Kategori arşivi: MATEMATİK

METİN ACIPAYAM-PROF. DR. NEVZAT TARHAN MÜLAKATI (ParaPsikoloji ve Biyoloji)

Reklamlar

VESSELAM DERGİSİ 2. SAYI ÇIKTI

11059757_1781964888694199_7960140787373970794_nMetin Acıpayam’ın “Matematik epistemolojik işgalin uç beyidir” başlıklı yazısıyla katkıda bulunduğu Vesselam dergisinin 2. sayısı çıktı. Yeni sayıda şu isimler mevcut;

Züleyha Ozbay Bilgic
Mehmet Işik
Mesut Bilal Buğday
Nusret Şan
Güzelay Bekiroğlu
Rukiye Buyuker
Memduh Atalay
Isa Altun
Emin Güven
Veysel Altunbay
Aziz Karataş
Ramazan Kınalı
Fatma Ebru Akkök
Niyazi Kara
Mehmet Mortaş
Nese Cömert
Yaşar Demirel
Ömer Göl
Derya Bayton
Alpaslan Yurtsever
Murat Atagül
Zahide Eskici
Narince
Mehmet Demirel
Bülent Pakoz
Kemal Bölükbaşı
Oğuz Özyurt
Mehmet Gözükara
Metin Acıpayam
Hanifi Yılmaz
Gülcan Korkmaz
Ayşe çil
İbrahim şaşma
Sibel Orcan
Hatice Haklı

vesselamdergisi@hotmail.com

İKİNCİ MATEMATİK VEYA BEŞİNCİ İŞLEM

Beşinci işlem bir denklem olarak ele alındığında eşitliğin sağ tarafı her zaman birdir. Bu denklem, mevcut matematikteki denklemlerin aksine neticesi belli olan denklemdir. Bu sebeple gerçektir. Gerçektir zira sistem geriye doğru işler. Geriye doğru işlemek, varolanı tahlil etmektir. Varolmuş olanın varolabilme mekanizmasını teşhis etmektir.

Varolanı izah etmek doğrudan gerçekle ilgilenmektir. Gerçek olanı anlamanın metodu üretildiğinde gerçekleşebilir olanın tekniği keşfedilmiş olur. Beşinci işlem sıfır ile bir arasındaki alanı yeni bir matematik alan olarak tanzim etmekle, varoluş tekniğini üretmekte veya bu tekniği izah etmektedir.

Neticesi muayyen ve sabit olan denklemin zor olan tarafı çözümü değil, denklemin kurulabilmesidir. Kurulmuş olan her denklem aynı zamanda çözülmüş olan bir varoluş sürecidir. Bu denklemin kendisi zaten çözümdür.
Kurulan her denklem, kurulması düşünülen diğer denklemin parçasıdır aynı zamanda. Tüm denklemler kurulabildiğinde kâinat matematik olarak çözümlenmiş ve ifade edilmiş olur. Yeryüzünde ve insanlık tarihindeki tüm arayışların yekûn ifadesi budur. Tüm bilimler ayrı ayrı kendi alanlarında bu denklemi üretmeye çalışmaktadır. Fakat ne hazindir ki, “büyük denklem” hala tefekkür ve tahayyül edilememektedir.

Okumaya devam et

*Matematik, varlığı tüm özelliklerinden tecrit etmiştir

Matematiğin merkezi hususiyeti tecrittir. Tecrit, tabiatı itibariyle irtifa kesbetmektir. İrtifa kazanmayan, kazandırmayan tecrit faaliyeti, varlığın hakikatine giden güzergahı bulamamıştır.
Mevcut matematik, tecritte irtifa kesbini (yani dikey tecrit faaliyetini) gerçekleştirememiştir. Mevcut matematik, dikey tecrit faaliyetini, yukarıya doğru irtifa kesbetmek maksadına (istikametine) tevcih edememiş, aksine dikey tecrit faaliyetini aşağıya doğru irtifa kaybetmek şeklinde gerçekleştirmiştir. Varlığı; hakikat, mahiyet, tabiat özelliklerinden tecrit etmiş, en basit, en sığ, en değersiz hususiyetini bırakmıştır, sayı ve şekil özelliği…
*
Varlığı tüm özelliklerinden tecrit etmek, sadece sayı ve şekle hapsetmek, materyalist felsefeyi doğurur. Varlığın hakikatine dönük hususiyetlerini ve tezahürlerini görmemek, materyalizmi tek felsefi telakki, tek varlık telakkisi olarak zihni evrene yerleştirir.

Okumaya devam et

“BİR” MATEMATİĞİ VE VAHDET DENKLEMİ

“Bir” matematiğinin vahdet denklemi de aslında terkip denklemidir fakat aynı cinsten birler arası işlemlerle sınırlı olan “bir” matematiğinin terkip denklemi de aynı cins birler arasındadır. Aynı cins birler arasındaki terkip denklemi, farklı cinsler arasındaki terkip denklemine nispeten çok kolaydır. Bu sebeple “bir” matematiği, terkip denklemi değil de vahdet denklemi olarak görülebilir.

“Bir” matematiğinin ufku, “bir denklemi” yani “vahdet denklemi”dir. Vahdet denklemini kuran “bir” matematiği, “iki” matematiğine geçmenin altyapısını kurmuş olur. Zira “iki” matematiği, baştan sona terkip matematiğidir, “bir” matematiği, vahdet denklemi ile “iki” matematiğinin terkip işleminin önünü açar veya onun pilot uygulamasını yapar.
Sıfır ile bir arasındaki riyazi evrenin ilmi olan “bir” matematiği, esas itibariyle tahlil matematiğidir. “Bir”den hareketle birlere ulaşan riyazi işlem, tahlildir. Bu manada “bir” matematiği, biri tahlil ederek, onun bünyesindeki birleri aramak, bulmak, tarif etmek ve kullanılabilir hale getirmekle meşguldür. Sıfırdan bire doğru çizilen güzergah, terkip güzergahı, birden sıfıra doğru çizilen güzergah ise tahlil güzergahıdır. “Bir”, hayatın ortasında ve tabii olarak görünür, bu “bir” muhakkak ki mürekkep birdir ama tezahürü sarihtir. Bu sebeple gözümüzü açtığımızda “bir”i, bir varlığı görürüz.

Okumaya devam et

MEVCUT MATEMATİK SIFIR İLE BİR ARASINA SIKIŞMIŞTIR

Batının bizden yarım olarak aldığı ve tam muamelesi yaptığı riyaziye, matematik haline geldikten sonra, eksikliği görülemediği için, sıfır ile bir arasına sıkıştırılmıştır. Riyaziyenin ufku, sıfır ile bir arasındaki sahadan ibaret değildi, ikmal edilemediği için orada kalmıştı.
Riyaziye tecrit ve terkip güzergahını ikmal, ufkunu tespit, mevzu haritasını teşkil etmediği için, bugünkü matematiğin eksikliğini izah etmek zordur. Batının bunu idrak ve izah etmesi ise zaten beklenmezdi.

Batı, “bir”den sonraki sayılara toplama yoluyla ulaştığı için, “bir matematiğine” mahkum oldu, bu sebeple de sıfır ile bir arasında sıkıştı. Bu sıkışmanın en bariz alameti, bilgisayar dilini sıfır ile bire, bu ikisinin arasına hapsetmesidir. Bugünkü teknoloji, sıfır ile bir arasındaki sahanın teknolojisidir, eğer “iki” sayısı keşfedilebilirse, mevcut teknoloji ikiye katlanmayacak, onlarca katına ulaşacaktır.

Okumaya devam et

AKTÜEL YAZILAR -8- HAREZMİ VE CEBİR

Garip bir rüya ile uyandım. Rüyamda küçük burunlu, sarkık suratlı ve gür sakallı birisiyle yolculuğa çıkıyorum. Yolculuk boyunca ismini öğrenme teşebbüsüne giriyorum, lakin ismini söylemek istemiyor. Kızgın bir çölde tedrici adımlarla ilerliyoruz. O anlatıyor, ben dinliyorum.   Sürekli sayı ve rakamlardan bahsediyor. Birden semâlardan bir ses yükseliyor. O ses:

  • Ey Harezmi gel artık.

Okumaya devam et

MATEMATİK Epistemolojik İşgalin Uç Beyidir

Matematik Epistemolojik İşgalin Uç Beyidir

 Yazımızın başlığını oluşturan “Matematik Epistemolojik İşgalin Uç Beyidir” tabirindeki matematik lafzı, her sistem ve ciddi mevzûnun içini boşaltan Batı adamının matematik anlayışıdır. El attığı her meseleyi son derece maleyanileştiren, korkunç istismarıyla beraber, bir o kadar da fikir hırsızı olan Batı dünyası, cehalet nisbetli cesur hamleler içine girebilen madde temelli zihnî alt yapıya sahiptir.

Batı adamı, her ele aldığı meseleyi, aslından uzaklaştırmakla beraber, usûl ve tarihi silsile bilmeyen ahlaksızlığıyla, her kıymetli hazineyi hırsızvari eda ile gasp eder, bu gasp ettiği hazineyi ise kendi malı gibi göstermekten esef etmez.

Bir buçuk asırdır yanıp kavrulan, çocukvari mucitliği ile keşfettiği yapay dünya içinde kıvrandıkça buhranı artan Batı dünyasının, matematik temelli krizine şahit oluyoruz. Şanlı İslam medeniyetinin devlet planında temsilcisi olan Osmanlı devleti, binbir hainevi ve düzenbazlıklarla narkoz dolu yatağa hapsedilmiş, böylece beşeriyet, yaklaşık bir buçuk asırdır Batı adamının eline bırakılmıştır. Manayı reddederek tüm hayatı beş duyu dairesinde izaha çalışan Materyalizma gözlüğü sebebiyle ilim irfan ve hikmetten yoksun kalışı, O’nu ruh ve sinir hastası August Comte denilen adamın ve teorisinin eline bırakmıştır. 20. Asrın Batı dünyası için varoluş çağı gibi gözüktüğü bahsi tarihi bir yanılmadır. Varoluş gibi gözüken bu durumun temel sebebi, her meselede çeşitliliğin olmasıdır. Aydın ve feylosoflarının her biri, her mevzûda derin ihtilaflara düşmüş,  istikrardan uzak vahdet anlayışını idrak edememişlerdir. İşte bu sebebledir ki, dualizm denilen ikicilik felsefesi Batı’da gelişmiş, böylece BİR vahidi etrafında cemiyet örgüleşememiştir. Müsbet Matematik (Riyaziye), BİR’in etrafında dairevi Oluş vetiresini inşâ eder. Batı’nın BİR’den uzak anlayışı sebebiyledir ki, matematik bugünkü dar ve sığ anlayışa hapsolmuştur. Tüm matematik 0 ve 1 rakamları etrafında ikame olunur. 0 yokluğun, 1 ise varlığın ve var oluşun remzidir. Hayat ise ya vardır, ya yoktur. (Yani ya 0, ya 1) Kâinatta olan hadiseler ise, 0 ve 1 arasında rücu eden vakıalardan ibarettir.

Okumaya devam et

MATEMATİK MÜLAKATLARI -2-

Haki Demir İle Matematik Ve Riyaziye Üzerine Mülakat

Metin Acıpayam: Mütefekkir insanın matematik ile münasebeti ne ölçüde olmalıdır?

Haki Demir: Her mütefekkir aynı zamanda matematikçi olmak zorundadır. Farkında olsun veya olmasın, matematikle ilgilensin veya ilgilenmesin böyledir. Bu sebepledir ki bir mütefekkirin matematik ile ilgilenmemesi anlaşılır gibi değil. Matematik, matematikçilerin bile ancak şekli (formel) çerçevede ilgilendiği bir bilgi sahası haline gelmişse, o ülkede mütefekkir yok demektir. Matematikle ilgilenmemiş fikir adamları ya mütefekkir değildir ya da ilgilenmedikleri için neler kaybettiklerini bilmediklerinden dolayı çok bedbahttır. Matematikle ilgilendikleri takdirde ufuklarının ne kadar genişleyeceğini, idrak ve izahta zorlandıkları bazı meseleleri ne kadar kolay hallettiklerini görecekler ve çok derinden hayıflanacaklardır. Özellikle de insanların ciddi meseleleri neden ucuza getirdikleri, hafife aldıkları, umursamadıkları gibi mevzuların izahını görecekler, insan zihninin oluşturduğu mantık ve süreç sıçramalarına hayret edeceklerdir.

Metin Acıpayam: İslam bilgi telakkisine atıfla, İslam matematiği (ideal matematik) üzerine çalışmalar yapıyorsunuz. Hal böyle olunca hali hazırdaki matematiği “mevcut matematik” kabul ediyorsunuz. “Mevcut matematik” tabirinden ne anlamamız gerekiyor?

Haki Demir: Mevcut matematik, maalesef bahsi edilecek kadar ehemmiyete sahip değildir. Bu sebeple, riyaziye verdiğimiz ehemmiyet, mevcut matematikle alakalı değildir. Zaten matematik çalışmalarımızın özü, mevcut matematiğin tenkidi, buna mukabil bir bilgi ve tefekkür sahası olarak riyaziyenin ehemmiyetini tespit çerçevesindedir. Mevcut matematiğin eksikleri ve yanlışları gösterilmeli, buna mukabil yeni matematik telakki üzerine temrinler yapılmalıdır. Matematik mevcut haliyle muhafaza edilerek mutlak doğru muamelesi yapılırsa, çağın en büyük tuzağı olan “matematik tuzağa” düşmüş oluruz. Batı dünyası “matematik tuzağa” düştü, öyle ki bu tuzağı neredeyse hakikat vehmiyle kabul etti. Batının ve özellikle felsefenin girdiği krizin en büyük sebeplerinden birisi matematik tuzaktı ve bunu hala hiç kimse fark etmedi. Bizim kadim müktesebatımız matematik tuzağa düşmeye manidir. İslam tarihi, matematik tuzağa düşülmediğini, matematik tuzağın yıkıldığını gösteren sayısız metin ve usul ile doludur. Müktesebatımız ile münasebetimiz kesildiği ve batının bilgi telakkisinin işgaline (epistemolojik işgale) maruz kaldığımız için, batı ile birlikte bu tuzağa biz de düştük.

Okumaya devam et