Aylık arşivler: Şubat 2016

S. AHMET ARVASİ İLE SANAT ÜZERİNE MÜLAKAT

10336627_149055495477296_8324125368977290019_nAhmet Arvasi ile bir Cuma akşamı Maraş kalesinde karşılaştım. Ben, hayatın yoğunluğundan bıkkın ve bitkin bir halde idim. İnsanların dünyasından kitapların dünyasına kaçmaya cehd eden, zahiri âlem ile bir türlü ünsiyet kesbedemeyen ruhum, konuşup dertleşeceği ruh arkadaşını arıyor idi. Bu dost ise; 20. Asrın İLİM-SANAT-FİKİR adamı olan S. Ahmet Arvasi’den başkası değildi. Bir yanda Şehr-i Maraş, öbür tarafta tam da karşımda beliren S.Ahmet Arvasi… Uzunca boylu, keskin bakışlı, ve gayet vakar sahibi idi. Surat ifadelerinde hafifçe bir tebessüm beliren bu adam, yanıma gelerek, tok ve gür bir ses tonajıyla Selamunaleyküm deyiverdi… Selamına selam ile iştirak ettim. Ve başladık mülaki olmaya…

Okumaya devam et

Reklamlar

ŞAİR CELALETTİN KURT’UN ZİYARETİ

Şair Celalettin Kurt

Şair Celalettin Kurt

Kıymetli Şair Celalettin Kurt’un Kahramanmaraş’a gelişleriyle başlayan yolculuk güzergahının nihai  durağı Metin Acıpayam ve Haki Demir oldu. Sohbet İntibalarını resmi Facebook sayfasından dile getiren Celalettin Kurt şunları söyledi;

Bir “Medeniyet Akademisi” ülkemize, âlem-i İslâm’a, Türk dünyasına ne
katar; çok şeyler katar. Şu an itibariyle Kahramanmaraş’tayım; gayretli,
cevval, samimi, birikimli, donanımlı, medeniyet tasavvurlu bir ekibin sohbetindeyim, “Medeniyet Akademisi Derneği”ni kurmuşlar, “Terkip ve
İnşa Dergisi” ve onlarca medeniyet kaygılı eserle yola revan olmuşlar.
Bu samimi hareketi gönülden destekliyor; Haki Demir, Metin Acıpayam kardeşlerimi, yol arkadaşlarını medeniyetimizin selâmıyla selamlıyorum…

METİN ACIPAYAM’IN KAYSERİ ZİYARETİ

Metin Acıpayam Kayseri Ziyareti kapsamında Diriliş filminin yapımcısı ve 26. Dönem Kayseri AKP milletvekili KEMAL TEKDEN beyefendi ile bir takım görüşmeler gerçekleştirdi. Görüşmenin ardından Kayseri Erciyes Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Veysel Arslantaş ile biraraya gelindi…

ÇOCUK EDEBİYATI HAKKINDA

Metin Acıpayam’ın Çocuk Edebiyatı serisi Çok Yakında!..

Unutmayalım medeniyetimizi inşa edebilmenin ve hayata tatbik etmenin en muhim şartı, AŞAĞIDAN YUKARIYA, yani çocuğu inşa edebilmekle mümkündür. Bu maksatla, çocuğu ahlaken ve fikren terakki ettirecek tür, ÇOCUK EDEBİYATI sahasıdır.

Bu maksatla Çocuk Edebiyatıyla alakalı çalışmalarımız ve faaliyetlerimiz Çok yakında….

NECİP FAZIL HAKKINDA -7-

311020140137055470734_2Osmanlı’nın kuruluşundan Tanzimat’a kadarki halimiz

Sözü fazlaca uzatmadan Tanzimat’a gelinceye kadar Türk Fikir ve sanat adamının haline bir göz atalım. Necip Fazıl’a göre; “Tanzimata gelinceye kadar Türk san’at ve fikir adamı, dünya mikyasiyle, ruh ve kafasının bütün mimarîsine san’at ve ideolocyasının bütün miyarlarına ermiştir. O, içinde yaşadığı cemiyetle, ve cemiyeti, yerleştiği medeniyet kaynağıyla tam bir anlaşma halindedir. Kendisini yoğuran cemiyet, nasıl bir dünya içi ifadesine ve bir dünya dışı telâkkisine mâlikse o da, zaman ve mekân hâlinde, bir san’at ve fikir dünyasının bütün unsurlarına sahiptir.”

Okumaya devam et

NECİP FAZIL HAKKINDA -6-

311020140137055470734_2TÜRK FİKİR HAYATI SEYRİNDE AK PARTİ Ve NECİP FAZIL

Ak Parti değerlendirmesi

Malüm olduğu üzere Adalet ve Kalkınma Partisi 3 Kasım 2002 tarihinde %35 oy alarak tek başına iktidar olmuştur. Partinin kurmay kadrosu, genel olarak gençlik devrelerinde Necip Fazıl etrafında yetişip büyüyen şahıslardan oluşmaktadır. Bu durum Necip Fazıl fikriyatının istikbali açısından sevindirici bir durumdur.

Akp hakkında fikri bir değerlendirme yapmak için tarihi seyrimize göz atmak zaruretinde bulunuyorum. Merhum Necip Fazıl, Türk sanat ve fikir hayatını 5 safhada inceleyerek 5 parçaya taksim eder. Bizde bu taksimden bugüne gelmeye çalışacağız. Zira milletimizin tarihi seyri anlaşılmadan iptidai manada konuşulan her sözün büyük bir hezeyan olduğunu kaydedelim.

Türk fikir hayatının başlangıcı, şüphesiz Osmanlı Devleti’nin kuruluşu ile başlar. Cihana süpergüç olarak görünüşümüz, ruhi kemâlâtımızın takdire şayan kısmı Devlet-i Osmaniye ile başlamıştır. İşte Osmanlı Devletinden Tanzimata kadarki devre birinci safhadır.

Okumaya devam et

NECİP FAZIL HAKKINDA -5-

311020140137055470734_2NECİP FAZIL’IN AMERİKA KARŞISINDAKİ TAVRI

Üstad Necip Fazıl’ın 17.7.1959 tarihli Büyük Doğu dergisinde kaleme aldığı “Amerika, Dünya ve Biz” başlıklı yazısı, bir takım mankalar tarafından yanlış anlaşılmış, bu yazıdan hareketle üstada Amerikancı diye saldırmaya başlamışlardır. Asıl niyetleri Necip Fazıl üzerinden İslam düşmanlığı olan bu kafaların uzun uzun tahlilllerini gerekli görmüyorum.

Okumaya devam et

NECİP FAZIL HAKKINDA -4-

311020140137055470734_2İSLAMCILIK MESELESİ VE NECİP FAZIL’IN SİSTEM FİKRİ

Osmanlı İslam Medeniyetinin yıkılmasıyla birlikte, müslümanların İslam dünya görüşü arayışı başladı. Batı’da gelişen bir takım müsbet ilerlemelerin ardından geri kalış vetiremizin kabahati İslam’a bulunmuş, aydınlar tarafından bütün günah İslam’a mal edilmiştir. Tanzimat ile başlayan bu sürecin mümessilleri, bütün kurtuluşu Batı’yı taklitte görüyordu.Şinasi’den Namık Kemal’e, Namık Kemal’den bir çok aydın zümre, Batı karşısında iki büklüm olmuş vaziyette idi. Büsbütün çağı kucaklayacak, yaptığı Doğu ve Batı tahlilleriyle yeni dünyanın teorik ve pratik izahını yapacak büyük mütefekkirden yoksun olan Tanzimat sonrası halimizi, Batı adamı Hasta Adam ismiyle andı.

Tanzimat, Meşrutiyet ve Cumhuriyet. Bu üç devir hesap sormamız gereken tarihi safhalarımızdır.  Tanzimat’ın başlattığı ruhi bunalım devremizi, Meşrutiyet tescilleyerek büyütmüş, ve nihayet Cumhuriyet ise büsbütün bünyemizi manevi bir zindana sürüklemiştir.

Osmanlı-İslam medeniyeti yıkılırken, öncesinde ve sonrasında ağır bir kültürel yozlaşma yaşandı. İslam, enkaz halindeki medeniyetin, sosyal ve siyasal tortuları ile zapt altına alınmıştı. Fikir ve ilim adamlarının Cumhuriyet döneminde sebepli-sebepsiz katledilmeleri ile birlikte İslami alametler, halkın, Osmanlı medeniyet enkazından devraldığı tortularla temsil edilme noktasına gelmişti. On dört asırlık tarihinde İslam, hiç bu kadar seviyesiz bir idrak dönemi yaşamamış, bu kadar tortulaşmamış, bu kadar halkın geleneğine teslim olmamıştı.

Okumaya devam et

NECİP FAZIL HAKKINDA -3-

311020140137055470734_2NECİP FAZIL VE SAİD NURSİ

Emekli Yarbay Avni Toktor anlatıyor:

3 Şubat 1952’de Necip Fazıl Bey’i ziyaret etmiştim. Bana, bir gün evvel randevu aldığını, Bediüzzaman’ı ziyarete gideceğini söyledi. Birlikte yola çıktık.

Yolda Necip Fazıl, halkımızın birçok âlim hakkında abartılı şeyler anlattığını, veli olmayanlara da veli nazarıyla baktıklarını söyledi. Bediüzzaman’ın da bir âlim olduğunu söyledi. Fakat “kendini beğenmişin biridir”. Diye ilave etti. Eserlerini okumadığını, ama okuyacağını belirtti.

Akşehir Oteli’nin önüne geldiğimizde, etrafta polisler vardı. İçeriye girerken hüviyetlerimiz kontrol edildi. Otelin dördüncü katına çıktığımızda, Bediüzzaman Hazretleri bizi kapıda ve ayakta karşıladı. Girişte Necip Fazıl selâm vermişti. Bediüzzaman Hazretleri, daha selamı almadan kendisine has Şark şivesiyle, “Necip Fazıl Bey kardaşım,  ben kendimi kendime beğendirmemişem.” dedi

 

“Bu sözler bende bir anda irkinti yaptı. Bu sözler, doğrudan doğruya Necip Fazıl’ın konuşmasına bir cevap teşkil ediyordu.”

 

Bediüzzaman, Necip Fazıl’a çok alâka gösterdi. Onu bir sandalyeye oturttu. Kendisi de yatağına geçti.

 

Abdülmuhsin Alev’in anlattığına göre, “Üzülme, üzülme! Ben Büyük Doğu’cuları, Risale-i Nur talebesi olarak kabul ettim. Ben seni Risale-i Nur’a yirmi senelik hizmeti yapmış olarak kabul ediyorum. Biz bir ağacın meyveleriyiz. Aramızda ayrılık gayrılık yoktur. Ders almak ve kaynak bakımından aynı yere gidiyoruz.” der.

 

 

BÜYÜK DOĞU’YA YARDIM İÇİN YORGAN SATMAK

 

Said Nursi Büyük doğu’yu sürekli takip eder, talebelerinden Zübeyir Gündüzalp’e okuttururdu. Bir sayısında Büyük Doğu acı bir haber verir: Gelecek sayısının çıkması bile çıkması tehlikededir. Çünkü yayın için ayrılan para bitmiştir. Okuyucuları acilen yardım etmezse, Büyük Doğu çıkamayacaktır.

Bu mealdeki yazıyı dinleyen Bediüzzaman, çok duygulanır, bir süre düşünür. Sonra da, Zübeyir, Büyük Doğu’ya yardım edelim der. Zübeyir Gündüzalp, ‘Peki Üstadım’ diye cevap verir. Fakat ‘bu yardım nasıl ve ne ile yapılacaktır?’ diye düşünmeye başlar.

Ancak üstad, bu haberden çok duygulanmış ve yardıma kesin olarak karar vermiştir. Der ki:

-‘İki yorganım var, biri bana kâfi… Diğerini satın, parasını Büyük Doğu’ya gönderin…’

Biri yazlık, ince; diğeri kışlık, daha kalınca iki yorgan… Ve biri ’Büyük Doğu’ ya kurban…

 

İşte müslüman hissiyatı ve şuuru budur. Başka bir müslüman kardeşinin sıkıntılı anında gerektiğinde yorganını satarak kardeşine yardım edebilme bahtiyarlığını gösterebilmektir iman kardeşliği. Bu kardeşlik, ezeli ve ebedi, sarsılmaz bir aheng helezonudur.

 

 

 

BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ’YE GÖRE NECİP FAZIL VE HİZMETİ

 

Bediüzzaman Said Nursi, başka bir yerde de Büyük Doğu Mimarı Üstad Necip Fazıl’ı şu sözlerle metheder;

  

“Büyük Doğu, iman hakikatlerini sapkınların tecavüzlerinden korumaya çalıştıkları için, ruhu canımızla Büyükdoğu ’yu takdir ve tahsin ederiz. Zira onlarla dostuz ve kardeşiz”

 

Bediüzzaman’ın gözünden Üstad Necip Fazıl ve mücadelesinin portresi budur.

 

 

NECİP FAZIL’IN GÖZÜNDEN SAİD NURSİ

 

Tesiri yakıcı ve telkini işleyici bir zat olan Bediüzzaman, kendi yaşında bulunanların ve neslinden olanların uyuşukluğu içinde bir kimse değildir. Gördüğünü yakıyor. Ne güzel vasıf… Elini uzattığını bağlıyor ve dairesini genişletiyor. Gerçek mücadele ve mücahede karakterine sahip olan bu zatın gittikçe yayılan fikirleri de elbette hoşa gitmeyeceği için, son demlerinin büyük bir kısmını zindanda ve hiç değilse göz hapsinde gerçekleştiriyor.

 

Necip Fazıl, Said Nursi’yi cumhuriyet döneminin din mazlumlarından saymak suretiyle şu satırları da kaleme almıştır;

 “Hakkında bir hayli eser yazılmış, hokkalarla mürekkep, tomarlarla kağıt sarf edilmiş bir insan olmasına rağmen Said Nursî Hazretlerinin bugüne kadar, kanaatimizce, usta elden bir (portre)si çizilememiş, derinliğine ve genişliğine tahlili yapılamamış ve gerçek kıymet ölçüsü belirtilememiştir.”

Bu satırlar, Üstad Necip Fazıl’ın “Son Devrin Din Mazlumları” isimli kitabından…

Kitabın başka bölümünde ise, Said Nursi’nin ilmini şu sözlerle beyan eder;

Fransızların kültür tarifinde güzel bir buluşları vardır. Derler ki: ‘Kültür, birçok şeyi ezberlemek değil, birçok şey öğrenip de onları unuttuktan sonra insanda kalan bilgi hassasıdır.’ Bu güzel buluşu Said Nursî’ye şu noktadan tatbik edebiliriz ki, birçok şeyi öğrenip de unutmak yoluyla değil, belki hiç öğrenmeden o şeylerin gayesi olan bilgi hassasına ermiştir. Yani onda ilim, galip hissesiyle, vehbîdir (yaradılıştan), kesbî (çalışarak elde edilen cinsten) değil…