Kategori arşivi: İLİM

YENİ KİTABIMIZ

Kıymetli ilim adamı Mustafa Yıldız ile Metin Acıpayam’ın yaptığı ZAMAN-MEKAN-VAROLUŞ başlıklı mülakat kitaplık çapa ulaştı, bugün itibariyle Çıra Yayınlarından neşredilmek suretiyle Matbaaya verildi…

Hayırlara vesile olması temennisi ile…

Not: ZAMAN-MEKAN-VAROLUŞ başlıklı mülakat sorularımız 50 küsur ilim adamına cevablandırılması için gönderilmiş, lakin Mustafa Yıldız, Haki Demirve Mehmet Emin Parlaktürk dışında suallerimize cevab veren çıkmamıştır… Ahlakımız gereği, sualleri cevablandıramayanların isim listesini yayınlamıyoruz….

Reklamlar

TERKİP VE İNŞÂ DERGİSİ METİN ACIPAYAM YAZISI -13. SAYI-

NECİP FAZIL’A DOĞRU BAKIŞ

12776723_10153965629864939_198992467_oAlimi alime arifi arife sorun demişler… Bu noktada biz ne alimiz ne de arif… Tek kaygımız, Necip Fazıl ismi etrafında pervane gibi dönmek suretiyle bu cins zekayı ve mücerret kafayı anlamaya çalışmak. Necip Fazıl etrafında dönmek diye bir cümle kullanıyorum. Evet, dönmek, bu dönmenin neticesinde yanmak, pişmek ve kavrulmak. Kavrula kavrula kemâli yakalamak. Kemâl mertebenin zirve şahsiyeti, bulunduğu mevki ve manevi iklim sebebiyle çağımızda şekillenen ve şekillenecek bütün kavramların Necip Fazıl etrafında değer bulduğu hakikatini kavramak. Bu kavramayı sezerek, hissederek, duyarak yakalamak. Necip Fazıl karşısında tek meselem budur…

   Mefhumların çorbaya, anlayışın dumura uğratıldığı bir zamanın içindeyiz. Üst üste gelişen hadiseler ve hayatın problemleri “modern insan” tipini, evvala nefs putunun, sonra da beşeri putların kölesi haline getirdi. Geçirdiği derin ruhi bunalımlar ve buhranlar sebebiyle fertler, her geçen gün derin bir ahlâki bataklığın içine yuvarlanmakta. Bu ruhi problem ve derin buhranların en temelinde yatan hakikat ise kitlelerin mutlak dünya görüşünden yoksun kalmalarıdır. Bu yoksunluk o hale gelmiştir ki, aptallaşan ve salaklaşan bir nesille karşı karşıyayız. İrfan, anlayış ve idrak melekelerinin kanserleştiği böylesi bir zaman da, zamanı kucaklayan, bütünleyici bir bakışla fikir yoksunluğumuzu kelam şahikasıyla müsbet kutba çeviren Necip Fazıl’a bin selam olsun.

Okumaya devam et

MÜCEDDİD DOSYASI -1-

Metin Acıpayam’ın Umumi Neşriyatından mes’ul olduğu Terkip ve İnşâ dergisinin 14. sayısından itibaren her sayıya mahsus olmak üzere derginin yanında EK sayı çıkarılacaktır. Bu ek sayı, zamanı ve mekanı YENİLEYİCİ olanların üzerine yapılan çalışmalardan teşekkül edecektir. Terkip ve İnşâ dergisinin yanında çıkarılacak EK sayıdan METİN ACIPAYAM sorumludur….

Müceddid Dosyası Mevzu haritası şöyle;

TECDİT BAHSİ

*Müceddit Hazeratının listesi

*Tecdit silsilesi

*Tecdit anlayışı

*Mücedditsiz fikri tecdit mümkün mü?

*İnşa ve tatbikat sahasında tecdit mümkün mü?

ŞAHSİYETİ

*Terceme-i Hal

-Kısa hayat hikayesi

*Kurucu şahsiyet ciheti

-Kurucu şahsiyet ciheti var mı?

-Yeni bir tarikat kurmuş mu?

-Yeni bir ilim kurmuş mu?

*İlmi silsilesi

-Selefleri kimler

-İlim tahsil ettiği şahsiyetler

-Tesiri altında kaldığı şahsiyetler

-Halefleri kimler

-İlimde halifeleri kimler

*Tasavvufi silsilesi

-Mensup olduğu silsile listesi

-Selefi, mürşidi

-Halifeleri

*Yaşadığı dönemin umumi manzarası

-Siyasi vaziyet

-İçtimai vaziyet

-İktisadi vaziyet

-Ümmetin umumi vaziyeti

*Yaşadığı dönemin ilmi manzarası

-Yaşadığı bölgelerin ilmi vaziyeti

-Ümmetin ilmi vaziyeti

*Yaşadığı dönemin tasavvufi manzarası

-Yaşadığı bölgelerin tasavvufi vaziyeti

-Ümmetin tasavvufi vaziyeti

ESERLERİ

*Talebe-halife listesi

-İlmi mecradaki talebeleri

-Tasavvuf mecrasındaki talebeleri ve halifeleri

*Kurduğu müesseseler

-Yeni kurduğu müessese var mı?

-İlmi müesseseler var mı?

-Tasavvufi müesseseler var mı?

*Kitap listesi

-Kitap listesi

-Kitap mevzuları

*Kitapların fihristi

-Kitapların fihristi

-Fihristlerin kısa açıklaması

*Kitapların muhtevası

-Mevzu haritası

-Muhteva haritası

-Tecdit haritası

TECDİT HAMLESİ

*İtikadi sahadaki tecdit

-Tecdit mevzuu

-Tecdit mevzuunun yaşadığı devirde anlaşılma şekli

-Tecdit mevzuunun yaşadığı devirde anlaşılma şeklini tenkit noktaları

-Tecdit mevzuundaki teklifi

-Tecdidin kaynakları

-Tecdidin; ilim, irfan ve tefekküre katkısı

*Ameli sahadaki tecdit

-Tecdit mevzuu

-Tecdit mevzuunun yaşadığı devirde anlaşılma ve tatbik şekli

-Tecdit mevzuunun yaşadığı devirde anlaşılma ve tatbik şeklini tenkit noktaları

-Tecdit mevzuundaki teklifi

-Tecdidin kaynakları

-Tecdidin; ilim, irfan ve tefekküre katkısı

*Tatbikat sahasındaki tecdit

-Tatbikata dönük tecdit mevzuu var mıdır?

-İtikadi ve ilmi tecdit mevzuunun yeni bir tatbikatı iktiza etmesi söz konusu mudur?

-Yeni bir tatbikat keşif ve telif etmişse ne olduğu hususu

-Tecdit mevzuundaki teklifi

-Tecdidin kaynakları

-Tecdidin; ilim, irfan ve tefekküre katkısı

TECDİT SİLSİLESİNDEKİ YERİ

*Seleflerinin tecdit hareketlerine nispeti

-Tecdit hamlesi sadece Kitap ve Sünnete mi dayanıyor?

-Seleflerinin tecdit hareketlerine nispeti nasıldır?

-Seleflerinin tecdit hareketlerini kaynak olarak kullanmış mı?

*Haleflerinin tecdit hareketindeki yeri

-Haleflerinin tecdit hamlelerine kaynaklık etmiş mi?

Tetkik İlimleri Hakkında Umumi Değerlendirme

Tetkik İlimleri Hakkında Umumi Değerlendirme

Tetkik ilimleri, bilgi üreten, bilgiyi keşfeden, bilgiyi arayan ilimlerdir. Tetkik ilimleri, şube şube terkip ilimlerinin altında mevzilenir. Tetkik ilimleri, bir taraftan “ilim maluma tabiidir” ölçüsünün peşinden gitmek ve eşyanın  hakikatine nüfuz etmektir, diğer taraftan, terkip ilimlerinin inşa ettiği mana mimarisini gerçekleştirecek mühendislik işlerini yapmaktır. Aşağıdan yukarıya doğru keşfetmek, üretmek, manalandırmaktır, yukarıdan aşağıya doğru, mananın suretini inşa etmek mana bütünlüğünün bilgi malzemesini temin etmek, mananın hayatta “gerçekleştirilmesi” için ihtiyaç duyulan manivelaları temin etmektir.

Tetkik ilimleri, terkip ilimlerinin tatbik ilimleridir. Tatbik ilimlerinin ise kaynağıdır. Terkip ilimlerinde mana kazanan, mana haritasında yeri tespit edilen bilgiyi, hikmet sarayının inşasına elverişli malzeme haline getirmektir. Hikmet sarayının mimari planında ihtiyaç duyulan malzemeler üretmektir.

Okumaya devam et

İhtisaslaşma Meselesi ve Terkip

*İhtisaslaşma meselesi ve terkip

İhtisaslaşmanın müsbet tarafları olduğu kadar, birçok cihette menfi taraflarıda mevcuttur. Müsbet olan vechesi, bilgiyi disiplin haline getirilerek zapt ve rapt altına almak, kullanılır hale getirmek, konu üzerinde derinleşmek gibi birçok şey sayılabilir. Ayrıca ihtisaslaşmanın önemleri arasında bilginin tahsilinin ve taliminin mümkün ve nizami şekilde yapılabilmesi ve benzeri birçok fayda sayılabilir. Bu ve buna benzer birçok faydadan dolayıdır ki, ihtisaslaşma bir asırdır büyük itibar kazanmıştır. Sahip olduğu bu itibar, kendisine karşı tenkit geliştirmeyi imkansız kılmakta, ihtisaslaşma aleyhine söylenebilecek her sözü mümkün kılmamaktadır.

İhtisaslaşma tabiatı icabı iyidir, güzeldir. İtiraz ettiğimiz husus, ihtisaslaşmayla beraber oluşan idrak körlüğüdür. Kendi ihtisas sahası dışında hiçbir meseleyle uğraşmayan, “uzmanlık alanı” haricinde her meseleye kayıtsız kalan bu sıhhatsiz ihtisas kafaları, parça fikir yahut kırıntı fikir müptelalığından kurtulmadıkları takdirde, eşya ve hadiseyi teşhir ve teşhis etmekte “bütün fikrin” şuurunu idrak edemeyeceklerdir. “Merkezi bahis nedir?” sorusunu doğru cevablayamamış olan anlayışlar “bütün” arayışı içinde değillerdir. “Bütün” arayışı içinde olmamak, insan ve hayat hakkında hiçbirşey söylememektir. Geriye kalsa kalsa, menfaatler ve menfaat çatışmaları kalır.

Okumaya devam et

BAZI İSLAM MÜTEFEKKİRLERİNE GÖRE İLİMLERİN TASNİFİ

BAZI İSLAM MÜTEFEKKİRLERİNE GÖRE  İLİMLERİN TASNİFİ

İhsâ’u’l- ulûm, merâtibü’l-ulûm, tertîbü’l-ulûm, tasnîfü’l-ulûm, aksâmü’l-ulûm gibi muhtelif isimlerle kendini gösteren ilimlerin tasnifi, İslam irfan tarihinin çeşitli zaman dilimlerinde -ihtiyaca binaen- islam mütefekkirlerince yapılmıştır. Bu tasniflerde ilim tabiri çeşitli şekillerde tanımlanarak sınıflandırırmıştır. İlmi; “vaki olan şeylere mutabık katî inanç ‘veya’ birşeyin suretinin akılda vücut bulması” diye tarif eden, yahut bu tarifi kabul eden islam mütefekkirleri, ilimlerin tasnifiyle hem varlığa dair kuşatıcı bir bakışa sahip olmuşlar, hem de aklî-naklî bilgiyi uzlaştırmak gibi umumi gaye taşımışlardır.

Tarih boyunca ilimlerin tasnifi birçok cihetle yapılmıştır. Yapılan birçok tasnif olmuş ve bir kısmı da hakikaten isabet kaydetmiştir. İsabetli tasnifleri reddetmek gibi manasız fikri istiklal edalarına savrulacak hasislikte değiliz. Fakat içinde yaşadığımız zamanın ortaya çıkardığı bir ihtiyaca mebni yeni bir tasnif denemesi yapılmalıdır. Yeni tasnif denemesi, önceki isabetli tasniflere bir reddiye olmadığı gibi onları lüzumsuz da kılmaz. Onların üzerine, çağımızın ihtiyacını da ekleyerek yeni bir tasnif bina etmek gerektiğini düşünüyoruz. (Haki Demir- İlimlerin Tasnifi yazı dizisi -3-)

Fikirteknesi kadrosu olarak şunu idrak etmekteyiz ki, çağımızın muazzam meselesi ilimlerin tasnifi meselesidir. Batı bilgi işgalini kırmak ve İslam bilgi telakkisini oluşturmamızın yolu, günümüze bakan cihetle ilimlerin tasnifini yeniden yapmamızla alakalı bir konudur. Bu hususu böylece belirttikten sonra artık İslam alimlerinin ilimleri sınıflandırmasına geçebiliriz.

Okumaya devam et

BİLGİ TELAKKİMİZİN MARAZLARI

BİLGİ TELAKKİMİZİN MARAZLARI

Bilgi telakkimiz; ilim, irfan ve tefekkür mecralarının kuşattığı ve beslediği alanda terkip ve inşa edilir. Üç mecranın birisi veya birisinin bir mevzusu eksik olsa bilgi telakkimizin terkip mimarisi eksik kalır. Batılıların felsefe ve bilim mecralarından ürettiği bilgi telakkisi, akıl ve madde ile sınırlıdır ki mesela zaman-mekan, hayat-ölüm, ruh-can gibi temel meseleleri izah etmek bir tarafa mevzu haritasına bile alamaz.

Okumaya devam et

İSLAM İLİM TELAKKİSİ KAPSAMINDA BİYOLOJİ YAZILARI -1-

İSLAM İLİM TELAKKİSİ KAPSAMINDA  “BİYOLOJİ” YAZILARI

Batının Gelişme Hususundaki Delillerinin Çürütülmesi

Parça fikir serkeşliğinden kurtulamıyoruz. Çünkü Batı’nın ağır işgali altındayız. Bu işgal şüphesiz bilgi işgalidir. Parça fikrin menfi tezahürü olarak bir sahada ihtisaslaşdığını sanan güya mütehassıs kafa, kendi tabirleri olan “uzmanlık alanı” dışındaki her sahada avam derecesinde cahildir. Bu cehaletin umumi sebebi hayat ve hadiseler karşısında kendi sahasına hapsolmaktan kaynaklanmaktadır.

Fildişi kulesinden bütün fikrin şuuruna eren mütefekkir kafalar ise, en ufak bir izahında bile tasnifi yapılan temel telakkilerden bağımsız konuşamaz. Bu temel telakkiler; Hayat telakkisi, varlık telakkisi ve insan telakkisidir.

Yaklaşık bir asırdır Batı’nın bilgi ağında kıvranan zihinler  ne hayat telakkisini anlar, ne varlık telakkisini, ne de insan telakkisini. Batı’ya göre herşey “gelişme” ve “evrim” vetiresinden günümüze ulaşmıştır.

Bu yazımızda Batı’nın “gelişme” hezayanlarının lif lif çürütüldüğüne şahit olacaksınız..

***

Materyalist Batı’ya sesleniyorum; Artık sırası gelmişken insan, hayat, varlık telakkinizi oluşturan “gelişme” ve “çoğalma” hakkında kitaplarınızda kaydetmiş olduğunuz delil ve açıklamaların hepsinin zannî şeyler kabilinden olduğunu anlatmaya giriyorum ki, bunların dini delillerden birini te’vil etmeye bizi zorlayacak kuvvette olmadıkları açıkça anlaşılsın. Şimdilik size şurasını anlatmak istiyorum ki zan ve tahmin sınırını geçemiyorsunuz. Şüphesiz ki, hayvan cinslerinin ve hatta insanların da bir tek asıldan gelişip değişme ile meydana geldiğine delil olarak başlıca iki şeye dayanıyorsunuz. Önce hayvanların bazısında gelişmemiş uzuvlar yani bazı cinslerde bulunan uzuv belirtileri, meselâ; Henüz meydana gelmeye başladıkları görülmüş bir takım eksik ayaklar gözünüze çarpınca hüküm verdiniz ki, yaratma usulüne göre her nevi, ayrı ve müstakil olarak yaratılmış olsaydı bu eserlerin faydasız olması gerekirdi. Zira yaratma usülü gerektiriyor ki, her neviden yalnız lüzumlu ve faydalı olan uzuvlar bulunmalı. Ne daha az olmalı, ne de fazla. Bu eksin uzuvların ise bu durumda bir faydası olmadığı için anlaşılıyor ki, bunlar eski bir nevin gerekli uzuvlarının kalıntılarıdır. O nevin bu uzuvlara ihtiyacının ortadan kalkmasını gerektirecek değişikliklere karşılaşması sebebiyle kaybolmaya başlamışlarda bu kadarcığı kalabilmiş. Yahut bu görülen nevi, aslında uzuvlardan mahrum imiş de sonradan belirtileri görülen uzuvlara muhtaç başka bir nev’e dönme kabiliyetini gerektiren değişiklikler kendisine uğradığı için o diğer nevin (cinsin) gerekli uzuvları görülmeye başlamıştır.

Okumaya devam et

MATEMATİK MÜLAKATLARI -2-

Haki Demir İle Matematik Ve Riyaziye Üzerine Mülakat

Metin Acıpayam: Mütefekkir insanın matematik ile münasebeti ne ölçüde olmalıdır?

Haki Demir: Her mütefekkir aynı zamanda matematikçi olmak zorundadır. Farkında olsun veya olmasın, matematikle ilgilensin veya ilgilenmesin böyledir. Bu sebepledir ki bir mütefekkirin matematik ile ilgilenmemesi anlaşılır gibi değil. Matematik, matematikçilerin bile ancak şekli (formel) çerçevede ilgilendiği bir bilgi sahası haline gelmişse, o ülkede mütefekkir yok demektir. Matematikle ilgilenmemiş fikir adamları ya mütefekkir değildir ya da ilgilenmedikleri için neler kaybettiklerini bilmediklerinden dolayı çok bedbahttır. Matematikle ilgilendikleri takdirde ufuklarının ne kadar genişleyeceğini, idrak ve izahta zorlandıkları bazı meseleleri ne kadar kolay hallettiklerini görecekler ve çok derinden hayıflanacaklardır. Özellikle de insanların ciddi meseleleri neden ucuza getirdikleri, hafife aldıkları, umursamadıkları gibi mevzuların izahını görecekler, insan zihninin oluşturduğu mantık ve süreç sıçramalarına hayret edeceklerdir.

Metin Acıpayam: İslam bilgi telakkisine atıfla, İslam matematiği (ideal matematik) üzerine çalışmalar yapıyorsunuz. Hal böyle olunca hali hazırdaki matematiği “mevcut matematik” kabul ediyorsunuz. “Mevcut matematik” tabirinden ne anlamamız gerekiyor?

Haki Demir: Mevcut matematik, maalesef bahsi edilecek kadar ehemmiyete sahip değildir. Bu sebeple, riyaziye verdiğimiz ehemmiyet, mevcut matematikle alakalı değildir. Zaten matematik çalışmalarımızın özü, mevcut matematiğin tenkidi, buna mukabil bir bilgi ve tefekkür sahası olarak riyaziyenin ehemmiyetini tespit çerçevesindedir. Mevcut matematiğin eksikleri ve yanlışları gösterilmeli, buna mukabil yeni matematik telakki üzerine temrinler yapılmalıdır. Matematik mevcut haliyle muhafaza edilerek mutlak doğru muamelesi yapılırsa, çağın en büyük tuzağı olan “matematik tuzağa” düşmüş oluruz. Batı dünyası “matematik tuzağa” düştü, öyle ki bu tuzağı neredeyse hakikat vehmiyle kabul etti. Batının ve özellikle felsefenin girdiği krizin en büyük sebeplerinden birisi matematik tuzaktı ve bunu hala hiç kimse fark etmedi. Bizim kadim müktesebatımız matematik tuzağa düşmeye manidir. İslam tarihi, matematik tuzağa düşülmediğini, matematik tuzağın yıkıldığını gösteren sayısız metin ve usul ile doludur. Müktesebatımız ile münasebetimiz kesildiği ve batının bilgi telakkisinin işgaline (epistemolojik işgale) maruz kaldığımız için, batı ile birlikte bu tuzağa biz de düştük.

Okumaya devam et

İLİMLERİN TASNİFİ HAKKINDA MÜLAKAT -1-

DOÇ.DR. HACI ALİ BOZKURT İLE İLİMLERİN TASNİFİ VE UMUMİ DEĞERLENDİRME BAŞLIKLI MÜLAKAT

Metin Acıpayam: Bilgi ve ilimle sıhhatli münasebet kurmanın ilk şartı ve altyapısı ilimleri tasnif etmeyle mümkündür. Tasnif yoksa, hayata müdahale etme imkanınızda yoktur. Zira hayat nizami ve ciddi irtibat ağlarını kabul eder. İlimlerin tasnifinin hayata bakan yönüyle alakalı konuşalım.

Doç. Dr. Hacı Ali Bozkurt: Sevgili Metin kardeşim, evvela şu hususu belirtmek zorundayım. Başlattığınız fikri hamlenin bir tarafı farz-ı ayn, diğer tarafı farz-ı kifaye hükmündedir. Farz-ı ayn olan tarafı, işlediğiniz mevzuların “sizin” değil, tüm “ümmetin” meseleleri oluşundandır. Ümmetin dirilişinin alt yapısını ilimlerin tasnifi meselesi vücuda getirecektir. Bu kadar hayati bir konu nasıl es geçilebilir? Bu açıdan bu meselelerle uğraşmak bir bakıma farz-ı ayn hükmündedir. Diğer tarafa gelelim. Neden farz-ı kifaye? Ümmet çok ağır imtihanlardan geçmektedir. Fikir sakinliği ve sevecen zemini ister. Fikrin tatbikatı şu şartlarda mümkün görünmemekte. Bu bakımdan mevzularınızın diğer tarafı farz-ı kifaye hükmündedir. İki durumdada size düşen manevi mükafat muazzamdır. Hem “Farz-ayn” olan mevzulara işaret ediyor, ve dikkatleri buraya çekmek istiyorsunuz, hem de “farz-ı kifaye” den dolayı diğer müslümanların üzerinden mesuliyeti kaldırıyorsunuz. İki haldede payınıza düşen şeref büyüktür. Bu bakımdan mevzuya geçmeden evvel Terkip ve İnşâ dergisi ailesini kutluyor, işlerinizde muvaffakiyetler diliyorum.

Okumaya devam et