Kategori arşivi: NİHAT SAMİ BANARLI

TABAKAT ÇALIŞMAMIZ HAKKINDA ‘KUBBEALTI OKUMALARI’ BİTMİŞTİR

“Ruznâme” türümüzde telif edilen TABAKAT çalışmalarımızın okumaları hakkında KUBBEALTI MEKTEBİ’nin kıymetli büyüklerinden SAMİHA AYVERDİ, YAHYÂ KEMAL, NİHAD SÂMİ BANARLI gibi üstadların okunmaları tamamlanmıştır. Notlarımız alınarak bu şahısların İSLAM BİLGİ EVRENİ  dairesinde yerleri belirlenmiştir.

22 AĞUSTOS 2016 tarihinden itibaren ATTİLÂ İLHAN tetkik edilecektir.

Okuyucularımıza özenle duyurulur.

Sayfa İdaresi…. 

Reklamlar

RUZNÂME 21 AĞUSTOS 2016

ruznameNihâd Sâmi Banarlı Hakkında Son Söz

Nihâd Sâmi Banarlı, 20. Asrın buhranlı zamanında kalemiyle cehaletin karanlık çehresine savaş açmış irfan abidesidir. O ilim, irfan ve sanat adamıdır. İlmî, irfâni ve sanâtî mülahazalarıyla nesillerin muallimi olmuş, canından çok sevdiği Müslüman Türk gençliğinin yol göstereni, elinden tutanı ve yol açıcısı olmuştur. Bu yönüyle bir akıncı beyidir.

Nihâd Sâmi Bânarlı’nın irfan dünyamıza hizmetlerinin en büyüğü, belki de; Yahyâ Kemal’dir. Yıllarını vakfettiği Yahyâ Kemal’in şiirden nesre kadar uzanan tüm çalışmalarını özen ve dikkatle ayıklamış, tasnif ve tertip ederek neşrine yardım etmiştir.

O, Edebiyat hocasıdır ve aynı zamanda Edebiyat tarihçisi. Edebiyatımızın “edeb” telakkisini kuşanan bu adam, düşünce mahzenlerinde yıllarını harcayan, Batı içtimai dünyasından milletimizin kıymetlerini tefrik eden “tecrit” adamıdır. O’nun tecrit hamlesi, hakikati bâtıldan ayırma nev’inden tezahür etmiştir.

Okumaya devam et

RUZNÂME 20 AĞUSTOS 2016

ruznameNihâd Sâmi Banarlı Okumaları -12-

Nihâd Sâmi Banarlı ve Türkçemiz -2-

Türkçenin Sırlarından Notlar

Dilleri dil yapanlar, birtakım alaylı hatta âlim dilciler değil, milletlerdir; milletlerin, dile bir güzellik ve bir güzel ses vermek için yaratılmış, kadın, erkek, adsız evlâtlardır. Bir de milletlerin dillerini seven, anlayan ilâhi bir güzellikle kullanan, büyük şâirlerdir. Esâsen bir millet için büyük şâir demek, milletinin dilindeki güzel sesi duyan ve duyuran insan demektir. (Türkçenin Sırları s. 37)

Okumaya devam et

RUZNÂME 19 AĞUSTOS 2016

ruznameNihâd Sâmi Banarlı Okumaları -11-

Nihâd Sâmi Banarlı ve Türkçemiz -1-

Ey Okuyucu! Kelimelerin sırlı manalarıyla seslenmek isterim sana. Ne bir mübalağa, ne de kuru ve manasız cümleler yığını… Sadece mana ve mevzu bütünlüğü. Harfler kelimeleri, kelimeler fikirleri doğurur. Kelimeler… Kelimeler… Kelimeler… İnsanı, zirveye çıkaran da kelimeler, zirveden uçuruma sürükleyen de… Kelimeye hücum, lisana hücum, lisana hücum da vatana ve tabii olarak tefekkür âlemimize hücum. En acımasız ve manasız meşgale; Lisân müdahaleciliği. Lisâna müdahale; varlığa, insana, hayata müdahale. Bu cümlelerin bendeki ilham mimârı Nihâd Sâmi Banarlı’dır. Yıllar önce okuduğum şaheser tadındaki eseri; Türkçenin Sırları… Bu eser, güzel Türkçemizin sırlı dünyasına açılan bir pencere, Türkçe düşmanlarına ilân edilen irfan savaşının hücumnâmesi… ve Türkçe dostlarının yüreğine su serpen müsbet bir beyannâme.

Okumaya devam et

RUZNÂME 18 AĞUSTOS 2016

ruznameNihâd Sâmi Banarlı Okumaları -10-

Edebiyat Sohbetlerinden Notlar

İrfan köprüsünün mimarı Nihâd Sâmi Banarlı’nın kayda değer bir kitabı da: Edebiyat Sohbetleri’dir. Edebiyat hakkında mülahazalardan oluşan bu eser sahasında nev-i şahsına münhasır bir kalite ve derinliktedir.

Bu yazımızda kitaptan bazı yazıları önemine binaen iktibas yapacağız. Bu yazıların ilki; BİR TERKÎBİN KIYMETİ başlıklı yazıdır. Bu yazıda Nihâd Sâmi Banarlı’nın yanına gelen bir takım uyanık gençler üstada şu suale sormuşlardır: “Biz milliyetimize mi, yoksa dînimize mi bağlanmalıyız?” Bu sual karşısında Nihâd Sâmi’nin cevabı gayet nettir. “Ne Türklükten vazgeçeceğiz, ne de İslamiyet’ten.”

“Kişi kavmini sevmekle kınanamaz.” buyuran Hazreti Peygamber, bir kimsenin kendi cemiyetini, kendi milletini muvazeneyi kaçırmadan sevmesini emretmiş, bunda mahzur görmemiştir. İslamiyet’in milliyetçiliği; müsbet milliyetçiliktir. Menfi milliyetçilik ise kavmiyetçilik olup, bu ırkçılık manasındadır ve dinimiz bu zebaniliği şiddetle yasaklamıştır.

Okumaya devam et

RUZNÂME 17 AĞUSTOS 2016

ruznameNihâd Sâmi Banarlı Okumaları -9-

Nihâd Sâmi Banarlı’ya Sorular

1- Kültür Köprüsü eserinizin ismini niçin İRFAN KÖPRÜSÜ ismiyle neşretmediniz? Bu isim hem bedii, hem daha edebi, hem de daha bizden olmaz mıydı?

2- Kültür Köprüsü isimli muazzam eserinizde neşrettiğiniz bir yazının başlığı: NÂMIK KEMAL VE TÜRK-OSMANLI MİLLİYETÇİLİĞİ başlıklıdır. Bu yazıda Mustafa Kemal’i Namık Kemal ile aynı zikretmektesiniz… ve ikisine de “milli kahramanımız” demektesiniz. Bu sizce tezat değil midir? Namık Kemal’in Renan’a yazdığı hücumnâme malumunuzdur. Burada N. Kemal’de imparatorluğun “kemâl” üslûbu vardır. Ya diğerinin Batı’ya bakışı? Bu milletin medeni hukukunu dahi küçücük bir Batı memalikinden alarak hakiki Türk’ün kalbini inciten Mustafa Kemal değil miydi? Müdafaa ettiğiniz TÜRKÇEMİZİN bozulmasının yolunu açan Mustafa Kemal değil midir? Aynı karede zikrettiğiniz Namık Kemâl’in “Kemâl” inden rahatsız olacak ki Mustafa Kemal; hayatının son yıllarına ismini “kamal”  olarak değiştir miştir? Ne dersiniz bunlara?

Okumaya devam et

RUZNÂME 16 AĞUSTOS 2016

ruznameNihâd Sâmi Banarlı Okumaları -8-

İrfan -Kültür- Köprüsü

Cemil Meriç “Kültür Batı’ya, İrfan Doğu’ya aittir” der. Batı kültürün mekânı, Doğu irfânın… İrfan, kültürü kuşatan derûnî dâire.

Nihâd Sâmi Banarlı’nın Kültür Köprüsü eserini okurken kitabın ismine takıldım.

Hazreti Mevlana’dan Süleyman Çelebi’ye, Fuzûli’den Bâkî’ye, Nedim’den Nâilî’ye, Erzurumlu Emrah’tan Ziya Paşa’ya, Ziya Paşa’dan Namık Kemal’e, Muallim Nâcî’den Recaîzade’ye, Hamid’den Fikret’e Fikret’ten Akif’e, Süleyman Nazif’ten Ali Nizami Bey’e, Hâlide Edip’ den Refik Halit’e, Âşık Veysel’den Reşat Nuri’ye, Yâkup Kadri’den İbrâhim Alâeddin’e, Orhan Seyfi’den Faruk Nafiz’e kadar nice irfan adamı etrafında takdimini yapan bu eserin ismi “Kültür Köprüsü” değil İRFAN KÖPRÜSÜ olmalı idi. İnce ruhlu üstadın bunu düşünememiş olması içimi acıttı yer yer.

Yazımızın girizgâhında bahsini ettiğimiz sözün yazarı, bahsi geçen sözün geçtiği eserinde “DÜNÜ BUGÜNE BAĞLAMAK” yahut “BUGÜNÜ DÜNE BAĞLAMAK” ’tan bahsederek, bu davanın “asıl dava” olması gerektiğini yer yer söyler. Bugünü Düne bağlamak… Dünü de bugüne bağlamak irfan köprüsünü kurmakla mümkündür. Bu sebepten bir mevzu hakkında sohbetler yapılırken mâzideki ehl-i fikrin mülahazalarına kulak vermek, onların aynı ve ayrı meselelerde ne düşündüğünü ve nasıl tavır aldıklarını bilme, öğrenme ve idrak etme mecburiyetindeyiz. Doğruların tesbiti için mâzinin teşhisi zaruridir.

İşte bu kaygıyla kaleme alınan eser; KÜLTÜR KÖPRÜSÜ… Mazi ile güne atılan köprü. Müellifi ise bu köprünün mimarı…

RUZNÂME 15 AĞUSTOS 2016

ruznameNihâd Sâmi Banarlı Okumaları -7-

İstanbul ve Mîmârî

İstanbul’a Dair beş bölümden oluşan bir kitab. Bu bölümlerin üçüncüsü “İstanbul ve mîmârî” başlıklıdır. Bu bölüm İstanbul’un mîmârî hususiyetleri etrafında kaleme alınan yazılardan teşekkül etmiş vaziyette. Eski İstanbul’un bugünkü İstanbul’la kıyâsı, tatlı ve şirin kadim İstanbul’un ana hatları bu bölümdeki yazıların muhtevasında. Müellif, İstanbul’a o kadar gönül vermiştir ki, O’na mahsus olmak kaydıyla “İstanbul kânunu” ’nun olması gerektiğini söylüyor. 26 Şubat 1955’de yazdığı “İstanbul’a” başlıklı yazıda; “Bana öyle geliyor ki senin için bir ‘İstanbul kânunu’ lâzımdır, aziz İstanbul,” diyor.

Nihâd Sâmi, İstanbul’a yapılan maddi yatırımları tenkit eden yobaz kafaya da çatarak; ‘İstanbul’a sarfedilen hiçbir şey fazla, hiçbir emek yersiz olamaz’ diyor. Zira İstanbul’u bir kız sever gibi seviyor. Maşuk, âşık olduğu yâre ne yapar da, yaptığını yeterli bulur?

Okumaya devam et

RUZNÂME 14 AĞUSTOS 2016

ruznameNihâd Sâmi Banarlı Okumaları -6-

Yahyâ Kemal’in İstanbul’a Bakışı

Tanzimat’tan bu yana aşağılık duygusuna kapılıp kendimizi inşâ edemememiz, sultan devlet-sultan millet olabilme yolunda önümüze büyük engeller çıkarıyor. Evvela bu meşum aşağılık duygusundan sıyrılacak, sonra kendimizi Batı uygarlığının pisliklerinden tecrit ederek tecdit (yenilenme) hamlemizi başlatmalıyız. Yıllar önce meselenin şehirciliğe bakan tarafı hakkında Nihâd Sâmi bakın ne söylüyor: Yeni ve eski bütün şehirlerimizi batının keskin ve monoton hendesî çizgileriyle; Türk zevkinin tamâmıyle zıddı, Amerikan zevkinin gökdelen adını verdiği heyûlâ binâlarına göre değil; çağlar boyunca tecrübe görmüş, eski ve büyük milletler diyârı şarkın, bilhassa Türk’ün, ışıklı ve yumuşak çizgilerine uygun işlemeliydik. Bunu yapamıyoruz. [1] Bu söyleneni hala yapamıyoruz. Çünkü şehircilik hakkında hala mefkûrelerimiz yok. Düşünen adamımız bir elin parmağından az. Rahmetli Turgut Cansever hocamızın ömrünü vakfettiği şehircilik davasının bayrağı, bugün Yahya Düzenli’nin elindedir. Aslen Trabzonlu olan Yahya Düzenli, şehircilik meselesinin günümüz üstadlarından. Şiddetle eserlerini okuyup, idrak etmemiz zaruri.

Okumaya devam et

RUZNÂME 13 AĞUSTOS 2016

ruznameNihâd Sâmi Banarlı Okumaları -5-

-İstanbul’a Dâir-

Büyük şâir ve soylu kafa Nedim asırlar önce İstanbul’a sesleniyordu: Bû şehr-i Stanbûl ki bî-misl ü bahâdır/Bir sengine yekpâre Acem mülkü fedadır. Medeniyet devletinin medeni şâiri Bâkî ise: Serv-kâmetler ikî yânın alurlar yolun/Reh-i gülzâre döner yolları İstanbûl’un diyordu. Nedim’e göre İstanbul; bir taşına bütün Acem ülkesinin fedâ edilebileceği yerdir. Sadece Acem ülkesi mi? Hayır! Belki de tüm kâinat…

Geçen asrın büyük kafalarından Necip Fâzıl’ın İstanbul’u ise; ruhtur, mütefekkirin içinde tüten bir şey; havadır, renktir, edadır, iklimdir. Ayrıca üstadın İstanbul’u “gecesi sümbül kokan, Türkçesi bülbül kokan.”  Mekânın adıdır.

*

Bugün Nihâd Sâmi üstadımızın İstanbul’a Dair kitabını okuyorum. İstanbul’un ruh ve manasıyla mücerret dünyasında yok olup tekrar dirilen sesi duyuyorum. Bu ses, İstanbul’u sadece mücerret manada sahiplenmemekle beraber, O’nu müşahhas planda da düşünüyor. Manasıyla beraber maddesini de inşâ etme hamle ve teşebbüsüne giriyor.

*

İstanbul aynadır. Bu aynaya bakan İslam’ın inşâ ettiği ulvi Türk’ü ve Müslüman Türk’ün muazzam tarihini görür, seyredurur. İstanbul milli çizgidir, bu milli çizgiye yanaşan bu milletin milli ananelerini kuşanır. İstanbul dini semboldür. Zira Hazreti Peygamber’in mübarek dudaklarında İstanbul methedilmiştir. Hülâsa İstanbul’u sevmek, İstanbul’da yok olmak bu yok oluşun içinde varoluşu yakalayanlar, millidir, dinidir ve hakiki millet-i İslamiyedir.