Kategori arşivi: HUKUK

METİN ACIPAYAM-ÖMER AKPINAR -İSLAM MEDENİYET TASAVVURU HAKKINDA SOHBET-3-

Reklamlar

METİN ACIPAYAM-ARSLAN BALTA MÜLAKATI

isimsiz-1BİR CEMAAT PORTRESİ CEMAAT ‘İN’ İKTİDAR MÜCADELESİ

Mülakat: METİN ACIPAYAM

Metin Acıpayam: Karargâh Anadolu… Anadolu’nun yeniden İslam’ın çağını başlatabileceği idealine inanıyor musunuz? Takriben bir asırdır bu coğrafyada yaşanan çatışmaların, savaşın ve rahat bırakılmayışın sebepleri sizce nelerdir?

Arslan Balta: Tarihte birçok medeniyete ev sahipliği yapmış Anadolu toprakları, dili, dini, etnik kökeni birbirinden ayrı olsa da, insanlığın, farklılıkları bir arada barış içinde yaşatma tecrübesinin en güzel örneklerine sahne olmuştur. Üzerinde yaşadığımız topraklar, ayrılıklar üzerinden siyasetin, farklılıkları yok sayarak ya da yok ederek var olmanın hayat bulamayacağı topraklardır.

İki yüz yıllık devlet eliyle modernleştirme sürecinde ve özellikle Cumhuriyet dönemi ulus devlet yaratma projesinde, bu toprakların tarihe mal olmuş birlikte yaşama tecrübesi görmezden gelinerek, sun’i çatışma alanları oluşturulmuştur. Cumhuriyet tarihi boyunca, Kürt-Türk, Alevi-Sünni, laik-anti laik, sağcı-solcu gibi çatışmalar, yeri ve zamanı iç ve dış işbirlikçileri ile belirlenerek topraklarımız üzerinde sahneye konulmuştur. Ülkeyi yöneten siyasetçiler, bu çatışma alanlarının özüne inerek meseleyi anlama yerine, yok sayma, inkâr etme gibi yöntemlerle üstünü kapatmıştır. Bu hassasiyet noktaları, bir başka zamanda kullanılmak üzere adeta dondurulmuştur. Var olan problemlerinizi kendiniz çözmediğiniz, topraklarınızı müdahaleye açık halde bıraktığınız sürece, hali hazırda olduğu gibi, bu çatışma alanları kullanılacak, hatta yenileri üretilecektir.

Okumaya devam et

MECELLE HAKKINDA -2-

MECELLEDE KÜLLİ KAİDELER

 Medeni Hukuk ve Kanun hükümleriyle Mukayeseler

Mecelle’nin ilk 99 maddesi vecize üslubu ile yazılmış, tazelik ve hayatiyeti her zaman için baki, mantık ve felsefe düsturlarından ibaret olmayıp, zaten her şeyden önce inkişaf zemini selim akıl ve muhakeme üstüne kurulu hukuk mutalarının da esasını ve zübdesini teşkil eyler. Yazılışına, Cevdet Paşa’nın ahenkli ve akıcı üslubunun büyük bir sanatkârlık tesir ve nüfuzu halinde hâkim bulunmuş olduğu muhakkaktır. [1]

Okumaya devam et

MECELLE HAKKINDA -1-

Mecelle  –TAKDİM-

Mecella hakkında

Garp ideolojisine kalben bağlı olan cumhuriyet güruhunun, cumhuriyetin hemen ardından kabul eyledikleri İsviçre Medeni kanunundan evvel, Medeni kanunumuz; Mecellei Ahkâmı Adliye idi.

Mecelle mer’iyete konulmadan evvel umumi olarak hakimler fıhık kitaplarında yazılı olan Hanefi mezhebi içtihatlarından mamûlinbih olan meselelere hükmeder ve şeyhülislamlar tarafından verilen fetva ve mecmualarından istifade ederlerdi. Bu durum günümüz hukuk düzeni içerisindeki temyiz mahkemeleri işlevindedir.

Hanefi mezhebinde bir hayli içtihat vardır. Bunlardan zamana bağlı ve halkın seviye ve haline uygun olanı arayıp ortaya koymak bir hayli bilgiye bağlı idi. Zamanla bu meziyete hâiz olan hakimlerin sayısı azalmıştı. İşte Mecelle bu ihtiyacı temin maksadıyla, bütün içtihatları bünyesinde toplamak ihtiyacıyla yapılmıştı.

Mecelle’nin hazırlanma yıllarında iki görüş hakimdi Bu görüşlerin ilki, hukuk ve fıkıh bilgisinden mahrum bazı Batı temâyüllü Devlet adamları Türk medeni kanunu olarak Fransız medeni kanunun tercümesine taraftardı. Fransız Maslahatgüzarı da bu uğurda durmadan çalışıp gayret sarfetmekte idi. Said Paşa’nn hatıratında yazdığına göre Ali Paşa Sultan Abdülazize takdim ettiği lâyihada tab’ayı hıristiyanın hukuk ve menafii ve memleketten müstefid olmaları için Fransız Medeni Kanununun (Code Civil) Memaliki Osmaniyede tatbikini tasviye ediyordu. Nihayet başta Ahmed Cevdet Paşa olduğu halde Milli Kanun taraftarı olan ekseriyet galip gelerek Mecellenin tanzimine karar verildi.

***

Code Civil (Kod sivil) üzerinde kısaca durmak isterim.

Mecelle ile alakalı ilerliyen zamanlarda geniş manada tetkik edeceğimiz Kodesivil hakkında değerli hukukçu Dr. A. Refik Gür “Hukuk tarihi ve tefekkürü bakımından MECELLE” isimli eserinde şunları yazıyor;

“Fransız medenî mevzuatını çevreleyen Code, sekiz asırlık bir hukuk inkişafının verdiği meyve olarak derlenmiştir. Fransız hususi hukukunu tedvin etmek fikri ilk defa 1791 Anayasası’nda kabul edilmiştir. Tedvin keyfiyeti Conbacêrês tarafından ele alınarak iki proje halinde Convention’a takdim edilmiş, fakat Convention bu projeleri reddetmişti: “Drectoire” idaresi aynı müellife üçüncü bir proje daha hazırlatmıştı. Fakat, Napolêon Bonapart, Code Civil’i hazırlatarak teşriî meclisce tasdikini temin etmişti. Fransızca ve İngilizce’de kanun manasına gelen “c o d e” Fransa’da yapılan ve Napolêon Bonapart zamanında 1804 tarihinde isdar edilen şekliyle, aynı zamanda beş kanun (Cing Code) adıyla anılan kanunlar mecmuasından (Mecelle) ibaret olup, 21 Mart 1804’de medenî 28 Ağustos 1807’de ticaret, 24 Nisan 1806’da hukuk muhakemeleri usûlü, 20 Nisan 1810’da ceza hukuku ve ceza muhakemeleri usûlü kanunlarını ihtiva eder. Hazırlanışında Bigot, Tranchet de Prêmenu ve Portalis, Maleville adlı müelliflerin büyük çalışmaları geçmiştir. Medeni Kanun bir mukaddime ile:

  • Şahıslar,
  • Mallar,
  • Mülkiyetin İktisabı

Bahislerine ait üç kitaptan teşekkül eden 2281 maddeyi ihtiva eder. (Dr. A. Refik Gür “Hukuk tarihi ve tefekkürü bakımından MECELLE” 3. Baskı, Sebil Yayınevi, s.22-23)

***

Garp temayülüne kendini kaptıran bir takım aydınlar, yeni ahkamı adliye hükümleri bildiren hukuk çalışması yerine, bu Fransız mamülü Kod sivili tatbik etmek istiyorlardı. Fakat muvaffak olamadılar, Ahmet Cevdet Paşa’nın ağırlığıyla Mecelle’nin hazırlanmasına karar verilmiştir.

Mecelle bir ilmi Hey’et tarafından Hicri 1284 tarihinde başlayarak Hicri 1293 tarihinde hitama ermiştir. Hukuk üstadı Ali Himmet Berki’nin aktarımlarından öğrendiğimize göre, Mecelle heyeti muayyen günlerde toplanır, yazılacak mevzuların tertip ve tahriri görüşülerek kaleme alınmak üzere içlerinden birine havale olunur ve karar veçhile yazıldıktan ve tekrar kısım kısım maddeler üzerinde bir defa daha görüşüldükten sonra kabul olunan şekilde tespit olunur ve her madde yazılış bakımından Reis Cevdet Paşa’nın tashihinde geçerdi. Hey’et azasından Muallimhanei Nüvvab (Hakim yetiştiren) mektebi müdürü Yunus Vehbi efendi merhum, Mecellenin tedvininde cereyan eden münakaşa ve müzakereleri talebeye anlatır ve hiç bir maddenin müzakeresiz yazılmadığını hikâye ederdi.

Mecelle’nin üslubu

Ali Himmet Berki’ye göre eserler üç üslubla söylenir ve yazılır. Bunlar;

  • Âli uslub
  • Mütavassıt uslub
  • Sâde uslub

Umumiyetle belâgata müteallik eserlerde âli uslub, kanunlarda ve ilim fenne ait metinlerde Mütavassıt uslub, mufassal eserlerde şerh ve hâşiyelerde sâde uslub kullanılır. Mecelle mütevassıt uslubla kaleme alınmış, ve sonuna kadar öyle devam etmiştir.

Mecelle görülen kitaplarla hülâsaten Borçlara, Ayni Haklara, Haksız fiillere, her türlü şirkete, sulhe, ibraya, ikrara, dava ve beyyinelerin nevileriyle, usulü muhakemeye, kaza ve hakimliğe ve tahkime ait bahisleri muhtevidir.

 

İSLAM HUKUKUNA GİRİŞ -16-

İslam Ceza Hukukunun Tecavüze Uğrayan Hakkındaki Hükmü

İslam Ceza Hukukunda tecavüze uğrayanın canına, malına veya haklarından herhangi birisine tecavüz edilen kişidir. İslam hukukunda tecavüze uğrayan kişiye de mecniyyunaleyh adı verilir. İslâm hukuku tecavüze uğrayan kişinin idrak ve ihtiyar sahibi olmasını –suçluda aradığı gibi- şart koşmaz. Çünkü suçlu cezaî mesuliyete haizdir ve bundan dolayı muaheze olunur. Hem mesuliyet kanun koyucusunun buyruklarına isyan fiiline tereddüb etmektedir. Kanun koyucunun buyruklarına ise ancak idrak ve ihtiyar sahibi olan kimse muhattab olur. Tecavüze uğrayan kişi ise mesul değildir. O tecavüze uğramıştır ve uğradığı tecavüz dolayısıyla tecavüz edene karşı (suçlu) bir hak elde etmiştir. Hak sahibinin idrak ve ihtiyar sahibi olması şartı yoktur. Onun sadece hakkı elde etmeye ehliyetli olması şartı vardır.

Okumaya devam et

İSLAM HUKUKUNA GİRİŞ -15-

İslam Ceza Hukukunun Mekan Bakımından Geçerliliği Hakkında

Üç Görüş

İslam ceza hukukunun mekan bakımından geçerliliği konusunda üç ayrı görüş vardır. Bu görüşlerin ilki İmam Azam’a aittir. İkinci görüş, Hanefi mezhebinin büyük imamlarından birisi olan İmam Ebu Yusuf’a ait olmakla beraber, diğer görüşü ise İmam Malik, İmam Şafii ve İmam Ahmed benimser.

Bu yazımızda üç görüşün ilki olan İmam Azam’ın görüşünü ele alacağız. Diğer görüşler devam eden yazı serimizde tetkik edilecektir.

Okumaya devam et

İSLAM HUKUKUNA GİRİŞ -14-

İslam Hukuku Bölgesel Hukuk Değildir

Geçen yazılarımızda İslam hukukunun evrensel hukuk olduğunu belirtmiştik. İslam hukuku evrensel hukuktur. Fakat günümüzde tatbikatı sınırlı olduğu için bölgesel olması neticesini doğurduğunu, bu yüzden sadece dâr’ül-islâmda tatbik zemini bulduğunu belirtmem gerekiyor.

İslam hukukunun bölgeselliği hakkındaki sınırları tetkik etmeye çalışalım. İslâm hukukunun hükümleri islam ülkelerinde yaşayan herkese mi uygulanır, yoksa bir kısmına uygulanır bir kısmına uygulanmaz mı? İslâm hukuku dâr’ül-islamda işlenen suçlara uygulanırsa dâr’ül-islamın ahalisinin dâr’ül-harbde bulundukları sıraada bu suçları işlemeleri halinde onlara yine islam hukuku tatbik edilir mi edilmez mi?

Okumaya devam et

İSLAM HUKUKUNA GİRİŞ -12-

İslam Hukuku Evrensel Hukuktur –Cezai Hükümlerin Mekan Bakımından Tatbiki-

İslam hukukunda aslolan; getirdiği hükümlerin mekan bakımından belli bir sınıra bağlı bulunmayıp evrensel oluşudur. Zira islâm bütün kainat için gelmiştir, yoksa kainatın bir bölümü için değil. İslam bütün insanların dinidir, bir kısım insanların değil. İslam bütün insanların sistemidir, bir kavme ait bir sistem değildir.

İslam bütün kainatın nizamıdır. Hem müslümana, hem de müslüman olmayanlara seslenir. İslamın hitabına hem islam ülkelerinde yaşayanlar, hem de müslüman ülkeler dışında yaşayanlar muhataptır. Fakat bütün insanlar islama inanmayacaklarından islâmın onlar için hüküm koyması bahis konusu olmaz. Bu yüzden şartların elvermemesi hasebiyle islâm hukuku ancak müslümanların egemenlikleri altında bulunan ülkelerde tatbik imkânı bulmuş, diğer ülkelerde tatbik durumu bahis konusu olmamıştır. Böylelikle islam hukukunun tatbiki müslümanların hakimiyeti ve kuvvetleriyle alâkalı bir durum olmuştur. Müslümanların hakim oldukları bölgeler genişledikçe islam hukukunun tatbik sahasıda genişlemiştir. Bu bakımdan islam hukuku evrensel hukuktur.

Okumaya devam et