Kategori arşivi: SURİYE

HUTBE-İ ŞAMİYE ÜZERİNDEN SURİYE SAVAŞINI YENİDEN DEĞERLENDİREBİLMEK

ozge-sena-bigec-2Metin Acıpayam: Hutbe-i Şâmiye’ye nisbetle Suriye’de olan bitenlerin umumi değerlendirmesini nasıl yapmalıyız?

Özge Sena Bigeç: Evvelâ; bir genç düşünün ki; tüm dünyaya Hakikati haykırıyor. Hakikat için yaşayıp hayatını yine onun uğrunda hitâme erdiriyor. Van’dan çıkıp İstanbul’a geliyor. Ve tüm seyahatlerinde sahte hocaları tokatlayıp, hakiki hocaları baş tâcı ediyor. Asrının hiç söylenmemiş sözlerini söylüyor, hiç yapılmamış tesbitlerini yapıyor, muhatablarını hak ve hakikat adına kendine gıbta ettiriyor. Fakat bu gıbtayı dahi kendisi istemeyecek ve taleb etmeyecek ve tenezzülde dahi bulunmayacak derecede de tevazu’ ve ihlas içinde yaşıyor. Makam! diyorlar; reddediyor! Dünya! diyorlar; reddediyor! Para! diyorlar; reddediyor! Sus! diyorlar; reddediyor! Kesret! Diyorlar; reddediyor! Başka bir ülkede huzur! diyorlar; reddediyor! İşte böyle bir Azîz Rûh, henüz 35 yaşında iken Şam’a gidiyor. 35 yaşında bir İslam Delikanlısı!…. Emevi Camii’nde binlerce insana hitab ediyor. Bu azim cemaatin içinde birçok ulema da Anadolu’nun yanık bağrından gelen bu gür sadâyı dinliyor. Bu genç; Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’dir. Mevzulardan ve kitablardan ve hadiselerden evvel, nasıl birinden bahsedeceğimizi ve kendisinin -bu cazibedar asırda- reddiyelerini ve mücadelelerini ve mücahedelerini iyi bilmemiz gerekiyor. Aksi halde; idrakiyetimiz hep nâkıs kalacaktır. Zira hakiki âlimlerin hayatları da şuurlu bir kitabtır ki; nasibliler bu çetin hayattan müstefid olurlar.

Okumaya devam et

HUTBE-İ ŞÂMİYE ETRAFINDA SURİYE SAVAŞINI YENİDEN DEĞERLENDİRMEK -MÜLAKAT-

ŞEVKİ KARABEKİROĞLU İLE MÜLAKAT

Mülakat: Metin ACIPAYAM

*Suriye’nin ümmet için manası nedir?

Suriye jeopolitik açıdan çok değerli bir coğrafyadır.  Doğu ile batı arasındaki geçiş yollarının üzerindedir. Ayrıca kuzeyden güneye Asya’dan Afrika’ya giden yolların da geçiş noktasıdır. Yine transit geçişlerin can damarı olan Mısır ve Süveyş kanalını elde tutmak için Suriye’de söz sahibi olmak gerekir. Tarihte Napolyon Mısır’ı gelip ele geçirdiğinde Suriye olmadan Mısır’da tutunmanın mümkün olmadığını görmüş bu yüzden Suriye harekatına girişmiş ama Akka kalesi önlerinde Osmanlılara yenilip çekilmek zorunda kalmıştı. Suriye yenilgisi Napolyon’un Mısır’da da sonunu getirdi ve orayı da terk etmek zorunda kaldı.

İslam tarihine baktığımızda yine tüm dikkatlerin Suriye üzerinde olduğunu görürüz. Hz. Peygamber’in (s.a.v) son seferi Tebuk Suriye üzerine idi. Hz. Ebubekir zamanında Yermuk savaşı Suriye’de yapıldı ve Hz. Ömer zamanında da fethedildi.

Suriye’nin önemini en iyi ortaya koyan olay Muaviye’nin Emevi Devletini kurarken merkez olarak Suriye’yi seçmiş olmasıdır. İslam’ın geometrik şekilde büyüdüğü Emeviler zamanında bu fütuhatçı siyasetin merkezi Suriye olmuştur. Çünkü dünyanın şah damarı sayılan kritik noktaların merkezinde yer almaktadır.

Okumaya devam et

ZİHNİ İŞGAL VE SURİYE

Her ne kadar Batı gerileyip çökse de gücü hala sürmekte… Bunun karşılığında ise Doğu kalkınıyor, yükseliyor, gelişiyor ama hala Batı kadar uluslararası meselelerde tecrübe ve maharet sahibi değil. Bu durum, insan bedeninin terakkisine benzemekte… Delikanlı ve genç ruhun sahibi Doğu, gelişiyor, serpiliyor, güçleniyor, ihtiyar ise gücünü gittikçe kaybediyor. İhtiyar Batı batışın, genç Doğu ise Doğuşun müjdecisi… Her ne kadar ihtiyarın zihni ufku ve akıl hacmi delikanlıyla mukayese edilemeyecek kadar geniş ve büyük olsa da zevale akmakta. Ne var ki zaman hükmünü icra ediyor, durdurulamıyor, zapt edilemiyor ve ihtiyarı hızla zevale yani “batışa” doğru yuvarlıyor. Zihninden her saniye kırk tane şeytanlık ve kurnazlık geçiren ihtiyar kurt, çoğu zaman doğuyu alt ettiğini sanıyor, halbuki delikanlının dayanıklılık ve direncini artırarak kendine karşı nefreti daha da perçinleştiriyor…

Gençliğin ve ihtiyarlığın fark bakımından farik ve mümeyyez vasıflarından en önemlisi şudur ki, ihtiyar; zafere dahi sevinemeyecek kadar yorgun ve bitkinken, genç her türlü mağlubiyetten ders çıkarır, hamle istidadını her daim koruyarak şartların uygun hale gelmesini sükûnetle bekler, zira genç demek “ruh” demektir. Ruh her daim gençtir, dinamiktir… Ruhu elinde bulunduran ise İslam Medeniyetidir.

Geçen asrın Batılı filozofu şöyle diyordu;

Yakında bir mucizeye şahit olacağız, çok yakında. Dünyada bir hayvan topluluğu yaşayacak. Bir karınca yuvası olacak arzımız… İşte bu hayvan topluluğu bugünkü Batı’dır, ve kendini yenileyebilmesinin mümkünatı yoktur. Zira insan hayvanlaşabilir, ama hayvan insanlaşamaz. “Hayvan” olduğunu kendi ağzından teyit etmek suretiyle bir buçuk asırdır haykıran Batı uygarlığı, Cemil Meriç’in dediği gibi; hayvan çiftliğidir…

Geçenlerde zihni ve akli dünyası Batı işgaline uğramış bir profesör şöyle diyor: “Batı çökmeyecek, yeni coğrafyalarda yeniden doğacak”. Bu sözler Londra’dan Paris’ten söylenmiyor, İstanbul’dan filan Müslümanın çocuğunun okuduğu üniversiteden söyleniyor…

Okumaya devam et

RUZNÂME 26 HAZİRAN 2016

ZİHNİ İŞGAL VE SURİYE

Her ne kadar Batı gerileyip çökse de gücü hala sürmekte… Bunun karşılığında ise Doğu kalkınıyor, yükseliyor, gelişiyor ama hala Batı kadar uluslararası meselelerde tecrübe ve maharet sahibi değil. Bu durum, insan bedeninin terakkisine benzemekte… Delikanlı ve genç ruhun sahibi Doğu, gelişiyor, serpiliyor, güçleniyor, ihtiyar ise gücünü gittikçe kaybediyor. İhtiyar Batı batışın, genç Doğu ise Doğuşun müjdecisi…

Her ne kadar ihtiyarın zihni ufku ve akıl hacmi delikanlıyla mukayese edilemeyecek kadar geniş ve büyük olsa da zevale akmakta. Ne var ki zaman hükmünü icra ediyor, durdurulamıyor, zapt edilemiyor ve ihtiyarı hızla zevale yani “batışa” doğru yuvarlıyor. Zihninden her saniye kırk tane şeytanlık ve kurnazlık geçiren ihtiyar kurt, çoğu zaman doğuyu alt ettiğini sanıyor, halbuki delikanlının dayanıklılık ve direncini artırarak kendine karşı nefreti daha da perçinleştiriyor…

Gençliğin ve ihtiyarlığın fark bakımından farik ve mümeyyez vasıflarından en önemlisi şudur ki, ihtiyar; zafere dahi sevinemeyecek kadar yorgun ve bitkinken, genç her türlü mağlubiyetten ders çıkarır, hamle istidadını her daim koruyarak şartların uygun hale gelmesini sükûnetle bekler, zira genç demek “ruh” demektir. Ruh her daim gençtir, dinamiktir… Ruhu elinde bulunduran ise İslam Medeniyetidir.

Geçen asrın Batılı filozofu şöyle diyordu;

Yakında bir mucizeye şahit olacağız, çok yakında. Dünyada bir hayvan topluluğu yaşayacak. Bir karınca yuvası olacak arzımız… İşte bu hayvan topluluğu bugünkü Batı’dır, ve kendini yenileyebilmesinin mümkünatı yoktur. Zira insan hayvanlaşabilir, ama hayvan insanlaşamaz. “Hayvan” olduğunu kendi ağzından teyit etmek suretiyle bir buçuk asırdır haykıran Batı uygarlığı, Cemil Meriç’in dediği gibi; hayvan çiftliğidir…

Okumaya devam et

EBUBEKİR SİFİL İLE MÜLAKAT -Suriye Savaşı Hakkında Mülakatlar-

sifilsifilMülakat: Metin Acıpayam

Metin Acıpayam: Suriye’nin ümmet için manası nedir?

Bismillahirrahmanirrahim.

Suriye, Ümmet coğrafyasının bir parçasıdır.

Suriye, uzun yıllardan beri emperyalistlerin Ortadoğu’da kurduğu düzenin bir parçası olarak Nusayrî küçük bir azınlığın Sünnî kahir ekseriyet üzerinde tahakküm kurduğu bir beldedir.

Ve şimdi Suriye, emperyalisiltlerle her türlü ahlak dışı ilişkiye evet diyen İran’ın yayılma politikasını uygulamaya koyduğu mazlum bir vatan parçasıdır.

Metin Acıpayam: Suriye savaşının ümmet olmak için nasıl bir katkısı var?

Suriye savaşı bize Ümmet olmanın niçin zaruri olduğunu ve bunun mümkün yollarını acı bir tecrübeyle de olsa öğretti.

Metin Acıpayam: Cihadın ümmet olmaya katkısı nedir, Suriye misalinde cihadın tesiri nasıl okunabilir?

Müslümanın Müslümandan başka dostu olmadığını, sahte Müslümanlarla da ümmet olunamayacağını öğretti bu cihad bize.

Metin Acıpayam: İslam coğrafyasının her bölgesinden yiğitlerin gelmesi ümmet olma sürecinde mesafe almamıza katkıda bulunuyor mu, nasıl?

Ümmet olmamıza, “birlikte hareket etme tecrübesi kazandırması” anlamında katkısı vardır. Ancak  fiilen Ümmet olmak için elbette bu yeterli değil.

Okumaya devam et

SURİYE SAVAŞI VE ÜMMETİN DURUMU HAKKINDA MÜLAKATLAR -4-

mülakatMülakat:

Metin Acıpayam

Mehmet Işık İle Mülakat


*Suriye’nin ümmet için manası nedir?

Bu sorunun cevabı,  Müslüman olduğunu iddia eden devlet adamlarına  ve Müslüman halka  göre değişkenlik gösterir. Müslüman halk Türkiye’de, Mısır’da, Ürdün’de ve diğer İslam coğrafyasında Suriye halkının durumunu ümmetin yaşadığı zulüm ve katliam olarak görmekte ve kabul etmektedir. Bunun yanı sıra halkı Müslüman olan ve kendilerini de Müslüman olarak ifade eden devletlerin Suriye’ye bakışı ümmet penceresinden değildir. Hatta siyasi rant ve çıkar alanı olarak görülmektedir. Suriye’deki ümmetin yaşadıklarının son bulması için Türkiye Cumhuriyeti’nin ve iktidarının verdiği mücadeleyi, hemen hiçbir Müslüman devlet yahut devlet adamı vermemektedir. Bu yüzden Türkiye ve halk için Suriye İslam beldesidir, kardeşlerimizin yurdudur ve ümmetin zulme karşı başkaldırdığı lakin yalnız başına açlık ve sefalet içerisinde mücadele verdiği yer olarak algılanmaktadır. Hakikati de budur.

*Suriye savaşının ümmet olmak için nasıl bir katkısı var?

Bazı savaşlar toplumlar arasında kardeşlik bağını güçlendirir. Yeniden ortak bir tarih yazımına fırsat verir. Acıları bir olan milletler güzel günleri birlikte inşa etmede zorluk yaşamazlar. Suriye’deki mücadele gönül ister ki ümmetin uyanışına örnek olsun. Harekete geçişte fitili ateşleyen kıvılcım olsun. Fakat 5 yıldır devam eden kanlı savaşta, Suriye’de masum insanlar hala katlediliyor. Ümmet olma adına, 1.5 milyar Müslüman bu yangına su dökememiş ise demek ki tam manasıyla ümmet birlikteliği sağlanamamıştır. Suriye, bir nevi Çanakkale kabul edilmeydi. Dili, rengi farklı olsa da gönlü Allah aşkıyla dolu yiğitlerin bir araya geleceği ve zafer İslam’dır nidalarıyla Suriye’yi topyekun kurtuluşa götüreceği yapılar kurulmalıydı. Kastım sadece cephede savaşacak askerler değildir. Her alanda birlik ve beraberlik sağlanmalıydı, ümmetin dik bir duruşu olmalıydı. Bu dik duruş, ümmet olma bilinci sağlanamadığı sürece, İslam coğrafyası kan ağlamaya devam edecektir. Bu meyanda bakıldığında Suriye Savaşı, ümmet olma yolunda örnek olmamıştır, olamamıştır, olması için yeterli çabalar gösterilmemiştir.

Okumaya devam et

KARARGAH TÜRKİYE -SURİYE SAVAŞI HAKKINDA YAZILAR-

ssssKARARGAH TÜRKİYE

Şartlar Türkiye’yi tarihi misyonuna zorlamakta… Bu misyon şüphesiz, İslam’ın liderliği idealidir. 1000 yıldır İslam’ın liderliği gibi ulvi bir mefkuresi olan Müslüman Türk, yaklaşık bir asırdır bu emelinden dahili ve harici düşmanlar tarafından uzaklaştırılmaya çalışılmaktadır.

Tarih boyunca Türk’e Türklüğün şartı nedir diye sorsanız, İslam’ın şartını sayar, bununla beraber, kavmiyetini dininin emrine vermek suretiyle hayatını ikame ederdi. Türk’ü İslam’dan tefrik etmek isteyen mankurt kafalar, Türk’ü İslam’ın içinden çekip almak istemişler, bu sayede, Türk’ü İslamsız Türkçü edebilme yolunda baya mesafe kat etmişlerdir…

***

Bugün zahiri hadiseler muvacehesinde görmekteyiz ki, ümmetin karargah ihtiyacı fevkalede mühim yer teşkil ediyor. Bu ihtiyacı karşılayacak tek coğrafya Anadolu coğrafyasıdır.

  Okumaya devam et

SURİYE SAVAŞI HAKKINDA MÜLAKATLAR -2-

1930604_796605700472337_7820299225038123895_nŞevki Karabekiroğlu ile Mülakat

Metin ACIPAYAM: Suriye’nin ümmet için manası nedir?

Suriye jeopolitik açıdan çok değerli bir coğrafyadır.  Doğu ile batı arasındaki geçiş yollarının üzerindedir. Ayrıca kuzeyden güneye Asya’dan Afrika’ya giden yolların da geçiş noktasıdır. Yine transit geçişlerin can damarı olan Mısır ve Süveyş kanalını elde tutmak için Suriye’de söz sahibi olmak gerekir. Tarihte Napolyon Mısır’ı gelip ele geçirdiğinde Suriye olmadan Mısır’da tutunmanın mümkün olmadığını görmüş bu yüzden Suriye harekatına girişmiş ama Akka kalesi önlerinde Osmanlılara yenilip çekilmek zorunda kalmıştı. Suriye yenilgisi Napolyon’un Mısır’da da sonunu getirdi ve orayı da terk etmek zorunda kaldı.

İslam tarihine baktığımızda yine tüm dikkatlerin Suriye üzerinde olduğunu görürüz. Hz. Peygamber’in (s.a.v) son seferi Tebuk Suriye üzerine idi. Hz. Ebubekir zamanında Yermuk savaşı Suriye’de yapıldı ve Hz. Ömer zamanında da fethedildi.

Suriye’nin önemini en iyi ortaya koyan olay Muaviye’nin Emevi Devletini kurarken merkez olarak Suriye’yi seçmiş olmasıdır. İslam’ın geometrik şekilde büyüdüğü Emeviler zamanında bu fütuhatçı siyasetin merkezi Suriye olmuştur. Çünkü dünyanın şah damarı sayılan kritik noktaların merkezinde yer almaktadır.

Okumaya devam et