “ümit” “iman” ve “müjde” ler gelir. Bir çok sıkıntılı müjdeleriyle mutlak ümidi, mutlak ümitte mutlak imanı beraberinde getirmiş, böylece sahabe efendilerimizin imani inşâ dönemleri gerçekleşmiştir.

Okumaya devam et

TERKİP VE İNŞÂ DERGİSİ 15. SAYI METİN ACIPAYAM YAZISI

13230184_726038847537634_2191722585841684539_n*Risalet tedrisatı, sohbet

Tedrisat usulünün en ulvi olanı sohbettir. Sohbet, mutlak varlığa ve külli iradeye muhatap olan Hazreti Peygamberin aziz hayatının büyük bölümünde cereyan eden, tesir ve verimlilik bakımından nev-i şahsına münhasır bir tedrisat usulüdür.

*

Ahmet Hikmet Müftüoğlu “Çağlayanlar” isimli eserinde Şark ve Garp dünyalarının tahlilini yapmış, iki ayrı dünyanın birbirleri arasındaki çeşitli farklarını ortaya koyarak “Şarkın ve Garbın” beraber olamayacağını, Garbın her daim Şark karşısında mağlub ve mahzun kalacağını isbat etmesi bakımından eseri fevkalade öneme sahiptir. Müftüoğlu Ahmet Hikmet, Garb ve Şark âlemlerinin madde madde farklarını ortaya koyarken, muhtevamızla alakalı olanı en dikkat çekicidir. Bu da sohbet meselesidir. Ahmet Hikmet’e göre; Batı, münakaşalar âlemiyken Şark; sohbet medeniyetidir.

Münakaşa; mahiyet itibariyle sıhhatsiz, bir o kadar da ferdi ve içtimai nizamı sarsıcı bir hususiyete sahiptir. Batı felsefi mecrası, Ahmet Hikmet’in de buyurduğu üzere kavgaların ve münakaşaların diyarıdır. Kavganın ve münakaşanın olduğu yerde, insani münasebetler dumura uğrar, dumura uğrayan münasebetlerden dolayıdır ki, sohbetin icrasını bırakın, sohbet meselesinin bile başlığı o diyarlarda mevcut olmaz.

*

İslam Medeniyeti Sohbet Medeniyetidir

Varlık-Hayat-İnsan telakkilerinin tüm oluş hiyerarşisini çıkaran, bilginin mertebelerini “ilimlerin tasnifi” etrafında gerçekleştiren İslam Medeniyetine bakıldığı zaman, ilim meselesi bir nizam ve usûl etrafında icra ve tanzim edilmiştir. Bu tanzim şeklinin tatbik ayağını sohbet usulü oluşturmaktadır. Sohbet, İslam Medeniyet Tasavvurunun Maarif Telakkisinde öz demek, usûl demek, tedrisat demektir… Müslümanlar, hakikate sohbet ve istişare yoluyla ulaşırken, Batılılar, hakikati münakaşa yoluyla dağıtarak savrulmuşlardır. Bu sebepten İslam Medeniyetinin ilim adamları aynı zamanda “vefa” adamlarıdır. Zira her muallimin bir talebesi, her talebenin de vefası gereği unutamadığı “muallimi” “mürebbisi” “mürşidi” vardır. Batıda ise ilim haysiyetinden mahrumiyet olduğu içindir ki ilmi ve şahsi bir silsile oluşmamış, bu sebepten her filozof kendinden önceki filozofa küfrederek işe başlamıştır. Çünkü her filozof “yeryüzü tanrısıdır”. Kendini Tanrı mesabesine çıkaran bir filozofun istişareye ve sohbete ihtiyaç duyması düşünülebilir mi?

Okumaya devam et

METİN ACIPAYAM’IN MÜLAKATLARI HAKKINDA DEĞERLENDİRME YAZISI

13230184_726038847537634_2191722585841684539_nSohbetin İlmi Tezahürü; Mülakat Usulü / Rıfat BoynuBükük

Terkip Ve İnşâ Dergisi olarak 15. Sayımıza gelmiş bulunuyoruz. 15. Sayımızın kapak dosya konusu; Sohbet ve Tedrisattır. Dergicilikle meşgul olanlar bilirler ki, uzun soluklu dergicilik zor ve meşakkatli bir iştir. Hele de derginizin muhteva haritası fikir ağırlıklı ise, işiniz daha da zor demektir.

Terkip ve İnşâ dergisi ilk sayısından bugüne saf (mücerret) fikre yönelmiş, tedrici şekilde fikrini örgüleştirerek adım adım kutlu ve mutlu umran (medeniyet) yolculuğuna devam etmiştir. Dergimiz “bir medeniyet yürüyüşüdür” alt başlığıyla yayın hayatına girmişti. Bu güçlü bir söylem olduğu kadar iddialı da bir sözdü şüphesiz. Zira İslam Medeniyet Tasavvuru, o kadar geniş ve ciddi meseleler arz etmektedir ki, bunlar düşünüldüğü zaman, dergimizin ehemmiyeti gayet tabii idrak edilmektedir.

Dergimizin güzergâhı boyunca takip edeceği mevzu ve meselelerin on yıllık listesi hazır halde olup, her sayıyı alakalı mevzunun konu başlıklarına göre hazırlamaktayız. Ülkede bu usûl pek de bilinen bir usûl değildir. “Bizim de bir dergimiz olsun” nev’iyle başlanan küçük ve çocukça bir takım teşebbüsler, kısa sürede tükeniyor, böylece mevzusuzluğun bedeli yarı yolda kalarak ödenmiş oluyor. Biz bu türlü serkeşliklerden ve usulsüzlüklerden imtina ederek, gayet hassas ve mecnunane şekilde yolumuza devam etmekteyiz. Bu sebepten yol uzun ve yapacağımız işlerin haddi hesabı yok.

***

Mülakat, sohbetin onlarca usulünden birisi. Lisani Osmaniye’de “mülaki olmak” demek, yârânların “buluşması, yüz yüze gelmesi, görüşmesi ve kavuşması” manalarını ihtiva etmektedir. Buradaki buluşmanın, görüşmenin, kavuşmanın sebebi, dostların bir araya gelerek ilmi-fikri-irfani meselelerde sohbet ederek istişare etmesidir.

  Okumaya devam et

TERKİP VE İNŞÂ 15. SAYI ÇIKTI

13151947_610982245723860_7663086032500120407_nUmumi Neşriyatından METİN ACIPAYAM‘ın Mesul olduğu Terkip ve İnşâ dergisi ÇIKTI!…

15. sayımızın kapak dosya konusu; SOHBET ve TEDRİSAT’tır…
15. sayımızın mündericatı şöyle;

Takdim
Adnan Köksöken
Sohbetle Sahabe olanların milletindeniz
Ahmet Doğan İlbey
Sohbetin manası ve mahiyeti
Hamza Kahraman
Risalet tedrisatı, sohbet
Haki Demir
Sohbet ve tasavvuf
Prof. Süleyman Uludağ
Sohbetin bereketi
Şevki Karabekiroğlu
Sohbet eri Hz. Yunus’un şiir tahlili
Mustafa Tatcı
Sohbet, Mutlak Müderrisin Mutlak İlim tedrisatı
İbrahim Sancak
Risalet tedrisat sohbet
Metin Acıpayam
Sohbet yoluyla kalb-i selimin inşası
Ramazan Kartal
Sohbet yoluyla zevk-i selimin inşası
Abdullah Tatlı
Sohbet yoluyla akl-ı selimin inşası
Ahmet Kamil Tuncer
Sohbet medeniyeti
Bülent Civan
Sohbetin tezahürü olarak mülakat
Rıfat Boynubükük
Yeni maarif hamlesi Medeniyet Akademisi
Nurettin Saraylı
Yeni maarif hamlesi Akl-ı Selim mektebi
Alihan Haydar
Yeni maarif hamlesi Deha mektebi
Selahattin Adanalı
Yeni maarif hamlesi Enderun mektebi
Mustafa Karaşahin
Adalet Merkezi Kuruldu
Remzi Temizkalp
Medeniyet Akademisi’nin anayasa teklifi
Fatih Mehmet Kaya

TERKİP VE İNŞÂ 15. SAYI HAKKINDA

13152636_10154184464184939_1520638132_nUmumi Neşriyatından Metin Acıpayam’ın mesul olduğu Terkip ve İnşâ dergisinin yeni sayısı için hazırlıklar başlamıştır. Yeni sayımızın kapak dosya konusu; SOHBET ve TEDRİSAT’tır. Mevzu haritamız şöyle;

ON BEŞİNCİ SAYI-HAZİRAN 2016

SOHBET VE TEDRİSAT

*Risalet tedrisatı, sohbet

*En yaygın sünnet sohbet

*Mescid-i Nebevi, ilk sohbet meclisi

*İlk sohbet meclisinin talebeleri, sahabe-i kiram

*Sohbet, Mutlak Müderrisin Mutlak İlim tedrisatı

*

*Sohbetin manası ve mahiyeti

*Sohbet adabı

*Sohbet meclisinin teşkili

*Sohbet meclisinin adabı

*Tedrisat ile hayatın harmanı, sohbet

*Sohbetin neticesi talebe değil, Hz. İnsandır

*

*Sohbet, kalpten akla sirayet

*Sohbet, kalpten kalbe nüfuz

*Sohbet, ruhun beslenmesi, nefsin tezkiyesi

*Sohbet yoluyla kalb-i selimin inşası

*Sohbet yoluyla zevk-i selimin inşası

*Sohbet yoluyla akl-ı selimin inşası