Aylık arşivler: Nisan 2016

13124872_718474438294075_2291483878581121908_n

Reklamlar

SURİYE SAVAŞI VE ÜMMETİN DURUMU HAKKINDA MÜLAKATLAR -4-

mülakatMülakat:

Metin Acıpayam

Mehmet Işık İle Mülakat


*Suriye’nin ümmet için manası nedir?

Bu sorunun cevabı,  Müslüman olduğunu iddia eden devlet adamlarına  ve Müslüman halka  göre değişkenlik gösterir. Müslüman halk Türkiye’de, Mısır’da, Ürdün’de ve diğer İslam coğrafyasında Suriye halkının durumunu ümmetin yaşadığı zulüm ve katliam olarak görmekte ve kabul etmektedir. Bunun yanı sıra halkı Müslüman olan ve kendilerini de Müslüman olarak ifade eden devletlerin Suriye’ye bakışı ümmet penceresinden değildir. Hatta siyasi rant ve çıkar alanı olarak görülmektedir. Suriye’deki ümmetin yaşadıklarının son bulması için Türkiye Cumhuriyeti’nin ve iktidarının verdiği mücadeleyi, hemen hiçbir Müslüman devlet yahut devlet adamı vermemektedir. Bu yüzden Türkiye ve halk için Suriye İslam beldesidir, kardeşlerimizin yurdudur ve ümmetin zulme karşı başkaldırdığı lakin yalnız başına açlık ve sefalet içerisinde mücadele verdiği yer olarak algılanmaktadır. Hakikati de budur.

*Suriye savaşının ümmet olmak için nasıl bir katkısı var?

Bazı savaşlar toplumlar arasında kardeşlik bağını güçlendirir. Yeniden ortak bir tarih yazımına fırsat verir. Acıları bir olan milletler güzel günleri birlikte inşa etmede zorluk yaşamazlar. Suriye’deki mücadele gönül ister ki ümmetin uyanışına örnek olsun. Harekete geçişte fitili ateşleyen kıvılcım olsun. Fakat 5 yıldır devam eden kanlı savaşta, Suriye’de masum insanlar hala katlediliyor. Ümmet olma adına, 1.5 milyar Müslüman bu yangına su dökememiş ise demek ki tam manasıyla ümmet birlikteliği sağlanamamıştır. Suriye, bir nevi Çanakkale kabul edilmeydi. Dili, rengi farklı olsa da gönlü Allah aşkıyla dolu yiğitlerin bir araya geleceği ve zafer İslam’dır nidalarıyla Suriye’yi topyekun kurtuluşa götüreceği yapılar kurulmalıydı. Kastım sadece cephede savaşacak askerler değildir. Her alanda birlik ve beraberlik sağlanmalıydı, ümmetin dik bir duruşu olmalıydı. Bu dik duruş, ümmet olma bilinci sağlanamadığı sürece, İslam coğrafyası kan ağlamaya devam edecektir. Bu meyanda bakıldığında Suriye Savaşı, ümmet olma yolunda örnek olmamıştır, olamamıştır, olması için yeterli çabalar gösterilmemiştir.

Okumaya devam et

KARARGAH TÜRKİYE -SURİYE SAVAŞI HAKKINDA YAZILAR-

ssssKARARGAH TÜRKİYE

Şartlar Türkiye’yi tarihi misyonuna zorlamakta… Bu misyon şüphesiz, İslam’ın liderliği idealidir. 1000 yıldır İslam’ın liderliği gibi ulvi bir mefkuresi olan Müslüman Türk, yaklaşık bir asırdır bu emelinden dahili ve harici düşmanlar tarafından uzaklaştırılmaya çalışılmaktadır.

Tarih boyunca Türk’e Türklüğün şartı nedir diye sorsanız, İslam’ın şartını sayar, bununla beraber, kavmiyetini dininin emrine vermek suretiyle hayatını ikame ederdi. Türk’ü İslam’dan tefrik etmek isteyen mankurt kafalar, Türk’ü İslam’ın içinden çekip almak istemişler, bu sayede, Türk’ü İslamsız Türkçü edebilme yolunda baya mesafe kat etmişlerdir…

***

Bugün zahiri hadiseler muvacehesinde görmekteyiz ki, ümmetin karargah ihtiyacı fevkalede mühim yer teşkil ediyor. Bu ihtiyacı karşılayacak tek coğrafya Anadolu coğrafyasıdır.

  Okumaya devam et

MEDENİYETİMİZİN ÂMÂ ÜSTADI; CEMİL MERİÇ -3-

*İtibarsızlaştırılmış bir hayata mahkum edilmek

Mütefekkirler için itibarsızlaştırılmış hayat demek, O’nun fikrine sağır ve kör olmaktan doğmaktadır. Mütefekkir; yaşamayı fikir, fikri yaşamak kabul eden, hayatın hay-huyundan sıyrılıp, tefekkür istidadı ile yaşamayı kabul edecek kadar heyecan ve aksiyon sahibidir. Her ne kadar tefekkür sükûneti sevse de, mütefekkir fikrinin kavgasını vermek zorundadır. Bu kavga içtimai konjektörün belirleyeceği usûl ve kaidelerle gerçekleşir. İtibarsız hayat, marazi bir haldir. Öylesine marazi bir haldir ki, oradan kaos çıkar. Kaos, fikrin düşmanıdır. Kaosun olduğu yerde herhangi bir fikrî mesele konuşabilmenin mümkünatı yoktur. Bu sebeptendir ki, mütefekkir için itibarsızlaştırılmış hayatın izahı iki sebeb etrafında tetkik edilmelidir. Bunlardan ilki, anlaşılamama (ademe mahkumiyet), ikincisi ise; itibarsızlaştırılan hayata mahkum edilmektir.

Okumaya devam et

TERKİP VE İNŞÂ DERGİSİ 14. SAYI METİN ACIPAYAM YAZISI

Untitled-1ÜÇ MÜHİM MESELE ETRAFINDA BÜYÜK DOĞU FİKRİYATI 


Büyük Doğu Fikriyatını müellifi, “Yekpare bir inanış, görüş ve ölçülendiriş manzumesi” sözleriyle ortaya koyar. “İnanış-Görüş-Ölçülendiriş” üçlü terkibinden doğan, muvazene ve muhakeme şuuru Büyük Doğu mefkûresini 20. Asrın istisnasız olarak “tek” ve “büyük” külliyatı haline getirmiştir.

Üç mühim mesele etrafında Büyük Doğu fikriyatı başlıklı yazımızda, Büyük Doğu’nun ümmetin her ferdinin kafasında şuurlaştırmaya çalıştığı 3 mühim mevzunun tahlilini yapacağız. Bunlar;

  • Batının (Felsefenin) krize girdiği meselesi
  • Ümmetin diriliş ve silkiniş hamlesini başlatma meselesi
  • Külli İdrak meselesi

  Okumaya devam et

PEDEGOJİ VE ÇOCUK EDEBİYATI MÜLAKATLARI -2-

Sohbet: Metin Acıpayam- Bestami Yazgan

bestami


Metin Acıpayam: İslam Medeniyet dairesinde ilim ve bilgi, zincir misali başı ve sonu belli olan kalın hatlardan ibarettir. Bizde bilgi ve ilim, hem aşağıdan yukarıya, hem de yukarıdan aşağıya tasnif edilmek suretiyle hayata tatbik edilmiştir. Batı bir’den çok’a giderek bilgiyi dağıtmış, İslam medeniyeti ise, çok’tan gelerek (terkip ederek) eşya ve hadiseyi “bir” vahidi etrafında var etmiştir. Sözü edilen bu cemiyetin (İslam cemiyeti) kültürünün nesilden nesile silsile halinde aktarılmasının tek unsuru aile’dir. Evde anne ve baba, ailede nine ve dede, mahallede hoca, mektepte muallim, fert fert hem öğretici hem öğrenicidir. Batı’nın kulağımıza fısıldattığı “İslam’da pedegojiye yer yoktur” anlayışı yerleşerek zamanla genişledi. Hazreti Peygamberin ve İslam Medeniyet Tasavvurunda pedagoji o kadar ilerleme kaydetmiştir ki, Anadolu’ya gelen Batılı seyyahlar şu sözü söylemişlerdir: “Müslüman çocuklar, Batıdaki prenslerden daha asildir”. Bu bilgiler ışığında “ideal (olması gereken) pedagoji” hakkında ne söylersiniz?

Bestami Yazgan: Şair olmam hasebiyle sorularınızın bazılarına şiirlerle cevap vereceğim. Çocuğun ilk öğretmeni anne ve baba, ikinci sırada da nine ve dede gelir. Çocuğun ilk sınıfı aile, sınıf arkadaşları da kardeşleridir. Bunlardan yoksun olarak yetişen bir çocuğun eğitimi eksik kalır.

Okumaya devam et