ŞAİR CELALETTİN KURT İLE ÇOCUK EDEBİYATI ÜZERİNE KONUŞMALAR -1-

ssss

ÇOCUK EDEBİYATI MÜLAKATLARIMIZ DEVAM EDİYOR

Mülakat: Metin Acıpayam


Metin Acıpayam: Anadolu’ya gelen Batılı seyyahlar şu sözü söylemişlerdir: “Müslüman çocuklar, Batıdaki prenslerden daha asildir”. Bu bilgiler ışığında “ideal (olması gereken) pedagoji” hakkında ne söylersiniz?

Celalettin Kurt: Işık her ne kadar ilim, bilim, yerleşik medeniyet açısından Batıdan doğuyor gibi görünse de manevî duyguların neşv-ü nemâ bulduğu coğrafya her zaman Doğu olmuştur. Her dâim mukaddes bir dînin öğretileriyle dem tutan Doğunun çocuğu, kitab-ı mukaddesten aldığı öğretilerle bahsettiğiniz asaleti her zaman muhafaza etmiştir. Ki Batı, Ortaçağ karanlığının karanlıkları içinde ilimden, bilimden, sanayiden hatta ahlâktan yoksun mezhep savaşlarında birbirlerini kırarlarken, bitirirlerken, Doğu ilimde, bilimde, ahlâkta, adalette tam bir aydınlığın içindeydi… Ne zaman Batı ihtilaflı, ayrılıkçı düşüncelerin kendilerini geriye, kalkınmamaya, cehalete götürdüğünü anladığında sanayi devrimiyle ortaya bir proje koydu ve bir plan, program doğrultusunda yaptığı devrimle kalkınmasını sağladı…

Bugün İslâm âlemi Batının yaklaşık beş asır önce düştüğü Ortaçağ karanlığının içine kendisi düştü… Bir zamanlar Batı âlemi mezhep savaşlarında birbirlerini kırıp geçirirlerken, aynı ahvâl bugün İslâm topraklarında dem tutmaya başladı… Bu kötü hâlden çıkışın çaresi elbette; İbn-i Haldun’un bahsettiği yerleşik medeniyet tasavvurunun hadari yapısına yaklaşmak, yerleşik medeniyetin normlarına ermektir. Doğunun asil doğan çocuklarına yerleşik medeniyetin gerçek normlarını öğretemezsek, hadari yapı içinde ilim, bilim, kültür, sanat dokularını üzerlerine bir gömlek olarak giydiremezsek, Doğu toplumu ve çocukları olarak hâlâ ihtilafın, geriye gidişin, ilerleyememenin çemberinde kalmamız mukadder olacaktır. Şu an ülkemiz başta olmak üzere, başta ülkemiz ve diğer İslâm ülkelerinde de ötelere, öteler ötesine adımlar atacak planlar, programlar, projeler yoktur. Bunlar olmadığı sürece nesillere ruh vermenin mümkünatı olmayacak, yarın ki Türkiye’yi, yarın ki İslâm coğrafyasını oluşturmamız çok zor olacaktır.

İslâm âlemi ve doğunun çocuklarına sunulacak en ideal pedagoji, plan, program, proje; geçmişle geleceğin buluştuğu bir köprü inşa etmek, çocuklarımızı o köprüde buluşturmaktır. Aklın ve bilginin her zaman önde geldiği, akılla gönlün her zaman bir arada dem tuttuğu bir anlayış çocuklarımıza sunulacak en doğru yol olmalıdır. Ne tam bir gelenekçi düşünce ne de tamamen pozitivist anlayış çare değildir. Hadari (modern) yapıyı oluşturmak; İslâm’ın özünde neşv-ü nemâ bulan sevgi, barış, hoşgörü, dostluk, kardeşlik duygularıyla istişareli, atılımcı, aksiyoner düşüncelerle yarınlara köprüler kurmaktır. Mistik, atalet dolu düşüncelerden uzakta çocuklarımızı güven ve sorumluluk dairesinde yetiştirdiğimizde ülkemiz çok kısa zamanda üstündeki kara bulutları dağıtacak, diğer doğu toplumlarına da örnek olacaktır.

Metin Acıpayam: Osmanlı’yı kuran kitap olarak bilinen meşhur Garipname’de, Âşık Paşa on dosttan bahseder. Bu “on dost” cemiyetin hayatını madden ve manen inşâ etmeye memur olan rehberlerdir. Bunlar sırasıyla; Allah-u Teâlâ, Peygamberimiz (s.a.v), dört mezhep imamı, veliler, âlimler, mürşidi kâmil, arkadaş, anne baba, usta ve devlet başkanıdır. Konuyu fazla dağıtmadan mevzumuza gelelim. Çocuklarımızın zihni ve ruhi dünyaları şekillenirken anne babanın tesiri ne ölçüdedir?

Celalettin Kurt: Âşık Paşa Garip Name’sinde beyitler hâlinde topluma ve insanlığa sunulan özdeyişler her ne kadar İslâm toplumları için söylenmiş görünse de evrenseldir de ayrıca… Fakat Âşık Paşa Garip Name’sinde mesajlar, ağırlıklı olarak İslâm toplumları üstünedir. “Kanaat, doğruluk, sadakat, marifet, hakikat, şeriat, irfan, ibadet, fazilet” gibi beyitlerde işlenilen konuların büyük bir kısmı Anadolu’dan çıkıp cihan şümullüye da erişir.

Sorduğunuz soruda anne ve babanın eğitim konusunda etkilerine gelince; öncelikle ebeveynlerin çocuklarının zihnî ve ruhî dünyalarına girebilmeleri, etki edebilmeleri için kendilerinin önceden bir etkide kalmaları gerekir. Zihin ve ruh dünyalarına iyi bir beslenme kaynağı bulamayan ebeveynler evlâd-ı ayallarına boş bir idrâkle ne sunabilirler ki!… Kendilerine geçmişin imbiğinden süzülen değerleri ruhlarına, zihinlerine indiren ebeveynler, çocuklarına yüreklerinden bu değerleri ancak şırınga edebilirler. Her ne kadar genel bir söz olsa da: “âlimden zâlim doğar, zâlimden âlim doğar” diye ama bu hâller çok istisna hallerdir. İdrâkleri ilim, irfan, ümranla dolu ebeveynlerin evlâd-ı ayallarına sunacakları şeyler, mutlaka bu minval üstüne olacaktır.

Eğitim dünyamızın çocuklarımıza ilk mektebi aslında anne ve baba idrakleridir. Nesillerin ilk ve kalıcı olan dersleri evlerinde aldıkları gerek nazarî, gerekse davranış biçimindeki derslerdir. Nesiller ilk olarak ailede aldıkları bilgiler ve davranış biçimleriyle okullara giderler. Ebeveynlerin verdikleri ilk dersler her zaman okul hayatına bir ön hazırlıktır. Bu ön hazırlığı evlerinde sağlayan ebeveynler hem çocuklarını ruh ve zihin olarak yarınlara iyi hazırlamış olurlar hem de bu çabaları okul hayatında öğretmenlere çok büyük bir kolaylık olur. Yani zihni dolu, davranışı düzgün bir öğrenciyi eğitmede öğretmen zorluk çekmez… Bu yüzden nesillerin ruhuna inmek, nesiller ruhunu oluşturmak, buradan yarın ki Türkiye’yi inşa etmek elbette ki anne ve babayla başlar. Misâlen benim annem bana; “pisin yanında gezersen pis, misin yanında gezersen mis kokarsın” derdi… Mizan belli; terâzinin bir yanında mis koku, diğer kefesinde pis koku!… İyi bir aile uyumunda çocuk, misler gibi kokmaya başlar, yarınları da misler gibi kokutmayı başarır.

Metin Acıpayam: Âşık Paşa’dan devam edelim. Garipname isimli eserde, medreseye başlayan çocuk için şu ifade kullanılır: “Hocanın canından çıkmış evlat”. Bu tabirden hareket edecek olursak mevcut eğitim anlayışını tümden tasfiye gerekmez mi? Canından evlat çıkartamayan hocanın ufku ne kadar olabilir? Yahut hocasını canına ve malına minnet saymayan öğrenciden ne beklenebilir? Bu mesele doğrudan doğruya ideal insan inşâsından başka şey değildir. Bu insanların inşâsı mevcut eğitim anlayışıyla mümkün müdür? Cevabınız menfi manada olursa, teklif ve görüşleriniz nelerdir?

Celalettin Kurt: Kadim tarihin hakikatlerine baktığımızda, “canından çıkmış evlatlar” görmek mümkün, bu eğitim anlayışı bir dönemin en büyük şiarlarındandır. Hanların, Hakanların, Padişahların, Sultanların arkalarında oluşan dirayetli güç, elbette ki o evlâtlara can veren hakiki hocalar olmuşlardır. Tarihimizden tek bir misâl verecek olsak bile, bu kaideye sağlam bir dayanak olacaktır. Fatih Sultan Mehmet Han gibi bir sultanın sağında, solunda oluşan akıl, fikir, tefekkür, düşünce, eğitim harmanları yani Ak Şemsettinler, Molla Fenariler çağın sultanına açtıkları ufuk bu kaidenin tam da kendileridir.

Ülkemizde millî eğitim sistemimizde her gelen parti, hatta aynı partiden dahi olsa şahısların anlayışlarıyla değişen ve temcit pilavına dönen millî eğitim sistemimizin elbette köklü bir reforma ihtiyacı vardır. Ancak bu değişim, İslâm’ın ve töre medeniyetimizin emrettiği, uygun gördüğü istişare, meşveret ekseninde gelişmelidir. Uzun teatiler sonucunda eğitim sisteminin en iyisi, en güzeli, en doğrusu bulunmalı; ülkemizin sosyolojik, pedagojik hatta psikolojik yönleri hesaba katılarak ince düşüncelerle, sosyo ekonomik şartlar göz önünde bulundurularak hazırlanmalı ve çok uzun seneler değiştirilmemelidir. Değişen her sistem hem manen hem madden ülkemize, ülke ebeveynlerine, öğrencilere çok büyük arazlar ve külfetler getirmektedir.

Şimdiye kadar kendi ruh yapımıza uygun olmayan, geçmiş ve gelecekle kucaklaşamayan bir eğitim sistemiyle idare edilip duruyoruz… Geçmişin getirdiği değerler örgüsüyle, ilmin, bilimin, sanatın, edebiyatın pozitivist düşüncelerin kaynaştığı bir eğitim ve öğretim sistemi öğrencilerimizi idealist kılacak, ülkemizde bu eğitim ve öğretim sistemiyle kalkınmış ve gelişmiş olacaktır. Geçmişin “eti senin kemiği benim” anlayışı eğitimde ne kadar yanlışsa son yıllarda öğrencilere kılık kıyafetten her türlü serbestliğe sebebiyet veren eğitim sistemi de bir o kadar yanlıştır. Öğrenci gelenek ve geleceğin köprüsünde buluşup, geleneğin ahlâk ve terbiye metoduyla yetiştirilmeli, ilmin, bilimin, edebiyatın, güzel sanatların bütün dallarıyla da boyutlanmalıdır. Bunu sağladığımızda “Hocanın canından çıkan” evlâtları bulacak, o evlâtlar da hocalarına verilen emekten dolayı minnet, saygı, hürmet duyacaklardır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s