ÇOCUK EDEBİYATI ROMAN ÇALIŞMASI -13-

Serdar ve ailesi mecburen şehirden gidemeyerek Tekirdağ’da kaldılar. Şehrin git gide her köşesinde zeki insanlar çoğalmakta idi. Bu endişe verici hadiselerin çıkmasına sebep olacaktı.

Günlerden Cuma idi…

Serdar’ın aniden aklına Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesine gitmek geldi. Sır olup ortalıkta pek görünmeyen Sırrı amcanın tanıdığı bir öğretim görevlisi vardı orada. Ona gidecek ve bazı sırları paylaşacaktı.

Cuma namazı öncesi evden çıktı ve evlerinin yakınlarında olan camide namazını kılarak üniversiteye doğru yol aldı, Üniversite otobüsündeki yolcular şehirdeki ‘olağanüstü’ hadiseleri konuşmakla meşguldüler. Serdar sıkıldı ve arabadan inerek biraz yürümek istedi. O an da bir ateşperest sol tarafından yaklaşarak ‘Yakında büyük bir savaş çıkacak’ diyordu. Önce bu şehirde, sonra ülkede ve daha sonra tüm dünyada…

 ‘Zaten savaşlar bitmiyor’ dedi Serdar.

‘Bu savaş başkalarına benzemeyecek’ dedi soyut varlık gülerek.

‘Elinizden geleni ardınıza koymayın, elbet sizi durduracak bir kuvvet çıkacaktır.’ dedi hüzünle Serdar.

***

Nihayet bu fizikötesi konuşmanın ardından Serdar, kampüse gelmişti. Gelmesine geldi ama! Bir de ne görsün? Kampüste ortalık karışmıştı. Üniversite yakınlarında olan yemek firmasının personelleri kampüste olay çıkarmışlardı, 35 kişilik bir grup rektörlük binasının önünde ‘Rektör olmak istiyoruz.’ diye avaz avaz bağırıyorlardı.

Serdar olanlar karşısında çok şaşırmıştı. Yemek firması personelleri sadece on beş dakika güneşlenmekle beyinlerinin inanılmaz derecede geliştiklerini görmüştü.

-Biri diğerine ‘biz bu dehalarda görülen zekâmızla üniversite rektörü olabiliriz, diye bağırmıştı. Öyleyse niçin burada kalalım, yürüyün rektörlük önüne, hakkımız olan rektörlüğü alalım.’

***

Gitgide işler birbirine karışıyor, ne fırında ekmek yapan fırıncı, ne de şehri temizleyen çöpçü kalıyordu. Herkes zeki ve dâhi olmak için güneşin altına koşuyordu. Bu gidişle hayat yaşanılmaz hale gelecekti, üniversite derslere ara vermiş, tüm okullarda kavga başlamıştı.

Köylerde çiftçilikle uğraşanlar buğday ve ekin üretimini durdurmuş, traktör projelerine başlamışlardı.

Serdarların evine yakın Eczacı Bilal’in çırağı Hasan yüzyılın icadını buldu. Gizemli bir sıvının yardımıyla sıradan bir metal saf altına dönüşüyordu. Bu gidişle altın rezervi çoğalacak, o kıymetli altın külçeleri sıradan bir demir parçasına dönüşecekti.

 Güneş batınca herşey eski haline dönüyor, güneş doğduğunda ortalık zekâ kumkuması insanlardan geçilmiyordu! Ne olacaktı böyle? Serdar, endişeli şekilde düşünüyor, buna çözüm bulmanın yollarını arıyordu…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s