Kategori arşivi: BÜYÜK DOĞU

DİRİLİŞ POSTASI YAZARI VEDAT SAĞLAM İLE 20. ASIR VE NECİP FAZIL BAŞLIKLI MÜLAKAT

DİRİLİŞ POSTASI YAZARI VEDAT SAĞLAM İLE 20. ASIR VE NECİP FAZIL BAŞLIKLI MÜLAKAT

Metin Acıpayam: 20. Asırda ümmetin bilgi üzerinde tetkik ve terkip süzgeci pörsümeye başladı. Bununla beraber terkip edemediğimiz bilginin yıkıcılığı yüz göstererek parça fikirde boğulduk. Bunlara karşılık Büyük Doğu; Bilgiyi toparlamanın yolunu gösterdi, Fikri terkip etmenin usulünü geliştirdi ve Külli anlayışın nizami alt yapısını keşfetti. Bu güzergâhta ne söylemek istersiniz?

VEDAT SAĞLAM: Ben Büyük Doğu’yu ve hareketini bir tetkik ve terkip anlayışından çok, bir aksiyon hareketi olarak görüyorum. Tarihte pek çok ünlü isim tarafından, bir çok ideolojik anlayışın ortaya konduğunu, bu ideolojilerin de kendi dönemleri içinde varlık bulurken, sonraki devirlerde yok olduklarına şahidiz. Çünkü bu ideolojiler geleceğe yönelik olmaktan ziyade günceldir, o günün sorunlarına yöneliktir, dönemseldir, geçicidir. Cumhuriyet dönemi içinde de Batı menşeli pek çok akımın o dönem içinde göklere çıkartılıp, ardından çöpe atıldığını biliyoruz. Çünkü, hayata yansımamıştır o anlayışlar. Üstad’ın ortaya koyduğu bilgi, sanat ve edebiyatı kanaatimce değerli kılan, onun yeni bir anlayışla üretilmesinden çok, Necip Fazıl’ın, kendi davasını güdecek enerjiyi de ortaya koymasından ileri gelir.  Yani demem o ki, Üstad, yeni bir anlayışla hem davasını üretmiş, hem bu davasının haklılığını ortaya koymak adına Anadolu’yu karış karış gezerek anlatmış, hem ortaya koyduklarını yaşamış, hem de Büyük Doğu ve hareketini kendinden sonra da devam ettirecek gençler yetiştirmeyi başarmış ender dava adamlarından biridir. Bakınız, bugün Anadolu’da büyük Doğu ve hareketi eğer bu topraklarda kök saldıysa, bu, Üstad’ın ürettiği fikirlerin değerli olduğundan ziyade(ki, şeksiz şüphesiz değerlidir), Üstad’ın enerjisi, anlatması ve yaşaması ile ilgilidir. Tarihte pek çok dava adamı diyebileceğimiz kişiler yaşamıştır. Lakin onlar sadece düşünsel mabada üretimde bulunmuşlardır. Üstad’ı diğerlerinden farklı kılan şey, işte budur; ürettiklerini önce kendinin yaşaması.

Okumaya devam et

Reklamlar

İHSAN ŞENOCAK İLE MÜLAKAT -BÜYÜK DOĞU MEFKURESİ VE NECİP FAZIL’A DOĞRU BAKABİLMEK-

ihsann

İhsan Şenocak ile Mülakat

Mülakat: Metin ACIPAYAM


Metin Acıpayam: Bir Keşf-i Kadim olarak Büyük Doğu ve Necip Fazıl terkibinden ne anlamamız gerekir? 

İhsan Şenocak: Büyük Doğu yani “Doğunun doğuşu”. “Rüzgardan hafif topuklarla içimizdeki iklimlere doğru ruhani ve ince bir sefer” ediş hali. “Büyük Doğu, İslamiyet’in emir subaylığı…” “Büyük Doğu, İslam içerisinde ne yeni bir mezhep, ne de yeni bir içtihat kapısı…” Sadece “Sünnet ve Cemaat Ehli” tabirinin ifadelendirdiği mutlak ve pazarlıksız çerçeve içinde, olanca saffet ve asliyetiyle İslamiyet’e yol açma geçidi ve O’nu eşya ve hadiselere tatbik etme işi…” Bu durumda Büyük Doğu bir keşf-i kadimdir.  Allah Resulü’nden (s.a.v.) günümüze kadar intikal eden İslami anlayışın keşif ve tatbikinden ibarettir. Bidayeti Mevcut haliyle Büyük Doğu, İslam’ın zuhuruyla başlar. Mazrufunu sahabenin mücadele tarzı doldurmaktadır. Tarih içerisinde görülen Büyük Doğu’nun sahabe devrinden tek farkı zarf değişikliğidir. Fakat zarf, mazrufa (sahabe devrine) nispetle kendini kıymetlendirirken “köle, bir emir subayı” olduğuna vurgu yapar. Yani Allah Resulü (s.a.v.) ve sahabeden intikal eden manaya bağlı kalmak Büyük Doğu’nun esasını teşkil eder.

Metin Acıpayam:  Büyük Doğu’nun ‘ilkeleri’ nelerdir? 

Okumaya devam et

SERVET TURGUT İLE MÜLAKAT 2 -15 TEMMUZ VE MÜESSESE FİKRİ BAŞLIKLI MÜLAKAT-

servet-turgut-2SERVET TURGUT İLE MÜLAKAT

İKİNCİ BÖLÜM

Metin Acıpayam: 15 TEMMUZ DARBE KALKIŞMASI ÜZERİNDEN YAKLAŞIK 4 AY GEÇTİ… GELDİĞİMİZ NOKTA İTİBARİYLE SORUYORUM… TÜRKİYE BELAYI TÜMDEN DEF EDEBİLDİ Mİ? YOKSA BU HADİSELER HENÜZ BAŞLANGIÇ MI?

Servet Turgut: Türkiye, belayı tümden def edebilmek mevkiinde bir ülke değildir! Bela, alnımıza ezelden yazılmıştır bizim… Kuran’ın ifadesiyle “dağların, göklerin ve yerin yüklenmekten kaçındığı emaneti sırtlamak” şeklinde tebarüz eden belanın şerefiyle müşerref kılınmış bir milletiz biz… Belayla gelen şeref… Osmanlı tarihini öyle bir çırpıda hamasetle anlatıp geçiyoruz… Nefsimiz kabarıyor; oh ne kolay! Oysa bu tarihin ne denli bir zorluk ve belayla deruhte edildiğini hissedemiyoruz… Yemen’e niye gitmişiz, Viyana kapılarına niye dayanmışız, Açe’de ne aramışız? Bugünün dünyasında Patagonyalı olmak belasız bir yaşamla tezyin edilmek gibi görülse de, bu durum, Patagonyalı olmanın şerefsizliğini göstermeyen bir dünya matematiğinden kaynaklanmaktadır. Şerefle tecelli eden suretin çizgileri, bela akrebinin iğnesiyle nokta nokta sokulmak suretiyle tersim olunur! Kökünü ya da kafanı koparmak için ağzını açmış bir makas belaysa da, üstesinden gelinecek bir beladır! Belanın büyüğü, böyle bir makas hareketinde kırpılan göz manası vehmetmek şuursuzluğuyla gelir ki; bu şuur kaybı, kendini kayıptır, kökünü kayıptır, kimliğini kayıptır. Hani Kemalistlerin vaat ettiği mutluluk ve muasır medeniyet de zaten, artık başkası olduktan sonra gelen mutluluktur. Kemalizm’in vaat ettiği mutluluğa misal olsun diye onun ağzından konuşayım:

“Namusu elden bırak, kaybederim diye seni endişelendiren bir belandan daha kurtul!”

Okumaya devam et

SERVET TURGUT İLE MÜLAKAT -15 TEMMUZ VE MÜESSESE FİKRİ BAŞLIKLI MÜLAKAT-

servet-turgut-1SERVET TURGUT İLE MÜLAKAT

BİRİNCİ BÖLÜM

Metin ACIPAYAM: MESELEMİZDE DERİNLEŞMEDEN EVVEL, “MÜCERRETE TABİ MÜŞAHHAS” YÖNÜNDEN KISTAS OLSUN DİYE SORUYORUM: 15 TEMMUZ DARBE KALKIŞMASI GECESİ YAŞADIKLARINIZI KISACA AKTARIR MISINIZ?

SERVET TURGUT: Tabii… O gece arabamı tenha bir yerde park etmiş yürüyordum… Ankara-Sıhhiye’deki vakıf merkezimizden arkadaşlar aradılar… “Kızılay’da uçaklar çok enteresan bir şekilde uçuyor!” diye… Saat 22.30 civarı… Daha Türkiye’nin hiçbir şeyden haberi yok… Birkaç yeri aradım, kimsenin bir şey bildiği yok… Herkes “Tatbikattır!” diyor… Nihayet bende, olayın bir darbe kalkışması olduğu yönünde bir kanaat belirdi. Arkadaşları aradım ve kelimesi kelimesine şöyle dedim:

“Herkes kimliklerini gömsün! Bu pisliklerin hakim oldukları bir ülkede yaşamaktansa, gerekirse çarpışa çarpışa öleceğiz! Geliyorum!” Dikkat edin… Bunu bitirim cingözlüğüyle ve laf olsun kabilinden bir erkeklik cakası olarak anlatmıyorum… Hususen biz niye varız, fikrimizle, teşkilatımızla ne diye ayaktayız, müessese fikrine bir nispet olsun diye söylüyorum… Benim beraber yürüdüğüm teşkilattaki dostluk nispeti budur… Köfte yemeye çağrılınca herkesin hoşuna gider ve icabet eder… Böylesi ünsiyet hali sokak köpeklerinde de vardır… Çanağı ortaya koyuverirsiniz, köpekler saklı bulundukları gölgeliklerinden adeta şiir gibi çıkıverirler ortaya… Ya mahlûka gerçek varlığı getirecek olan yokluk çağrısı, ortaklığı? Ölüme toplu bir nazar halinde ve tabii ki doğru manada bakabiliyor mu bir teşkilat, müessese, hatta devlet, mesele budur… Beni çok etkileyen bir hadisedir… Bir veli anlatıyor… Seyahat halinde oldukları bir an yanlarına yırtık abalı bir genç geliyor ve “Burada ölebileceğim temiz bir yer var mı?” diye soruyor… Tabii herkes şaşırıyor ve belki de bu suali, gencin aklının olmamasına yoruyorlar… Bir de, temizliğin tedaisinden olsa gerek, ona yakınlarındaki bir çeşmeyi işaret ediyorlar… O meçhul genç gidiyor, çeşmeden abdest alıyor ve namaza duruyor… Gelmesi gecikince de merak ediyor ve gidip bakıyorlar ki; o da ne, o genç oracıkta gerçekten ölmüş… Ölüm hadisesine meçhul bir gencin yüklediği keyfiyete bakar mısınız? İşte; ben telefonda arkadaşlarıma “Kimliklerinizi gömün! Geliyorum!” derken aslında şunu da demiş oluyorum:

 “Ölünecek temiz bir yer bulduk! Hazır olun, ölmeye gidiyoruz!”

Okumaya devam et

NECİP FAZIL VE İSLAM MEDENİYET TASAVVURUNDA BİLGİ TELAKKİSİ BAŞLIKLI MÜLAKAT

14718738_807137159427802_9112715353025600911_nFecr-i Afak Dergisi Yazarı Furkan Selçuk Soylu ile Mülakat

Mevzu: Necip Fazıl ve İslam Medeniyet Tasavvurunda Bilgi Anlayışı

METİN ACIPAYAM: İslam Tefekkür mecrasına şiddetle ihtiyacımızın olduğu aşikar. Tefekkür mecrası yoksa tefekkürün olmayacağı bedahet çapında hakikat. Tefekkürün olmadığı yerde ilim mecrasının akibeti vahimdir. Necip Fazıl bu gerçeği 30’lu yıllarda görerek tefekkür mecrasını tetiklemeye çalışmıştır. Bugün batıya mahkum oluşumuzun sebebi ilim telakkimizi oluşturmamızla alakalıdır. Üstadın o zamanlarda söylediği “felsefenin krize girdiği” gerçeğiyle beraber Batı’nın çöküşü başlamıştır. Batı’nın tek terkip maniverasını felsefe oluşturmaktadır. O halde felsefe çöktüğüne göre, Batı’da çöküyor demektir. O halde bu hengamede bize düşen ne olmalıdır? Batı’nın enkazı altında kalmak mı? Yoksa yeniden ayağa kalkabilecek medeniyet hamlesini başlatmak mı?

SELÇUK SOYLU: Elbette ki manayı rafa kaldırmış ve neredeyse bütün müesseseleriyle maddenin ve başıboş aklın imtiyaz sahibi konumunda olan batının enkâzı altında kalmayacağız. Batı, başıboş aklın mahrum olduğu ne varsa her şeyden mahrumdur diyebiliriz. Biz mahkum ve mahrum olamayız!

Üstâd’ın düşünce  merkezinde, çıkışında keza örgüsünde:

‘’Anlamak yok çocuğum, anlar gibi olmak var.

Akıl için son tavır, saçlarını yolmak var’’

bununla beraber

‘’Gözüm, aklım, fikrim var deme hepsini öldür!

 Sana çöl gibi gelen, O göl diyorsa göldür!’’

 telakkisi vardır.

Yani bu bedahat duygusunun öncelikli kıymetiyle beraber Hz Peygamberin ruhaniyetine teslim oluşunun bir ifadesidir. Tabiri diğerle aklı islamın emrine vermeden bir kıymeti ol(a)mayacağının ve tek başına bir anlam taşı(ya)mayacağının izahatıdır. Ve bu düşünmemek de değildir. Düşünmeye nerden ve nasıl başlanması gerektiğinin Üstad’ın anlayışında makes bulmasıdır. Üstad kendi ifadesiyle aklını peşin olarak sahibine teslim ettikten sonra, geri verilen akılla düşünen bir çilekeştir! Her şeyin üstünde olan akıl da budur.  Üstad’a göre islâm ‘’solmaz pörsümez yeni’’nin adıdır. Felsefe: ‘’Doğruyu bulmanın değilde yanlışı bulmanın müessesesidir’’ telakkisiyse bize Büyük Doğu’yu miras bırakmıştır. İşte yeni/den bir medeniyet hamlesinin başlama noktası burasıdır. Yani bu Büyük Doğu mefkuresidir.

Okumaya devam et

METİN ACIPAYAM-ÖMER AKPINAR -İSLAM MEDENİYET TASAVVURU HAKKINDA SOHBET-3-

METİN ACIPAYAM-ÖMER AKPINAR -İSLAM MEDENİYET TASAVVURU HAKKINDA -1-