Kategori arşivi: ÇOCUK VE HAYAT

ÇOCUK EDEBİYATI ÇALIŞMALARIMIZ HAKKINDA

15965829_852608774880640_3569280440413953309_n

METİN ACIPAYAM -KahramanMaraş-

2017’nin sonuna kadar METİN ACIPAYAM‘ın ÇOCUK EDEBİYATI ÇALIŞMALARI YAYIMLANACAKTIR… Toplam 16 serilik kitap çalışmamız olduğunu okuyucularımızla paylaşmak istedik.

SAYFA YÖNETİMİ 

 

 

Reklamlar

ÇOCUK EDEBİYATI ROMAN ÇALIŞMASI -15-

Eğer o sabah siz de oradan geçiyor olsaydınız, anayolda bulunan otoparkın en ıssız köşesine park edilmiş olan siyah renkli arabayı görürdünüz. Tuhaf bir görünüşü vardı çünkü. Gece boyunca yağan çiy yüzünden rengi epeyce koyulaşmıştı ve pusuya yatmış bir avcı gibi olacakları sessizce bekliyordu sanki. Şöyle bir bakıldığında otoparktaki otuz kadar aracın içinde en bakımsızı belki de oydu. Tamponlarındaki eğrilikler, boyasındaki çizikler, farlarındaki toz toprak da cabası…

Gün doğumuna yakın bir saatte getirmişlerdi onu oraya… Serdar, bu otomobili tevafuken görmüş, nasıl olduysa dikkatini çekmişti!

Okumaya devam et

ÇOCUK EDEBİYATI ROMAN ÇALIŞMASI -14-

Sonunda beklenen felaket geldi.

Zekâlarını ‘yapay zeka’ gücüyle geliştirmek isteyen Tekirdağ sakinleri, sonunda beyin hücrelerini yaktılar. Sahte bilgiler ve yapay zekâyla doldurdukları beyin kısa devre yaptı. Sokaklarda donuk gözlerle kendi adlarını bile unutmuş olarak başıboş dolaşıp durmaya devam ettiler.

Kendi isimlerini unutanlar mı dersiniz!

Yoksa henüz yaşını hesap edemeyenleri mi?

Çoğu okumayı bile unutmuştu. Kimileri konuşmaktan bile acizdi artık. Serdar bu manzara karşısında meşhur atasözümüzü mırıldanıyordu: ‘Kılavuzu ateşperest olanın, burnu b.ktan çıkmazmış.’ Sadece ‘burun’ mu diyesi geldi… Bataklığa saplanan koskoca yılları içine alan hayatlardı…

Ne olacaktı? Nasıl bu işin içinden çıkılacaktı?

-Artık bu işe bir son vermek gerek, diye bağırdı doktor, belediye konseyinin toplantılarının birinde. Bu çılgınlık daha fazla devam etmemeli!. Böyle giderse yakında Tekirdağ, belleğini kaybedenlerin şehri olarak anılacaktır. Hastanede hiç yer kalmadı. Bu insanların beyinleri tamamen silindi. Tıpkı çocuklar gibi her şeyi öğrenmeye sıfırdan başlıyorlar. Hep bir şeyin onlara teker teker öğretilmesi gerekiyor. Üstelik bazılarının öğrenme yeteneğine hâlâ sahip olup olmadıklarından emin bile değilim.

Doktorun bu sözlerine bazı belediye yetkilileri homurdanarak baktılar. Kazanç umuduyla insanlar çılgınca icatlar peşinde koşmaya devam ediyorlardı. Taş parçası tuğlalar altın külçesine döndürülüyor, güneş batmadan bazı safdirik insanlara satılıp haksız paralar kazanılıyordu.

Şimdi bütün bunlardan gerçekten vazgeçmek mi gerekiyordu?

***

Gitgide kötü haberler gelmeye başlamıştı. Eczacı Bilal’in elemanının kulaklarından kan akar biçimde yere yığılmış cesedi bulunmuştu. Marketçinin ölümü ise daha feciydi, beyin taşkınlığından ölmüş, öldüğü sırada yanında bulunan yaşlı kadınlar, saçlarının ölüm anında alev aldığını iddia etmişlerdi.

‘Beyni tutuştu, diye anlatıyordu Hamide Teyze, söylüyorum size burun deliklerinden dumanlar çıktı.’

***

Türlü ölüm haberleri, fena şeyler…

Ateşperest varlıklar gitgide tüm şehri ele geçiriyorlardı.

ÇOCUK EDEBİYATI ROMAN ÇALIŞMASI -13-

Serdar ve ailesi mecburen şehirden gidemeyerek Tekirdağ’da kaldılar. Şehrin git gide her köşesinde zeki insanlar çoğalmakta idi. Bu endişe verici hadiselerin çıkmasına sebep olacaktı.

Günlerden Cuma idi…

Serdar’ın aniden aklına Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesine gitmek geldi. Sır olup ortalıkta pek görünmeyen Sırrı amcanın tanıdığı bir öğretim görevlisi vardı orada. Ona gidecek ve bazı sırları paylaşacaktı.

Cuma namazı öncesi evden çıktı ve evlerinin yakınlarında olan camide namazını kılarak üniversiteye doğru yol aldı, Üniversite otobüsündeki yolcular şehirdeki ‘olağanüstü’ hadiseleri konuşmakla meşguldüler. Serdar sıkıldı ve arabadan inerek biraz yürümek istedi. O an da bir ateşperest sol tarafından yaklaşarak ‘Yakında büyük bir savaş çıkacak’ diyordu. Önce bu şehirde, sonra ülkede ve daha sonra tüm dünyada…

 ‘Zaten savaşlar bitmiyor’ dedi Serdar.

Okumaya devam et

ÇOCUK EDEBİYATI ROMAN ÇALIŞMASI -12-

Tuhaf bir hava hâkimdi o gün. Her ne kadar bazıları hâlâ güneşin mucizesine inanmıyormuş gibi görünseler de, büyük çoğunluk bu durumdan yararlanmanın bir yolunu bulmaya çalışmaktaydı.

Serdar markette müşterilerden biriyle tezgâhtar arasında tuhaf bir konuşmaya tanık oldu.

‘Zeki olmak fırsatı burnumuzun dibindeyken böyle aptal kalmakta ısrar etmenin ne faydası var? diye homurdanıyordu tezgâhtar. Ailemin beni üniversiteye gönderecek parası yoktu. Görüyorum ki o zaman okumuş olanlar şimdi ceplerini dolduruyorlar. Bu mavi güneş biz yoksullar için büyük bir lütuf. Bize yeni bir şans veriyor, adeta adaleti sağlıyor. Söylesene Emine Teyze, siz de ev işleri yapmak yerine füzeler imal etmek istemez miydiniz?

Okumaya devam et

ÇOCUK EDEBİYATI ROMAN ÇALIŞMASI -11-

İlerleyen günlerde ‘mucizeler’ giderek sıklaştı. Anormal bir şeyler oluyordu. Zehra’nın durumu tek bir örnek olmaktan çıkmıştı. Küçük yaşta çocuklar, pizza dağıtıcıları birdenbire değişim geçirerek bilgisayarların hızıyla yarışabilecek güçte, ürkütücü birer dehaya dönüşüyorlardı. Yetkililer beyin zarı humması varsayımını benimsemişlerdi, oysa Tekirdağ Devlet Hastanesinin öncü doktorlarının kendileri bile bu açıklamadan tam olarak tatmin olmuş değildi.

Okulda öğrenciler aralarında ‘Efsaneler’ dilden dile dolaşıyordu. Bazı erkek öğrenciler bu deneyimlerden denemek istediklerini itiraf ediyorlardı.

-Bir çeşit güneş çarpması diyorlar, diye mırıldanıyorlardı. Arka beyine küçük bir darbe ve anında birçok matematikçiden ve mühendislerden daha zeki hale geliyormuşsun.

-Sınavları geçmek için harika bir çözüm gibi görünüyor, diye destekledi arkadaşları. Sınıfa gelmeden önce on dakika güneşlensen, hiçbir şey öğrenmene gerek bile kalmadan bütün sorulara cevap verilebilir hale geliyormuşsun.

Her şeyden çok da öğretmenlerini kendi alanlarında alt etme fikri öğrencileri heyecanlandırıyorlardı. ‘Kendiliğinden zekileşme salgını’ bu şekilde yayıldı. Pek çok öğrenci öğretmenlerini alt edebilme zevkini tadabilmek için güneş ışığına çıkma alışkanlığı kazandı. Beyinleri kaynayarak sınıflarına dönüyorlar ve matematik, fizik ya da kimya öğretmenlerine meydan okuyarak, bütün hesaplamaları onlardan çabuk yapıyorlardı. Okul bahçesinde şimdiye kadar ellerine çizgi romandan başka kitap aldığı görülmemiş öğrencilerin, kütüphaneden ödünç aldıkları ileri matematik kitaplarını iştahla okudukları görülmekteydi.

Okumaya devam et

ÇOCUK EDEBİYATI ROMAN ÇALIŞMASI -10-

‘Onu meşgul etmeliyiz,’ diye düşünüyordu Serdar.

Çözülmesi mümkün olmayan sırlar vermeliyiz, ondan icat edilmesi mümkün olmayan bir şeyler istemeliyiz.

-Ne olabilir bu Serdar?

-Birçok şey…

-Mesela?

-Su ile çalışan araba! Ya da taşı altına çevirebilen bir madde…

Evet, çözüm bu olabilirdi. Bundan sonra birkaç dakika boyunca arkadaşının dikkatini yoğunlaştıracak bir şeyler bulabilmesi için binlerce kurnazlık düşündü.

-Artık hepimizden çok daha akıllı olduğuna göre kuşku yok, dedi gülerek. Peki o zaman musluk suyuyla çalışacak bir araba motoru icad edebilir misin?

Okumaya devam et

ÇOCUK EDEBİYATI ROMAN ÇALIŞMASI -9-

Perşembe gününden itibaren sis dağıldı ve her şey yeniden başladı.

Annesinin gözetiminden kaçan dört yaşında bir çocuk güneş ışınlarına maruz kalınca, Zehra’nınkine benzer belirtiler gösterdi. Babasının bilgisayarı bozulduğunda, kullanılmayan eski bir kredi kartının elektronik çipini kullanarak bilgisayarı tamir etti. Haber büyük bir heyecanla karşılandı. Kimileri doğruluğuna inanamadılar ancak Tekirdağ Devlet Hastahanesinin başhekimi, çocuğa bakmak için ailenin evine gitti. İl Emniyet Müdürü de ona eşlik etti.

-Karşı karşıya olduğumuz durum beyin zarı humması olabilir, diye mırıldandı doktor. İlk önce Zehra, sonra da Sevimin başına gelenler… Zihinde, birkaç saat içinde kendi kendini tüketen aşırı bir hareketlilik…

Tuhaf bir şey…

Okumaya devam et

ÇOCUK EDEBİYATI ROMAN ÇALIŞMASI -8-

Mavi güneşi çevreleyen sis üç gün boyunca devam etti. Sıcaklık yoğunluğunu koruduysa da hiç olmazsa kötü niyetli ışınlar artık yolda yürüyenlerin beynine yağmıyordu. Şehirde herkes, Zehra’nın başına gelen tuhaf olayı konuşuyordu. Genç kız, bir akşam birdenbire bin meşale ile aydınlatılmışçasına parlayıvermiş, hemen ertesi gün eski sıradanlığına geri dönmüştü.

Okulda Türkçe dersleri son derece gergin bir havada geçiyor ve zavallı Zehra artık öğretmen İsmet Kara’nın yüzüne bile bakmaya cesaret edemiyordu.

Okumaya devam et

ÇOCUK EDEBİYATI ROMAN ÇALIŞMASI -7-

Serdar dışarıya çıktığında bulutların arasından tuhaf bir şeyin parıldamakta olduğunu fark etti. Sanki birileri gökyüzüne bir ayna yapıştırmıştı.

-Hava çok güzeli diyorlardı birbirlerine çevre sakinleri. Sabahın bu erken saatinde güneşin böylesine parıldadığı ender görülür.

Yanılıyorlardı, çünkü parıldamakta olan güneş değildi.

‘Sanki tepemizde havaya asılı bir küre var,’ diye düşündü Serdar. ‘Gerçek güneşle aramıza sanki bir çeşit ışık topu girmiş.’

Olup biteni daha iyi inceleyebilmek için Zehra’nın güneş gözlüklerini ödünç aldı. Tuhaf bir hareketlilik fark eder gibi oldu. Sanki titrek ve ateş renkli bir şekil bulutların arasında bir delik açmaya çalışıyordu.

‘Bir girdaba benziyor,’ dedi içinden, bir ışık döngüsü için. ‘Sanki gözlerimi dikip beş saniyeden uzun süre bakarsam beni etkisi altına alacakmış gibi geliyor.’

Okumaya devam et