Etiket arşivi: mülakat

ŞAİR CELALETTİN KURT İLE ÇOCUK EDEBİYATI ÜZERİNE KONUŞMALAR -4-

16299432_862882507186600_6772229863285292667_n

ŞAİR CELALETTİN KURT İLE ÇOCUK EDEBİYATI ÜZERİNE KONUŞMALAR -4-

Mülakat: METİN ACIPAYAM


Metin Acıpayam: Çocukların akli ve ruhi dünyalarını inşâ ederek harmanlayan, tabii vetire (süreç) dâhilinde terkip eden muharrik kuvvetin adı ahlaktır. Ahlak, zihni evreni disipline eden en önemli konudur. Çocukluk çağında ve akıl öncesi dönemde zihni evren, ahlaki esaslar kullanılarak nasıl disipline edilebilir?

Celalettin Kurt: Kadim bir gelenekten geliyoruz, çocuklarımızın aklî ve ruhî dünyalarını inşâ etmek için öncelikle Peygamberî metoda başvurmamız gerekir. Peygamberimizin bizzat uygulamasıyla ortaya koyduğu metot sevgi ve şefkat üstünedir. Çocukların dünyasında sevgiyle başlayan bir süreç, devamında bütün güzellikleri de beraberinde getirecektir. Sevgi anahtardır, sevginin açamayacağı hiç bir yürek ve gönül kapısı yoktur. Öyleyse Peygamberimizden örnek alarak, öncelikle çocuklarımızın gönüllerine sevgi şırınga edecek, sevgiler üfleyeceğiz… Peygamber emin-güvenilir kişi demekse, Peygamber idrâkinin en temel vasfı da ahlâktır. Çocukların yarınlara hazırlanmasında ilk öğreti, Peygamber ahlâkının çocuklara öğretilmesi olmalıdır.

Bu ahlâk nasıl öğretilir, bu ahlâkla nasıl zihnî melekeler oluşturulur; öncelikle çocukların dünyasına bir kapı bulmakla, o kapıdan içeri girmekle, onların seviyelerine inmekle sağlanır. Onlarla paylaşımcı olmakla, onlarla gerektiğinde çocuklaşmakla, onlarla kucaklaşmakla Peygamber ahlâkı ancak sunulabilir. Evrensel ahlâk değerleri diyorlar; Peygamber ahlâkı iyi tetkik edildiğinde görülecektir ki, zaten cihan şümuldür. Dediğiniz gibi bu işin disipline edilmesi içinse, aileden başlayan temel bir fedakârlık ve feragat gereklidir. Ebeveynler bu idrâkle ısrarla bu ahlâk eğitiminin üstünde durduklarında yani ilk temel kalıcı olarak atıldığında, ilerleyen süreçlerde sıkıntı kalmayacak, nesillerin ruhu ak, pak ve berrak olacaktır.

Okumaya devam et

Reklamlar

HABERVAKTİM.COM YAZARI AHMET DOĞAN İLBEY İLE MÜLAKAT

İsimsiz-1

15 TEMMUZ SONRASI TÜRKİYE’NİN İSTİKBALİ BAŞLIKLI MÜLAKAT

Mülakat: Metin ACIPAYAM

 


1-15 Temmuz darbe kalkışmasında bulunan darbecileri “küfür bloku” olarak kabul edebilir miyiz? Eğer böyleyse tüm gayr-i milli unsurlar darbeye dâhil oldu mu?

Türkiye’de bütün darbelerin millet ve devlet bütünlüğüne karşı yapıldığını, muhtevasının laikçi, Kemalist zeminde Batı eksenli olduğunu, Batı’nın çıkarları için yapıldığını asla unutmamak gerek. Darbelerin sebebi, ne istedikleri ve istikameti bazan şartlara göre değişebilir. Meselâ 27 Mayıs, 12 Eylül darbeleri Amerika desteğiyle yapılmış, sonrasında İngiltere gibi birçok Bat ülkesi de desteklemiştir. Bunlar herkesin bildiği mevzular artık. “Küfür Bloku” sözüne gelmek için bu açıklamayı yaptım. İçeride darbeyi bizzat yapan askerî gruplar ve hempası sivil bürokrasi kendisini “küfür bloku”  olarak addetmiyor. Fosilleşmiş birkaç cümleleri vardır. “Ülke kötü yönetiliyor, dinci şeriatçı düzene doğru gidiş var. Bunun için darbe ile yönetime el koymak…” Bu indî gerekçeleri darbecilerin “Küfür Bloku” içinde olmadığını göstermez. Çünkü darbecilerin abisi büyük şeytan Amerika’dır. Dahası var, oyunlarını açık oynamasalar da Almanya, Fransa gibi ülkeler de var. Rusya oyundan haberdardı, fakat çıkarı için oyuna katılmadı, bekledi. Dolayısıyla bu güruhun hepsi belirttiğiniz gibi elbette “Küfür Bloku” dur. Kısaca, tarihten bu yana Türk Ülkesi’ne tuzak kuranlar, darbe planlayanlar daima aynı “Küfür Bloku” nun destekleyicileridir. Değişmez bir durumdur. Haçlılardan bu yana Türk Ülkesi’nin değişmez düşmanlarıdır.

“Bütün gayr-ı millî unsurlar darbeye dâhil oldu mu?” suali uzun bir mevzu. Görünene, verilen bilgilere göre Türkiye dâhilindeki bütün gayr-ı millî unsurlar darbeye fiilen iştirak etmişlerdir, diyemeyiz. Lojistik desteklerinin ve sessiz kalarak yâni pusuda bekleyerek seyrini beklediklerini söyleyebiliriz. Meselâ DHCK, PKKHDP gibi örgütler darbe esnasında pusu olan örgütlerdir. Ayrıca, ötedenberi vesayet rejimi yanlısı derin ulusalcı kanadın medya, bürokrasi, askerî ve aydın kanadı darbenin Amerikan-CIA-FETÖ tarafından desteklendiğini bildiği için “nötr” kalmıştır. Laikçi-Kemalist devlet yanlısı olan bu grup, cumhuru seçtiği iktidarın devrilmesini istemesine ve bu niyet olmasına rağmen fiili ve düşünce desteği şimdilik söz konusu değil.

Okumaya devam et

RUZNÂME 31 TEMMUZ 2016

logobigDarbe Günlüğü -17-

AZERİ GAZETECİ OKTAY HACIMUSALİ’NİN METİN ACIPAYAMLA YAPMIŞ OLDUĞU MÜLAKAT

Mülakat: KARABAKH TODAY adına OKTAY HACIMUSALİ 

 

1- TRT ekranlarından darbe bildirisi okunduğunda ilk aklınıza gelen ne oldu? Yani böyle bir şey beklenen miydi size göre?

Metin ACIPAYAM: 15 Temmuz gecesi evimdeydim. TRT ekranlarından bildiri okunduğu sırada bütün milletimiz gibi bende haşyet içinde olanları izliyor ve düşünüyordum. Darbeci hainler TRT binasını basarak binayı ele geçirmişlerdi. Sadece TRT’mi? Hayır! TÜRKSAT binası bombalanıyor, MİT’e saldırılıyor, TBMM bombalanıyor vesaire. Hainler, milletin silahlarıyla millete saldırıyorlar. Tüm bunlar olurken ümidimi hiç kaybetmedim, biliyordum ki bu millet bu belanın da üstesinden gelecekti. Zira bu millet kutlu millettir. Asil ve hür olmayı benimsemiştir. Ve tüm dünya 15 Temmuz gecesi gördü ki, Müslüman Türk ve Kürt tarihi bir destan yazmıştır.

 2- Güçlenen bir Türkiye ve onun bu gücünden rahatsız olan bir dünya… Darbe girişimini böyle açabilir miyiz sizce?

Metin ACIPAYAM: Osmanlı Devleti’nin ilk toprak kaybettiği yıl her ne kadar 1699 Karlofça anlaşmasıyla olsa da, büyük ölçekte toprak ziyanı 1774 Küçük Kaynarca anlaşmasıyla olmuştur. 1774’den 1974’e kadar 200 yıllık takribi vetirede hep kaybettik ve mağlup olduk. İlk defa 200 yıl sonra 1974’de Kıbrıs’ta kısmi bir muvaffakiyet sağlayacak ve Kıbrıs’tan toprak alacaktık. İşte bu tarih büyük devlet olabilme yolunda milattır. 1974’den AK parti iktidarına kadar hazırlık devresi, sonrası malum… Her sahada söz sahibi olmak isteyen Türkiye ve lideri Tayyip Erdoğan… Tabii ki rahatsız olacaklar, hatta çıldıracaklar. Elden hızlıca kayan bir Türkiye’ye rıza gösterirler mi? Bugünkü savaşın sebebi de bu. Murakabe altına alınamayan Türk devletine ve liderine “aklını başına al, bizden vazgeçersen seni her daim rahatsız ederiz.” mesajından ibaret 15 Temmuz hadiseleri. Bu gerçeği görmeliyiz artık.

Okumaya devam et

METİN ACIPAYAM’IN MÜLAKATLARI HAKKINDA DEĞERLENDİRME YAZISI

13230184_726038847537634_2191722585841684539_nSohbetin İlmi Tezahürü; Mülakat Usulü / Rıfat BoynuBükük

Terkip Ve İnşâ Dergisi olarak 15. Sayımıza gelmiş bulunuyoruz. 15. Sayımızın kapak dosya konusu; Sohbet ve Tedrisattır. Dergicilikle meşgul olanlar bilirler ki, uzun soluklu dergicilik zor ve meşakkatli bir iştir. Hele de derginizin muhteva haritası fikir ağırlıklı ise, işiniz daha da zor demektir.

Terkip ve İnşâ dergisi ilk sayısından bugüne saf (mücerret) fikre yönelmiş, tedrici şekilde fikrini örgüleştirerek adım adım kutlu ve mutlu umran (medeniyet) yolculuğuna devam etmiştir. Dergimiz “bir medeniyet yürüyüşüdür” alt başlığıyla yayın hayatına girmişti. Bu güçlü bir söylem olduğu kadar iddialı da bir sözdü şüphesiz. Zira İslam Medeniyet Tasavvuru, o kadar geniş ve ciddi meseleler arz etmektedir ki, bunlar düşünüldüğü zaman, dergimizin ehemmiyeti gayet tabii idrak edilmektedir.

Dergimizin güzergâhı boyunca takip edeceği mevzu ve meselelerin on yıllık listesi hazır halde olup, her sayıyı alakalı mevzunun konu başlıklarına göre hazırlamaktayız. Ülkede bu usûl pek de bilinen bir usûl değildir. “Bizim de bir dergimiz olsun” nev’iyle başlanan küçük ve çocukça bir takım teşebbüsler, kısa sürede tükeniyor, böylece mevzusuzluğun bedeli yarı yolda kalarak ödenmiş oluyor. Biz bu türlü serkeşliklerden ve usulsüzlüklerden imtina ederek, gayet hassas ve mecnunane şekilde yolumuza devam etmekteyiz. Bu sebepten yol uzun ve yapacağımız işlerin haddi hesabı yok.

***

Mülakat, sohbetin onlarca usulünden birisi. Lisani Osmaniye’de “mülaki olmak” demek, yârânların “buluşması, yüz yüze gelmesi, görüşmesi ve kavuşması” manalarını ihtiva etmektedir. Buradaki buluşmanın, görüşmenin, kavuşmanın sebebi, dostların bir araya gelerek ilmi-fikri-irfani meselelerde sohbet ederek istişare etmesidir.

  Okumaya devam et

MÜLAKATIN ZARARLARI

Mülakat, samimi olmayanların elinde müthiş bir tuzak haline gelebilir. Bazı meseleleri anlamış ama samimiyetinde zafiyet olan insanlar, mülakat yoluyla ciddi hileler yapabilmekte, ciddi tuzaklar kurabilmekte, böylece efkar-ı umumiyeyi tahrik ve teşvik etmek yerine mayınlı bir arazi haline getirmektedir.

Gerçekten mülakat, tuzak kurmak için en elverişli münasebet şeklidir. Çünkü her soru, fikir sahasında bir nükleer füzedir. Fikirle biraz meşgul olmuş birisi, mülakatı tuzak olarak hazırlamak isterse o tuzaktan kurtulmak kabil değildir. Hangi mevzuda olursa olsun, allamelerin bile cevaplayamayacağı sorular terkip etmek mümkündür. Mesele niyet ve maksatla ilgilidir, niyet ve maksat temiz değilse her soru bir bubi tuzağıdır, niyet ve maksat temizse her soru bir keşif hamlesidir.

Mülakatla tuzak kurulabildiği gibi, mülakatın tuzak olduğunu düşünenlere de rastlanmaktadır. Bir mevzuda zor soru sormak tuzak kurmak değildir, aksine o meselede mesafe almış bir kişinin ciddi soru sormasıdır. Bir meselede derinliğine tefekkür sahibi olmayanların o mevzuda otorite gibi görünmesi, hak etmediği böyle bir görüntüyü de üstlenmekten imtina etmemesi, zor soru sorulduğunda yalpalamasına ve tuzak kurulduğu hissine kapılmasına sebep olmaktadır. Bu iki ihtimali birbirinden maharetle tefrik etmek şarttır.

Okumaya devam et

ÖZGE SENA BİGEÇ-CAHİT TANYOL MÜLAKATI

IMG_20151130_164306(4)Şair, Yazar ve Sosyolog olan Prof. Cahit Tanyol’u evinde eşim Erkan Çav Bey ve Ümit Meriç Hanım ile ziyaret ettik. Cumhuriyet’in, halkı dönüştürmeye çalışan devrimlerinin karanlık yüzlerine, perde arkalarına ve o dönemde hakikat uğruna mücadele edenBediüzzaman Said Nursi’ye dair yapmış olduğum söyleşi; kimi zaman coşkuyla kimi zaman da duygusal anlarla geçti. Önemli bir Sosyolog’un ülkesine dair sızılarının yer aldığı sohbette, Türk Aydınlarının nasıl aldatıldığı da kendisinin verdiği bilgiler doğrultusunda daha da aşikar hale geldi.

1914 yılında doğan, Osmanlı’nın güzel soluklarını da varlığında yaşayan, Cumhuriyet adı altında türlü karanlık işlerin yapıldığı dönemde çocuk ve genç olan, tüm ömrünü ülkesinin meselelerine adayan ancak doğruyu görmelerine engel olacak kadar sisli bir zaman dilinde yaşayan Prof. Cahit Tanyol, bugün yapmış olduğu tanıklığıyla; Tarikat ve Şeriatkavramlarının içinin nasıl boşaltıldığını, Anadolu halkının Tarikat Şeyhleri ve Bediüzzaman Hazretleri gibi Mana Büyükleri’nden nasıl uzaklaştırılmaya çalışıldığını sistem üzerinden –derin pişmanlık- ile yorumladı:

Okumaya devam et

FİKİR VE SİYASET MÜNASEBETİ HAKKINDA MÜLAKATLAR -16-

11960211_1481599198831308_3025299005917178639_nYAZAR ÖMER AKPINAR İLE ‘FİKİR VE SİYASET MÜNASEBETİ’ HAKKINDA MÜLAKAT

Mülakat: Metin ACIPAYAM

‘Büyük ağaçlar, Küçük Saksılarda Yetişmez’

 İlk nesil; zemin hazırlar ve temelleri atar. Yani fikriyatı ortaya koyar. Bir sonraki nesil, müesseseleri kurar. Daha sonraki nesiller ise medeniyetin inşası için mütefekkirleri ve sanatçıları yetiştirir. Her medeniyet bu safhalardan geçerek yükselir.

Metin Acıpayam: Fikir Adamı ve siyasetçi hakkında başlayacak olursak… Fikir adamı ile siyasetçi arasındaki mukayese konularından calib-i dikkat olanı, bilgiye muhatap olmak ve onu yoğurmaktır. Siyasetçilere “gerçek” bilgi akar, öyle ki bilgiye boğulacak denli çok ve çeşitlidir. Fikir adamlarının malik olmadığı sayısız bilgi vahidi siyasetçilerin önüne, istemeseler de gelir, yığılır. “Gizli” veya “önemli” sıfatlarıyla tasnif ettikleri çok sayıda bilgiye sahiptirler. Halkın ve tabii ki fikir adamlarının sahip olmadıkları birçok bilgiye malik oldukları için “nefs emniyetleri” fevkalade gelişir. Fikir adamlarından daha fazla bilgiye sahip olmak, zihni evrenlerinde enteresan mecralar oluşturur ve garip tavırlar halinde dışarıya dökülür. Bu hal karşısında fikir adamının tavrı ne ölçüde ve ne şekilde olmalıdır?

  Okumaya devam et