Aylık arşivler: Mayıs 2016

RUZNÂME 31 MAYIS 2016

İstikamet Tayini

İslam âleminin metbû devleti Türkiye, istikamet tayinine muhtaçtır. Zira gündelik siyasi ve içtimai hadiselerin tezahürleri bizlere gösteriyor ki, ülkemizde ve bu coğrafyada müthiş bir zihni hareketlilik başlıyor. Haki Demir’in “İkinci Kurtuluş Savaşları” diye belirttiği bu yüzyıl, “oluş” ve “bitiş” serüvenlerini bünyesinde bulunduran bir çağdır. Bu yeni çağı, İslam medeniyet tasavvuru etrafında şekillendirmek hülyalarımızı süsleyen bir hayal şimdilik. Lakin Allahın izni, bizlerin gayretiyle bu hayal gerçekleşecektir. Yazının başlangıcında Türkiye’yi İslam aleminin metbûu olarak belirttik. Bu tesbitimiz bedihi bir hakikat belirtir. Zira İslam aleminin lideri tarihi şartlar muvacehesinde düşünüldüğü zaman Türkiye’dir. A.K.P iktidarıyla beraber bir çok şeyin değiştiğine şahit olmaktayız. Şu bir gerçektir ki, mevcut iktidar Kemalist anlayışı ve rejimi derinden sarsmıştır.

Okumaya devam et

RUZNÂME 30 MAYIS 2016

Garip Bir Rüya ve Harezmi

Bugün garip bir rüya ile uyandım. Rüyamda küçük burunlu, sarkık suratlı ve gür sakallı birisiyle yolculuğa çıkıyorum. Yolculuk boyunca ismini öğrenme teşebbüsüne giriyorum, lakin ismini söylemek istemiyor. Kızgın bir çölde tedrici adımlarla ilerliyoruz. O anlatıyor, ben dinliyorum.   Sürekli sayı ve rakamlardan bahsediyor. Birden semâlardan bir ses yükseliyor. O ses: Ey Harezmî gel artık diyor. Yanındakini bırak ve gel. Öyle de oluyor, gözlerimin önünde bu zat semalara yükseliyor. Ortalık toz duman… Rüya bu şekilde…  Kanter içinde uyandım… Hayırdır İnşallah…

*

Matematik dehası Harezmi’yi rüyamda görmüştüm. Yatağımdan fırladığım gibi, yıllar önce şahsıma hediye olarak takdim edilen, Harezmi’nin “El’Kitab’ül- Muhtasar fi Hısab’il Cebri ve’l-Mukabele” yani Cebir ve Denklem Hesabı üzerine özet kitap isimli eserini kütüphanemden bularak sayfalarını karıştırmaya başladım. Bu kitap aynı zamanda doğu ve batının ilk müstakil cebir kitabı olma özelliğini taşımaktadır.  Bu garip rüyadan sonra bugünkü ruznâmelerimizi, sıfır rakamını bulan Harezmi ile başlatalım diye bir cehde girerek bu satırları yazmaya başladım.  Harezmi, matematik sahasında bir dehadır. “El’Kitab’ül- Muhtasar fi Hısab’il Cebri ve’l-Mukabele” yani “Cebir ve Denklem Hesabı üzerine özet kitap” adlı oldukça ilmî bir kitap. Batılılar Harezmi’yi “cebirin babası” olarak bilir. Hindistan’da sayıları ifade etmek için harfler ya da heceler yerine basamaklı sayı sisteminin kullanıldığını saptamıştır. Harezmi’nin bu noktada yazdığı kitabın Algoritmi de numero Indorum adıyla Latinceye tercüme edilmesi sonucu, sembollerden oluşan bu sistem ve sıfır, 12. Yüzyılda Avrupalılara tarafından alınmıştır. Söz konusu kitapta Harezmi, verilen bir denklemin çözümünü sağlamak maksadıyla genel ikinci dereceden şu beş duruma ayırmıştır:

  • İkinci ve birinci derece terimleri birbirine eşittir: ax2=bx;
  • İkinci derece terimi bir sabit sayıya eşittir: ax2 b;
  • İkinci ve birinci derece terimleri toplamı sabit sayıya eşittir: ax2+bx=c;
  • İkinci derece terimi ile sabit sabit sayı toplamı birinci derece terimine eşittir: ax2+c=bx;
  • İkinci derece terimi birinci derece terimi ile sabit sayı toplamına eşittir; ax2 bx+c.

Okumaya devam et

RUZNÂME 29 MAYIS 2016

Zaruri Bir Açıklama

Mukaddes oluş ve inşâ tılsımı etrafında düğümlü bir kordele hükmünde olan ruznâmelerimiz, elden geldiği kadar sâde ve hususi bir hal teşkil etmektedir.  Bunun sebebi, günün kısır ve kaba itişme ve tepişmelerinden uzak kalmak, kıymet hükümlerimiz etrafında manzumeleşen muhteviyatımızı, “iyi, doğru, güzel” ölçüleri etrafında billurlaştırarak, etraftaki sahte oluş belirten hareketlerin teşhisine yanaşmak, ve her türlü riyâkarlıkların üzerinde hakikat nedir sorusunun cevabını aramaya çalışmak… Ruznâmelerimiz hakkında “zaruri bir açıklama” başlığıyla bu satırları yazmamın sebebi, çok sevdiğim bir ilim adamının şahsımı alakadar eden şu sözleri söylemesidir:

Aşk ve vecd. Heyecan ve hareket. Bunlar gençliğin vazgeçilmez hususiyetleri. Davana aşıksın, hemde vecd derecesinde. Bu aşkın ve vecdin aksiyonu seni heyecanlı ve hareketli kılmakta.  Lakin hata yapmandan korkuyorum. Sürekli eser peşindesin. Lakin İslam büyükleri, hep kırkından sonra eser verme tavrını benimsemişlerdir. Yaş ilerledikçe nefsani duyguların törpülendiği bir bedihi hakikat. İnşallah “ruznâme” diye isimlendirdiğin bu seri çalışmaların içinde eriyip yok olmazsın.

Yukarıdaki sözlerde tenkit olduğu kadar methiyenin olduğu aşikar. Bahsi geçen şahsın, beni muhabbet derecesinde sevdiği de aşikar. Sözleri son derece doğru. Üzülmemin tek sebebi, o kadar muhabbete rağmen tam manasıyla bizleri anlayamamış olması. Ne diyelim canı sağolsun…

Okumaya devam et

RUZNÂME 28 MAYIS 2016

Üstad Necip Fazıl, Rapor 1’de “Büyük Kıtlık” başlığıyla şunları yazıyor; Tarihin, efsanelik büyük kıtlık devreleri arasında mânevi ölçüyle “en büyüğü” diye kaydedeceği bir “kaht” çığırı bu; (entellektüel-fikirci) kıtlığı…Bugünkü yaranın kaynağıda bu noktadadır.

Ruznâmelerimiz bu yaranın tedavisini gaye edinen büyük ideal peşindedir. Hazreti Mevlanânın teşbihiyle “bahçeyi kargalar sarınca bülbüllere susmak düşer!” Öyleyse bize susmak mı düşer bu zamanda, yoksa kargalara yem olmak mı? Hayır hayır olamaz… Susamayız… Bu uyuz hal, mizacımıza yakışan bir hususiyet değildir. O halde, demogoji panayırından uzaklaşmak, bir mahfaza çekilmek, ve sesimizi mukaddes tefekkür ikliminde tecrit ederek aziz şarkıya devam etmek.

Ve ağlamak. Sessizce ve yalnızca ağlamak… Büyük üstadın “ağlayabilseydiniz, anlayabilirdiniz” sırrını idrake çalışmak… Bu zamanda bize düşen yevmiye budur…

EBUBEKİR SİFİL İLE MÜLAKAT -Suriye Savaşı Hakkında Mülakatlar-

sifilsifilMülakat: Metin Acıpayam

Metin Acıpayam: Suriye’nin ümmet için manası nedir?

Bismillahirrahmanirrahim.

Suriye, Ümmet coğrafyasının bir parçasıdır.

Suriye, uzun yıllardan beri emperyalistlerin Ortadoğu’da kurduğu düzenin bir parçası olarak Nusayrî küçük bir azınlığın Sünnî kahir ekseriyet üzerinde tahakküm kurduğu bir beldedir.

Ve şimdi Suriye, emperyalisiltlerle her türlü ahlak dışı ilişkiye evet diyen İran’ın yayılma politikasını uygulamaya koyduğu mazlum bir vatan parçasıdır.

Metin Acıpayam: Suriye savaşının ümmet olmak için nasıl bir katkısı var?

Suriye savaşı bize Ümmet olmanın niçin zaruri olduğunu ve bunun mümkün yollarını acı bir tecrübeyle de olsa öğretti.

Metin Acıpayam: Cihadın ümmet olmaya katkısı nedir, Suriye misalinde cihadın tesiri nasıl okunabilir?

Müslümanın Müslümandan başka dostu olmadığını, sahte Müslümanlarla da ümmet olunamayacağını öğretti bu cihad bize.

Metin Acıpayam: İslam coğrafyasının her bölgesinden yiğitlerin gelmesi ümmet olma sürecinde mesafe almamıza katkıda bulunuyor mu, nasıl?

Ümmet olmamıza, “birlikte hareket etme tecrübesi kazandırması” anlamında katkısı vardır. Ancak  fiilen Ümmet olmak için elbette bu yeterli değil.

Okumaya devam et

KADRO ve HAREKET DERGİSİ HAKKINDA

resimKADRO VE HAREKET DERGİSİ
Milyonlarca hamiyetperver insan hareket halinde… Ülke ve ümmet için bir şeyler yapmaya çalışıyor. Ne var ki, lider-kadro-teşkilat, fikir-müessese-tatbikat, itaat-itiraz-isyan, nüfuz-telkin-tesir, fikir hareketi-içtimai hareket-siyasi hareket, hareketin tabiatı-hareketin meşruiyeti-hareketin merhaleleri, şahsiyet-cemiyet-devlet, mücadele fikri-strateji fikri-taktik fikri, ricat fikri-manevra fikri-tedbir fikri, müdafaa fikri-taarruz fikri, gibi daha birçok mevzuda kitap ve dergi yok, yani tetkik ve telif çalışması yok. Fikri olmayan bir mevzuun fiili, tatbikatı, hareketi olur mu, olursa netice ne olur?
Dergi, müşterek fikir üretim ve neşir vasıtasıdır. Yukarıda sayılan ve sayılamayan yüzlerce mevzuda fikir üretmek, neşretmek, gerektiğinde talim ve terbiye müesseselerini ihdas etmek için öncelikle bir dergi çıkarılması şart. Dergiyle meselenin fikriyatı ortaya konulduktan sonra talimi ve tatbikatına dair Müslümanların yol alması mümkün olabilir.
Terkip ve İnşa dergisi kadrolarının fikir üretim hacmi ile bunları tatbik etme imkanı arasında uçurum var. İmkanlarımız fikrimizi taşıyacak kadar fazla değil. BU SEBEPLE, DERGİYİ ÜSTLENECEK, ŞAHSI VEYA KURULUŞU ADINA ÇIKARACAK OLANLARLA İŞBİRLİĞİ YAPMAK İSTİYORUZ.
Hazırladığımız mevzu haritasının bir kısmını teferruatlı, bir kısmını başlık olarak aşağıda yayınlıyoruz. Mevzu haritasının tamamı burada yayınlanandan ibaret değil, malum olsun. Tamamını teferruatıyla yayınlamıyoruz zira meseleden anlamayanlar alıyor, istismar ediyor ve en kötüsü muhtevasını tahrip ediyor.

MEVZU HARİTASI

BİRİNCİ YIL

1.SAYI-LİDER
*Lider nedir?
*Liderliğin vasıfları
*Liderliğin zuhur şartları
*Lider çeşitleri nedir?
*Fikri liderlik
*İçtimai liderlik
*Siyasi liderlik
*Manevi liderlik
*Lider ve mefkure
*Lider ve kuvvet
*Lider ve müeyyide
*Lider ve itaat
*Lider ve itiraz
*Lider ve istişare
*Lider şahsiyet terkibi
*Liderlik şahsiyetinin cem etme mahareti
*Liderlik ve tek adamlık
*Tek adamlığın tehlikeleri
*Liderliğin zarureti
*Tek adamlığın tedbirleri

2.SAYI-LİDER VE KADRO
*Lider ve kadro bütünlüğü
*Lider ve kadro ayrışmasının tehlikeleri
*Liderin kadroya bakışı
*Kadronun lidere bakışı
*Lider ve kadro arasındaki münasebet ağı
*Liderlik ahlakı-kadro ahlakı
*Kadrosuz liderlik, tek adamlıktır
*Kadrosuz liderlik, mistik mahiyet kazanır
*Kadrosuz liderlik, fikri bütünlüğünü sağlayamaz
*Kadrosuz liderlik, tatbikat bütünlüğünü sağlayamaz
*Kadrosuz liderlik, harekete yabancılaşır
*Kadrosuz liderlik, nefs putu haline gelir
*Kadrosuz liderlik, kumanda heyeti olmadan ordu yönetmektir

3.SAYI-LİDER VE TEŞKİLAT
*Lider-kadro-teşkilat bütünlüğü
*Lider-kadro-teşkilat bütünlüğündeki arızalar ve maliyetleri
*Lider-kadro-teşkilat-halk silsilesindeki tatbikat yolu
*Lider-kadro-teşkilat-halk silsilesindeki tatbikat arızaları ve maliyeti
*Halk-teşkilat-kadro-lider silsilesindeki veri akış yolu
*Halk-teşkilat-kadro-lider silsilesindeki veri akış yolundaki arızalar ve maliyetleri
*Liderin, teşkilatı kadrolarla idare etmesi
*Liderin, teşkilatı doğrudan idare etmesi
*Teşkilatın lidere, kadrolar üzerinden ulaşması
*Teşkilatın lidere, doğrudan ulaşma imkanının olması
*Liderin teşkilat üzerindeki hakimiyeti
*Teşkilatın lidere bağlılığının ölçüleri
*Liderin teşkilat üzerindeki murakabe esas ve vasıtaları
*Teşkilatın lideri halka ulaştırması

4.SAYI-LİDER VE HALK
*Halkın lidere ihtiyacı var
*Liderin halka karşı vazife ve mesuliyetleri
*Liderin halkı değiştirme vazifesi
*Liderin halkı geliştirme vazifesi
*Lider olmadığında halk harekete geçmez
*Lider halkın hareket kaynağıdır
*Lider, halkı tek şahsiyet haline getiren insandır
*Lider halkın toplu hareketini mümkün kılar
*Lider halkın itimat kaynağıdır
*Lider halkın itibar kaynağıdır
*Lider halkın gözünde meşruiyet kaynağıdır
*Lider halk nezdinde en tesirli kanaat önderidir
*Lidersiz halk, kaosa sürüklenir
*Halk kendini liderle özdeşleştirir
*Halk liderle mukavemet gücü kazanır
*Halk liderin şahsında cesaret üretir
*Halk liderle hamle ve hareket istidadı kazanır

5.SAYI-KADRO
*Kadro nedir?
*Kadroların vasıfları
*Kadroların mesuliyeti
*Kadroların vazifeleri
*Fikir kadrosu
*Talim ve terbiye kadrosu
*Sevk ve idare kadrosu
*Kadroların fikri talim ve terbiyesi
*Kadroların ilmi talim ve terbiyesi
*Kadroların tatbikat talimi
*Kadroların lidere bakışı
*Kadroların liderliği tahkim etmesi
*Kadroların liderin veri ihtiyacını karşılaması
*Kadroların liderliği halka kabul ettirmesi
*Kadroların lideri çerçeve içinde tutması
*Kadroların lideri tek adamlıktan alıkoyması
*Kadroların lider ve teşkilat arasında köprü olması
*Kadroların lider ile halk arasında köprü olması
*Kadroların teşkilatı sevk ve idare etmesi

6.SAYI-KADRO DERECELERİ
7.SAYI-KADRO VE TEŞKİLAT
8.SAYI-KADRO VE İDARE
9.SAYI-KADRO VE HALK
10.SAYI-TEŞKİLAT
11.SAYI-TEŞKİLAT VE MENSUBİYET
12.SAYI-TEŞKİLAT VE HALK

İKİNCİ YIL

13.SAYI-TEŞKİLAT FİKRİ
14.SAYI-KÜÇÜK TEŞKİLAT FİKRİ
15.SAYI-ÇATI TEŞKİLAT FİKRİ
16.SAYI-MÜESSESE FİKRİ
17.SAYI-İNŞA FİKRİ
18.SAYI-TATBİK FİKRİ
19.SAYI-TELKİN FİKRİ
20.SAYI-NÜFUZ FİKRİ
21.SAYI-TESİR FİKRİ
22.SAYI-İDARE FİKRİ
23.SAYI-BÜYÜME FİKRİ
24.SAYI-DERİNLEŞME FİKRİ

ÜÇÜNCÜ YIL

25.SAYI-FİKİR HAREKETİ
26.SAYI-İÇTİMAİ HAREKET
27.SAYI-SİYASİ HAREKET
28.SAYI-MİLLETLERARASI HAREKET
29.SAYI-HAREKETİN TABİATI
30.SAYI-HAREKETİN MEŞRUİYETİ
31.SAYI-HAREKETİN MERHALELERİ
32.SAYI-HAREKET VE HAYAT
33.SAYI-HAREKET VE ŞAHSİYET
34.SAYI-HAREKET VE CEMİYET
35.SAYI-HAREKET VE DEVLET
36.SAYI-DOST VE HASIM HAREKETLER

DÖRDÜNCÜ YIL

37.SAYI-MÜCADELE FİKRİ
38.SAYI-STRATEJİ FİKRİ
39.SAYI-TAKTİK FİKRİ
40.SAYI-MÜDAFAA FİKRİ
41.SAYI-TAARRUZ FİKRİ
42.SAYI-RİCAT FİKRİ
43.SAYI-MANEVRA FİKRİ
44.SAYI-TEDBİR FİKRİ
45.SAYI-İTTİFAK FİKRİ VE AHLAKI
46.SAYI-İHTİLAF FİKRİ VE AHLAKI
47.SAYI-MUVAZENE FİKRİ
48.SAYI-HAKİMİYET FİKRİ VE AHLAKI

RUZNÂME 27 MAYIS 2016

27 Mayıs 1960 İhtilali 

27 Mayıs karanlık bir gün.

2 bakan bir başbakanın darağacında sallandırıldığı, bu üç mazlum üzerinden İslam’dan ve Müslümanlardan intikam alındığı gün… Bugünkü ruznâmemi kaleme alırken bu üç mazluma fatiha okuyarak başlıyorum. İnşâllah şehit olmuşlardır. Kim bilir?

*

Romancılar-Romansızlar

Saat 2.20… Cemil Meriç okuyorum. Kulak verelim üstada: “Divan Edebiyatında roman yok. Niçin olsun? Batı’nın ilk romanlarından biri Topal Şeytan. Kahraman, evlerin damını açar, bizi yatak odalarına sokar. Roman başlangıcından itibaren bir ifşadır. Osmanlı’nın ne yaraları vardır, ne yaralarını teşhir etmek hastalığı. Hikâyeleri ya bir cengâveri ebedîleştirir, ya “hisse alınacak bir kıssa”dır.

Romanın burjuvaziyle doğduğunu söylerler. Burjuvazi Avrupa’nın imtiyazı, daha doğrusu yüz karası. Bir kelimeyle roman, başka bir dünyanın, başka bir ruh ikliminin, başka bir toplumun eseri. Daha zavallı bir dünya, daha dişi bir manevî iklim, daha geveze bir toplum. Başka bir tâbirle, bu edebî nevi bir buhranın, bir uyuşmazlığın, reelle ideal arasındaki bir nisbetsizliğin çocuğu. İçtimaî bir sıhhatsizlik, hiç değilse bir tedirginlik alâmeti. Sınıf kavgalarıyla sahneye çıkışı bundan. İnanan bir toplumda, pürüzlerini yok etmiş bir toplumda, hayalî çözüm yolları aramaya ihtiyaç duymayan bir toplumda romanın ne işi var? Osmanlı, Osmanlı kaldıkça Batı romanını anlayamazdı. Önce uzun bir temessül, daha doğrusu tesemmüm merhalesinden geçecek, iktisadî ve içtimaî müesseseleriyle değişecekti.

Okumaya devam et

RUZNÂME 26 MAYIS 2016

Yorgan Allahsıza sığınak.

Genç Adam At yorganı, sana haramdır uyumak

Necip Fazıl Kısakürek

Gece vakti… Uykusuzum, daha doğrusu uykuya hasret gözlerim… Üç gündür uyku nedir bilmiyorum. Ne o, ne ben, bir türlü alışamıyoruz birbirimize. O, vücuduma geliverse bedenim defediyor, bedenim istese ben uykuyu istemiyorum. Böyle garip bir hal… Neyse, uzatmayalım.

*

Karanlıkta ışık arayan ben, içimdeki Ben’i zapt altına alamayan da ben. Bir tarafım münzevi, bir tarafım hareket… Ah şu beni var eden tecessüs hali yok mu? Varoluşumun tek sebebi, tecessüs ehl-i olmam… Delice arıyorum, aradıkça kaybediyor, kaybettikçe tecrübe ediyorum… Gece bir umman… Ummana açılan yolcunun pusulası: Kitap…

*

Okuyorum…

Yazabildiğim kadar yazıyor, belki de öfkemi yazmakla dindiriyorum.

Yazmak, varoluş sebebi bende. Şekli basit, manası büyük!.. Tarzı yavan, muhtevası geniş!.. Kolay okunabilen, derin düşündüren bir üslubumun olduğunu düşünüyorum. Söz hakkı istikbalin münekkidinde…

*

Ben bir medeniyet neferiyim.

Bir buçuk asırdır yıkılmadık müessesesi kalmayan medeniyetten bahsediyorum. Bu medeniyetin kavlen, kalemen ve fiilen müdâfiî ve aksiyoncusu…

Okumaya devam et

RUZNÂME 25 MAYIS 2016

Necip Fazıl Hakkında Üç Beş Kelam

Fikir hayatımın hamurkârı, çileli dünyamın ışığı, üslubuna hayran olduğum, çilesi çilem, davası davam olan, O’nu her an yaşayan, yaşadıkça şahsıma ümid aşılayan üstadım: Necip Fazıl…

Sen, çileli adam… Sen, samimiyet ve fikir karargâhı… Sen Medeniyet neferi…

Bugün O’nun ölüm yıldönümü, bugün O, bir kez daha dirilenlerden. Her an diri her an hayatta olan, her zaman konuşan, haykıran, eserleriyle var olan ve hep var olacak olan ulvi mütefekkir. Rahmet olsun sana…

*

Tasavvuf ve İslam Kitabı Hakkında

Ruznâmeye Necip Fazıl’dan başlayıp, Ercüment Özkan’dan devam etmek veya edebilmek ne abes şey doğrusu. Etmek zorundayım…

Bugün elime bir müsvedde geçti. Kitap görünümlü bu müsveddenin sahibi Ercüment Özkan. “Tasavvuf ve İslam” ’ın sahibi olan iktibasçı -hayır hayır intihalci-

Kitabı elime alır almaz gördüğüm ilk şey; hezeyan, safsata ve derin bir cehalet. Cevab vermeye layık görmediğim bu şahıs ve menfur kitabın tek gayesi var: 14 asırlık kadim İslam tarihine hücum…

Tasavvufu din kabul eden, ne dini bilen, ne de tasavvuftan zerrece haberi olan, su’i misal girdabında “emsali” katleden bu zat, kitabının bir bölümünde “İskender Evrenosoğlu” denilen dinsiz sapığın üzerinden tasavvufa yürüyecek kadar da ahmak bir şahsiyet.

Okumaya devam et