Aylık arşivler: Aralık 2016

MURAT KÖMÜR İLE ÇOCUK EDEBİYATI HAKKINDA MÜLAKAT

murat-oooMetin Acıpayam: Bir fincan kahveye kırk yıl hatıra yükleyen medeniyetin çocuklarıyız. Sarsılmayan bilgi müktesebatımız aynı zamanda yıpranmayan ilmi, içtimai silsile vücuda getirmiştir. İslam Medeniyet dairesinde ilim ve bilgi, zincir misali başı ve sonu belli olan kalın hatlardan ibarettir. Oysa Batı’ya baktığımızda görürüz ki, filozoflar ve felsefe marifetiyle bilgi ve ilim savruklaştırılmış, her filozof kendi nefsani tatminkarlığından dolayı kitleyi hakikate değil kendine çağırmıştır. Batının bilgi müktesebatını felsefe  terkip etmiştir. Felsefe hakikati “bir”den uzaklaştırarak çeşitlendirmiş, bu çeşitlendirmeyle beraber hayat kaosa ve krize girmiştir. Bizde ise bilgi ve ilim, hem aşağıdan yukarıya, hem de yukarıdan aşağıya tasnif edilmek suretiyle hayata tatbik edilmiştir. Batı bir’dençok’a giderek bilgiyi dağıtmış, İslam medeniyeti ise, çok’tan gelerek (terkip ederek) eşyave hadiseyi “bir” vahidi etrafında var etmiştir. Sözü edilen bu cemiyetin (İslam cemiyeti) kültürünün nesilden nesile silsile halinde aktarılmasının tek unsuru aile’dir. Evde anne ve baba, ailede nine ve dede, mahallede hoca, mektepte muallim, fert fert hem öğretici hem öğrenicidir. Öğrenen günümüzde olduğu gibi “öğrenci” değil “talebe”dir. Talabe demek, taleb eden, ilmi fikri susamışçasına arayan insan tipinin adıdır. Fakat her “oluş” aynı zamanda “bitiş”e gebedir. O bakımdan bitiş sürecimizi başlatan Tanzimat sonrasında Batı’nın sefalet dolu mahzenlerinde kurtuluşu arar olduk. Batı’nın içteki ajanlar marifetiyle kulağımıza fısıldattığı “İslam’da pedegojiye yer yoktur” anlayışı yerleşerek zamanla genişledi. Halbuki dini inşâ eden peygambere baksalar, pedagoji dedikleri “sahte ambalaj” ürününü bırakıp hakikate rücu ederler. Hazreti Peygamberin ve İslam Medeniyet Tasavvurunda pedagoji o kadar ilerleme kaydetmiştir ki, Anadolu’ya gelen Batılı seyyahlar şu sözü söylemişlerdir: “Müslüman çocuklar, Batıdaki prenslerden daha asildir”. Bu bilgiler ışığında “ideal (olması gereken) pedagoji” hakkında ne söylersiniz?

Murat Kömür: İdeal pedagoji geçmişimizle övünmeyi ivedi şekilde terk edip üretime dayalı insan yetiştiren bilim, teknoloji ve sanatı mürşit edinmiş nesiller yetiştirmektir.

Metin Acıpayam:Osmanlı’yı kuran kitap olarak bilinen meşhur Garipname’de, Aşık Paşa on dosttan bahseder. Bu “on dost” cemiyetin hayatını madden ve manen inşâ etmeye memur olan rehberlerdir. Bunlar sırasıyla; Allahu Teala, Peygamberimiz (s.a.v), dört mezhep imamı, veliler, alimler, mürşidi kamil, arkadaş, anne baba, usta ve devlet başkanıdır. Konuyu fazla dağıtmadan mevzumuza gelelim. Çocuklarımızın zihni ve ruhi dünyaları şekillenirken anne baba’nın tesiri ne ölçüdedir?

Okumaya devam et

ROMAN VE ÖYKÜ HAKKINDAKİ KAMUOYU TAHKİKÂTIMIZ DEVAM EDİYOR ‘ROMANCI YUSUF YEŞİLKAYA İLE MÜLAKAT’

15439943_835317599943091_994195480500122911_nMetin Acıpayam:  Necip Fazıl diyor ki: Vâkıa sebep olmadan netice doğmaz; fakat neticeyi teşhis ettirici yolların da sebep kutbuna bağlı düğümleri vardır. Öyle ki, sebep, bütün kendi eseri olan netice yollarından da aranabilir. Buradan hareketle ruhun romanı yazılabilir mi?

Yusuf Yeşilkaya: Üstad Necip Fazıl’ın görüşlerine katılmamak elde değil. Her şeyin bir sebebi var. İnsanoğlu yer yüzüne sebepsiz olarak indirilmemiştir mesela. Kalu Belâ’da Cenab-ı Allah’a verilen bir söz var. İnsanın Yaratıcısına verdiği bir taahhüt var. Kimi sözünü tutar Eşrefi Mahlukat olur. Kimi de imtihanı unutup “Belhüm Edal” diye tabir edilen şekliyle hayvandan aşağı olabilir. Özellikle günümüzde her yazarın farklı bir sebebi ve tarzı mevcut. Yazar vardır egosunu tatmin için yazar. Yazar vardır sanat için yazar. Yani bazı yazarlar, romanlar sayesinde muhatap kitlesinin zihin dünyasında düşünce değişikliği oluşmasını ve bu düşünceler sayesinde bireyin yaşamında istendik düzeyde ve kalıcı davranış değişikliği oluşturmayı hedefleyebilirler.

Okumaya devam et

ÇOCUK EDEBİYATI ÇALIŞMALARIMIZ DEVAM EDİYOR ‘Berna Olgaç İle Mülakat’

berna-olgacMetin Acıpayam: Bir fincan kahveye kırk yıl hatıra yükleyen medeniyetin çocuklarıyız. Sarsılmayan bilgi müktesebatımız aynı zamanda yıpranmayan ilmi, içtimai silsile vücuda getirmiştir. İslam Medeniyet dairesinde ilim ve bilgi, zincir misali başı ve sonu belli olan kalın hatlardan ibarettir. Oysa Batı’ya baktığımızda görürüz ki, filozoflar ve felsefe marifetiyle bilgi ve ilim savruklaştırılmış, her filozof kendi nefsani tatminkarlığından dolayı kitleyi hakikate değil kendine çağırmıştır. Batının bilgi müktesebatını felsefe  terkip etmiştir. Felsefe hakikati “bir”den uzaklaştırarak çeşitlendirmiş, bu çeşitlendirmeyle beraber hayat kaosa ve krize girmiştir. Bizde ise bilgi ve ilim, hem aşağıdan yukarıya, hem de yukarıdan aşağıya tasnif edilmek suretiyle hayata tatbik edilmiştir. Batı bir’den çok’a giderek bilgiyi dağıtmış, İslam medeniyeti ise, çok’tan gelerek (terkip ederek) eşyave hadiseyi “bir” vahidi etrafında var etmiştir. Sözü edilen bu cemiyetin (İslam cemiyeti) kültürünün nesilden nesile silsile halinde aktarılmasının tek unsuru aile’dir. Evde anne ve baba, ailede nine ve dede, mahallede hoca, mektepte muallim, fert fert hem öğretici hem öğrenicidir. Öğrenen günümüzde olduğu gibi “öğrenci” değil “talebe”dir. Talabe demek, taleb eden, ilmi fikri susamışçasına arayan insan tipinin adıdır. Fakat her “oluş” aynı zamanda “bitiş”e gebedir. O bakımdan bitiş sürecimizi başlatan Tanzimat sonrasında Batı’nın sefalet dolu mahzenlerinde kurtuluşu arar olduk. Batı’nın içteki ajanlar marifetiyle kulağımıza fısıldattığı “İslam’da pedegojiye yer yoktur” anlayışı yerleşerek zamanla genişledi. Halbuki dini inşâ eden peygambere baksalar, pedagoji dedikleri “sahte ambalaj” ürününü bırakıp hakikate rücu ederler. Hazreti Peygamberin ve İslam Medeniyet Tasavvurunda pedagoji o kadar ilerleme kaydetmiştir ki, Anadolu’ya gelen Batılı seyyahlar şu sözü söylemişlerdir: “Müslüman çocuklar, Batıdaki prenslerden daha asildir”. Bu bilgiler ışığında “ideal (olması gereken) pedagoji” hakkında ne söylersiniz?

 

‘‘En çok hoşumuza giden insan kendimize benzettiğimiz insandır’’ demiş Moliere. Öncelikle ailede başlayan çocuk yetiştirme eyleminin iyi bir eğitim için zor bir süreç, zor bir eylem olduğunu hepimiz biliyoruz. Çocukların hem sosyal açıdan uyumlu hem ruhsal yönden sağlıklı bireylerini yetiştirmek sabır isteyen de bir uğraş elbette. Eğitim kavramı, doğumdan itibaren başlayan ve ilk olarak aile tarafından yürütülürken yıllar içerisinde de okullar ve çeşitli eğitim kurumlarıyla devam ettirilen zaman diliminde uygulama yöntemleri için pedagojiden yararlanılan bir kavram olarak da karşımıza çıkmaktadır.

Okumaya devam et

AHMET AY METİN ACIPAYAM’IN 150 YILLIK TÜRKÇE KAVGASI İSİMLİ ESERİNİ MİLAT GAZETESİNDE YORUMLADI

AHMET AY METİN ACIPAYAM’IN 150 YILLIK TÜRKÇE KAVGASI İSİMLİ ESERİNİ MİLAT GAZETESİNDE YORUMLAYARAK ŞUNLARI SÖYLEDİ;

Mersin CNR Kitap Fuarında ayrıca yazar ve tefekkür özelinde çalışmaları ile gelecek vaad eden Metin Acıpayam ile sohbet imkanımız oldu. Metin Acıpayam ÇARPICI KİTAP tarafından basılan 150 YILLIK TÜRKÇE KAVGASI kitabı ile harf inkılâbından Türkçe’nin kökenine kadar geniş yelpazede makalelere yer vermiş. Münif Paşa’dan Ziya Gökalp’e, Ali Suavi’den Kazım Karabekir’e, Cenap Şahabettin’den Ahmet Haşim’e, Kemal Tahir’den Salih Mirzabeyoğlu ve daha pek çok makalenin yer aldığı kitap başvuru kaynağı niteliğindedir.


Yazının Tamamına şu adresten ulaşılabilir;

http://www.milatgazetesi.com/kitap-dunyasindan-makale-100396