Etiket arşivi: celallettin kurt ile mülakat

ŞAİR CELALETTİN KURT İLE ÇOCUK EDEBİYATI ÜZERİNE KONUŞMALAR -2-

calettin

ŞAİR CELALETTİN KURT İLE ÇOCUK EDEBİYATI ÜZERİNE KONUŞMALAR -2-

Mülakat: Metin ACIPAYAM


Metin Acıpayam: Kimsesiz ve sahipsiz çocukların resmi mecrada isimleri “Korunmaya muhtaç çocuklardır.” Korunmaya muhtaç çocukları, devlet ilgili kurumlarında büyütüp hayata hazırlamaktadır. Yalnız burada sorgulamamız gereken ciddi mesele vardır. Kimsesiz bu çocuklar korunmaya muhtaçtır elbette. Bu çocukları koruyan insanların çok çok üst seviyede olması gerekmez mi? Oysa mevcut uygulamada, Batı’nın klasik eğitiminden geçen insanların bu kurum ve müesseselerde memur ya da görevli olduğuna şahit oluyoruz. Hâlbuki ki bu iş tasavvufa nispet olmak şartıyla ciddi sabır isteyen mesuliyettedir? Bu noktada görüşleriniz nelerdir?

Celalettin Kurt: Cemiyet yapımız içinde belki de üzerinde durulması gereken en önemli eğitim sistemi, pedagojik açıdan “kimsesiz çocuklar” üzerine uygulanmalıdır. Anne baba (ebeveynlerin) sevgi ve şefkatinden uzak olarak yetişen çocukların eğitim ve öğretimleri, şüphesiz ki diğer eğitim ve öğretim esaslarının çok çok üzerinde bir itinaya ve sorumluluğa haiz olmalıdır. Bu tür çocuklar üzerinde yapılacak olan telkin ve tavsiyelerin sevgi, şefkat, merhamet, vicdan, hoşgörü, saygı dairesinde oluşturulması gerekir. Bu umdelerle yetiştirilmeye çalışılan çocuklar, ebeveynlerinin eksikliklerini belki de ancak böyle bir eğitimle ve öğretmenleriyle gidermeye çalışacaklardır.

Okumaya devam et

Reklamlar

ŞAİR CELALETTİN KURT İLE ÇOCUK EDEBİYATI ÜZERİNE KONUŞMALAR -1-

ssss

ÇOCUK EDEBİYATI MÜLAKATLARIMIZ DEVAM EDİYOR

Mülakat: Metin Acıpayam


Metin Acıpayam: Anadolu’ya gelen Batılı seyyahlar şu sözü söylemişlerdir: “Müslüman çocuklar, Batıdaki prenslerden daha asildir”. Bu bilgiler ışığında “ideal (olması gereken) pedagoji” hakkında ne söylersiniz?

Celalettin Kurt: Işık her ne kadar ilim, bilim, yerleşik medeniyet açısından Batıdan doğuyor gibi görünse de manevî duyguların neşv-ü nemâ bulduğu coğrafya her zaman Doğu olmuştur. Her dâim mukaddes bir dînin öğretileriyle dem tutan Doğunun çocuğu, kitab-ı mukaddesten aldığı öğretilerle bahsettiğiniz asaleti her zaman muhafaza etmiştir. Ki Batı, Ortaçağ karanlığının karanlıkları içinde ilimden, bilimden, sanayiden hatta ahlâktan yoksun mezhep savaşlarında birbirlerini kırarlarken, bitirirlerken, Doğu ilimde, bilimde, ahlâkta, adalette tam bir aydınlığın içindeydi… Ne zaman Batı ihtilaflı, ayrılıkçı düşüncelerin kendilerini geriye, kalkınmamaya, cehalete götürdüğünü anladığında sanayi devrimiyle ortaya bir proje koydu ve bir plan, program doğrultusunda yaptığı devrimle kalkınmasını sağladı…

Bugün İslâm âlemi Batının yaklaşık beş asır önce düştüğü Ortaçağ karanlığının içine kendisi düştü… Bir zamanlar Batı âlemi mezhep savaşlarında birbirlerini kırıp geçirirlerken, aynı ahvâl bugün İslâm topraklarında dem tutmaya başladı… Bu kötü hâlden çıkışın çaresi elbette; İbn-i Haldun’un bahsettiği yerleşik medeniyet tasavvurunun hadari yapısına yaklaşmak, yerleşik medeniyetin normlarına ermektir. Doğunun asil doğan çocuklarına yerleşik medeniyetin gerçek normlarını öğretemezsek, hadari yapı içinde ilim, bilim, kültür, sanat dokularını üzerlerine bir gömlek olarak giydiremezsek, Doğu toplumu ve çocukları olarak hâlâ ihtilafın, geriye gidişin, ilerleyememenin çemberinde kalmamız mukadder olacaktır. Şu an ülkemiz başta olmak üzere, başta ülkemiz ve diğer İslâm ülkelerinde de ötelere, öteler ötesine adımlar atacak planlar, programlar, projeler yoktur. Bunlar olmadığı sürece nesillere ruh vermenin mümkünatı olmayacak, yarın ki Türkiye’yi, yarın ki İslâm coğrafyasını oluşturmamız çok zor olacaktır.

Okumaya devam et