ŞAİR MEHMET MORTAŞ İLE ‘ŞİİRDE DUYGUSAL BİLİNÇ’ BAŞLIKLI MÜLAKAT

mehmet-mortas

ŞAİR MEHMET MORTAŞ İLE ‘ŞİİRDE DUYGUSAL BİLİNÇ’ BAŞLIKLI MÜLAKAT

Mülakat: Metin ACIPAYAM


Metin Acıpayam: Şiir hakkında başlayalım Sayın Mehmet Mortaş! Girizgâh hükmünde başlayacak olursak ne söylemek istersiniz?

Mehmet Mortaş: Yüreğimizden damıtılmış kelimeler ile girelim şiir ülkesine, şiir kalbe yazılır diyerek, sözü ve hayatı kalbin titreşimlerinde yol aldırarak girelim kelimeler ülkesine.

Bilmek, anlamak, düşünmek, inanmak ve sevmek insanın yeryüzündeki en temel yönelimleridir. Bilmek bilimle, inanmak dinle, düşünmek felsefe ile duyumsamak ve duyguların içinde olmak sanatla ilgili özelliklerdir der Vefa Taşdelen Sanat Yazılarında.

Metin Acıpayam: Şairin duygu dünyası hakkında ne söylemek istersiniz?

golge-boyu-irmak20130624163052Mehmet Mortaş: Hayat içerisinde, yaşanmışlıklarda, yaşadıklarımızda düşündüklerimizde yani hayatı yönlendiren kimi zaman üzen kimi zamanda sevindiren duygularımız vardır. Duygularımız içimizden dışarıya doğru yansıtır kendisini, dışarıdan içeriye etkilenir ve bu etkileşimlerden dolayı farklı duygusal boyutlar her kişinin içinde özel odalarında gezinip dururlar. Duygularımızı kendi içimize hapsetme lüksümüz yoktur, kendimizi ifade edebilmek kendimizi anlamlı kılabilmek için kelimelere, renklere, seslere başvururuz. Ve sosyal dünyaya kendimize özgü has kendimizden olan bir eser var etme isteğiyle çıkarız. Bu çıkışımız acıların ülkesinden geçer duygular yazın kucağında soğuk iklimlerin duşunu alırken, hüzünlerin ülkesinde uzun bir yola çıkmaya hüküm giyer.

Kafka hayat boyu sırtında taşıdığı kendisinden ayrılmayan ve kendisinin bir parçası olan acıları tarif ederken; ‘En kötü şey, öldürmeyen acılardır / Hayat boyu sırtınızda taşıdığınız acılardır.’ der

Metin Acıpayam: Duygular ruhuzuma izler bırakır aslında…

ekran-alintisi

Mehmet Mortaş: Evet Metin bey, duygular ruhumuza izler bırakır, acıların, sevinçlerin, hüzünlerin haritalarını çizen duygular… Bazen kaybolduğunu düşündüğümüz, unuttuğumuz aklımızın bir köşesinden dahi geçirmediğimiz hatta içimizde yaralar bırakan ve bu yaraların kabuk bağlamasını unuttuğumuz duygularımız vardır. Basit bir kelime, ufak bir cümle, kısa bir sözcük kaybolduğunu zannettiğimiz, unuttuğumuz, hatta bize ait olduğunda tereddüt ettiğimiz ruhumuzda iz bırakan bu duygular, ufak bir dokunuşla kanar kanar nar gibi açılır, nar renginde kor olur tutuşur bizi alır götürür uçsuz bucaksız hüzünlere acılara. Yarası olmayan anlamaz çünkü onların yaraladıkları vardır der Atilla İlhan.

Metin Acıpayam: Duygu-İnsan-Şiir bu üçlü teslisi nasıl nişanlarsınız?

Mehmet Mortaş: Yeryüzünde duyguları bilinçlendirilmiş tek varlık insandır. Duyguları bilinçli olan insan tarih içerisinde medeniyetler kurmuş, tarihin akışına yön vermiştir ve kültürlerin doğmasına sebep olmuştur. Zaman içerisinde tarihe, medeniyete, kültüre büyük etkileri olan bu duygular insanın ruhuna haritasını çizmiş bu çizilen haritalar bozulmaya, kendi amacından çıkmaya başlamasıyla yavaş yavaş toplumsal yasaların önünde kaybolmuşlardır. Her çağın kendine ait duyguları düşünceleri olmuştur. Bundan sanat kültür edebiyatta nasibini almıştır. Bu nedenle Ne zaman ki Divan şiirini yaşatan yaşama biçimi ortadan kalktı o zaman Divan Edebiyatının tıkanıklığından söz eder olduk. Der ismet özel şiir okuma kılavuzunda. Yeni çağın yaşam biçimimizi, dünyaya bakış açımızı değiştirmesi sanat edebiyattaki duyguların ve düşüncelerin değişmesine de sebep olmuştur. Bu değişim hayatın her alanına yansıdığı gibi kelimelerimize, kültürümüze medeniyetimize yansımıştır. Şiirde bundan etkilenmiş bu etkilenme sebebiyle çağın insanı acının, utancın, hıncın ve hüznün şiirini yazmaya başlamış ve adeta ruhlarına acının, utancın, hıncın ve hüznün şiirini çizmiştir.

golge-boyu-irmak20130624163052Metin Acıpayam: İnsan külli fikre ulaşmak ister. Bütün fikrin hasretiyle kavrulan şair hakkında neler söylersiniz?

Mehmet Mortaş İnsanoğlu sosyal bir varlıktır, sosyal varlık olması nedeniyle kendini bütüne ait olma hissinden, düşüncesinden kaçamamıştır. Bütüne ait olma hissi insanoğlunu toplum içinde kendine bir yer edinmek, kendini toplumun bir parçası olarak görmektir. İsmet Özel bunu hasret giderme duygusu olarak tanımlar. Hasret giderme duygusu yani bütüne dahil olmak istemesi insanoğlunun yani toplum içinde kendine yer edineceği yada bu toplumda bende varım beni fark edin sancısını öne sürmesi yine büyük şair düşünür İsmet Özelin söylediği gibi “bütüne olan hasretini kamçılamasıdır” Hasretin kamçısı İnsanı şiire yönlendirir, insan kendi önemini öne sürer, benliğini, düşüncelerini, hal, hareket tavırlarını bütüne kabul ettirmeğe çalışır. Şiirin soyut ülkesindeki bahçelerde gezinir, kelimelerden diktiği ağacın meyvelerini topluma sunar ve hasretlik duygusunu gidermeye çalışır. Hasretlik duygusu bir nehrin akması gibi akar insanın içinde. Ve bu hasretlik duygusu bazen o kadar şiddetlidir ki insanoğlu kışın bağrında saklı duran baharı bir kar tanesinin üzerine koyar. Bazense yazın kucağında ağır kış şartları yaşatır. İnsan varlık sancısı çeker ve bu sancı kendini rahatsız eder. sorgulamaya başlar karanlığı aniden aydınlatan şimşeğin parıltısında ya da gece karanlığında uzaklarda bir yıldızın göz kırpmasında. Sorgulamak insanın iç dünyasına uçsuz bucaksız yolculuğa çıkmak ve bu cesareti gösterebilmektir. Şiir insanın varlığını sorgulamaz sadece bir şimşek gibi görünür kaybolur. Bu nedenle şiir uzakta gibi görünen kendiliğine yaklaşmaktır bütüne varmak için. Ya da kendilik bilgisine ulaşmanın kıvılcımıdır.

15871890_850539705087547_6836145639980663136_nMetin Acıpayam: Henüz akıl inşâını tamamlamayarak aklı satıhta kalan ve bu sebepten saf aklın pençesinde kıvranan şairin ıstırabını kritik eder misiniz?

Mehmet Mortaş Engin bir denizin kıyısız olması gibi bizim içimizde kıyısız. Sahili yok duygularımızın, bizleri aklımızın anlayamayacağı anlatamayacağı yerlere düşüncelere sevk eder. Kimi zaman durgun bir deniz gibidir içimizdeki duygular, sessizce ilerler bilinmeyen ülkelere. Kimi zamanda hırçın ve dalgalı bir okyanus gibidir kontrol edilemez fırtınalar alt üst eder yıkıp geçer insanın iç dünyamızı duygular. Tabi ki sadece duygular insanı tanımlamada şiiri varlık dünyasında tek başına görünmesini sağlamaz sağlayamaz. Bu nedenle şiirin duygusal bilinç kazanması, insanın yeryüzünde bende varım diyebilmesi için hayatın içinde olması akılla mümkündür. Akıl tarih boyunca, insanın yeryüzü serüveninde, olayları, olguları kavrayabilme anlam verebilmede tek başına hiçbir zaman yeterli olmamıştır. Zamanın kültürel, yıkımsal, ontolojik olguları karşısında kendine roller edinmiş yönlendirilebilmesi, kandırılabilmesi kolay olmuştur. Aklın babacan tavrı ile tiksinti vermesi, insanoğluna büyük yıkımlar yaşatmıştır. Bu nedenle akıl tek başına bırakılırsa sosyolojik, psikolojik travmalar hayatın içinde kuzey rüzgârının yüzümüzü çalgına döndürmesi gibi etkili, yönünü bulamayan sonbahar yaprakları gibi savurur durur varlık denizinin içinde. Batının aklı öne çıkarması son birkaç yüzyıl büyük yıkımlara neden olmuş, çift kutuplu insanoğlunun yeryüzü sancısını dünyevi çıkarlara dönüştürmesine, dünyevi çıkarlar ile hayatına yön veren insanoğlu psikolojik ve sosyolojik buhranlar yaşamasına neden olmuştur. Aklın birkaç yüzyıldan bu yana egemenlik kurmasının kendi gücünü ve varlığını modernizme dayandırması ve en göze çarpan yönü psikolojik emperyalizm olmuş ve bu süreç halen devam etmektedir. Yüzyıllık travmalar yaşadık yaşıyoruz, yaşadığımız çağda akıl rüzgârda unutulan mum, dünyayı algılaması, bakış açısı kırık bir ayna. Kendi içine dönemeyen, kendi ülkesine yabancılaşmış hatta kendine yabancılaşmış, kendi kendiyle mücadele eden insanlar haline getiren akıl. Akıl bir fanusun içine konulmuş, fanusun çatlaklarından nefes almaya çalışan

Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in şiirindeki gibi

Öz yurdunda garipsin.

Öz vatanında parya

Geri kalmış veya bırakılmış ülkelerde yaşayan insanlar olarak görülen bizler, gölgeleri gerçek zannetmişiz ve akıl bizlere hep gölge oyunu oynamış, akılla kurulan şehirler, sokaklar, evler bizlere gölgelerle meşgul olmanın yollarını öğretmiştir. Bizler kirli ellerin ruhumuza dokunmamasını istedik hatta önlemler almaya çalıştık.

Lübnan asıllı ressam, şair ve filozof Halil Cibran bunu şiirinde şöyle anlatır

Kirli eller ruhuma dokunmasın diye

Dikenli tellerle çevirdim yüreğimi

-Halil Cibran-

Akıl ve ruh ilişkisi bozulan insan veya aklın ruhsal melekeleri aforoz etmesi, ruhsal melekelerin aklı esir etmesi her devirde yaşanmış, çeşitli tezahürleri ile ortaya çıkmıştır. Günümüz dünyasında ise akıl insanı hep seküler bir dünya görüşü ile anlamaya çalışmıştır hatta akıl buna öncülük etmiş insanı tanımlamaya çalışmıştır. Aklın tek boyutlu insan tasviri tek düzeliğe, sıradanlığa, insanın kendini tanımlayamamasına açıklayamamasına, anlatamamasına neden olmuştur bu sancılı durumu

Üstad Cemil Meriç şöyle açıklar

İnsan kendi varlığını

hergün biraz daha az kusursuz

bir heykele benzetmek için

boşuna gayret harcıyor

-Cemil Meriç-

Akıl tek başına hayata haykıramaz söyleyeceklerini, söylemek istediklerini ne kadar anlatsa hep yarım kalacak, hep bir yerlerden darbe alacaktır. Hayatın saldırılarına karşı, metruk haline karşı, çaresizliğine karşı aklın tamir edilmesi, saldırıya uğramış bölgelerini korumaya alınması, maddeciliğin boğucu dünyevileştirici tavırlarına karşı tamir edilmesi gerekmektedir.

Novalisin dediği gibi

“Şiir aklın açtığı yaraları tamir eder”

İnsanoğlunun kendi içine doğru yürümesi gerekmekte hatta bir zorunluluktur. Tabi ki bu yolculuğa şair sessizliğin en kuytu yerlerinde bilinçlenmemiş, hayata karşı henüz bir şey söylememiş veya söylemek istediklerini cesaret alarak söyleyememiş kelimelerini heybesine koymalıdır. Aslında insan için en zor yolculuk kendi içine yolculuktur.

Metin Acıpayam: Şairin şuurlu duygu edinebilmesi ne ile mümkündür?

Mehmet Mortaş Şairin bilinçli duygular edinebilmesi hayata karşı işte bende varım ve varlık dünyasında benimde bir yerim olsun diyebilmesi için kelimelerden yaptığı kayık ile yola çıkmak zorundadır. Aklın yalnız başına bırakılmaması, kuru bir maddeciliğe aklı bırakmamak, dünya ya bağlı bırakmamak için iç dünyamıza yolculuk şart. Aslında şairler daha iyi bilir ki en zor çetrefilli, uçurumlarla dolu, tehlikelerin olduğu yer insanın kendi içine yolculuğudur. Kendi içinde yürüyebilenler aslında ruhlarının ıssız cümle dağlarından şiir koparabilenlerdir. Kendi içine yürümek, kendi içinde yol almak yani ateşten denizde kelimeden kayık ile gitmek sırlar alemine yani kendi içine. Kuzey rüzgârı sert rüzgârı ile dalgalandıkça dalgalanır, hırçınlaşır, cevvalleşir içimizde. Meltem rüzgârı hafif esintisiyle garip bir hüzün bırakır içimizdeki kıyısız sahillere. Kendi içimize yolculuk ateşten denizde duygu fırtınaları yaşamak, kelimeden kayığımızın alabora olması. Şiir şair duygular ve akıl bir bütün oluşturur varlık âleminde kendine bir yer bulur sesini duyurur tarihin toz konmamış yaprakları üzerinden çağın keşmekeşliğine karşı. Şairin duyguları ile çağa tanıklık eder ve kendi iç dünyasından seslenir, dış dünyanın bozulmuşluğuna karşı. Şair canlıda yaşayan ölüm duygusunu gösterir hatırlatır fakat yol göstermez.

Kendi içimize yolculuk ateşten denizin soyut adalarında sahile vurur hayatın imgeleri.

Şeyh Galibin Hüsnü aşkta belirttiği gibi

‘ateşten denizleri mumdan kayıklarla geçmek’

Çağın insanının aslında kendi içine yolculuğu bilmemekte daha doğrususu kendi içine yolculuğu bilinçli duyguları edinebilme melekelerini kaybetmiş durumdadır. Modernizm yaklaşık iki yüzyıldan bu yana zihinlerimizi köleleştirdiği gibi duygularımızı da esir aldı köleleştirdi. Kendi içimize duygularımıza acılarımıza dönmekte zorluk çekiyoruz. Her an modernizm duygusal bombardımana tabi tutmaktadır bizleri. Sanal duygularla hayatımızı tanzim edilmekte, duygularımız yönlendirilmektedir. Şairin kendi içine kaçacak yeri yoktur daha güçlü ve bilinçlendirilmiş duygularla hayata söyleyecekleri için. Çağın insanın iç dünyası işgal edilmiş sanal duygularla yönlendirmelerle hayatın duygusal gerçeklikleri bozguna uğratılmıştır. Tek çıkar yol günümüzde şiire dönmektir. İsmet Özelin dediği gibi

“ şiir, sığınılan en güvenilir limandır”

Bu güvenilir limana ateşten denizde kelimelerden kayıklarımızla demir attığımızda duyguların dehşetengiz bilinmeyen dünyasıyla hemhal olmamız, aklın itici gücü olan duygularımızı bilinçlendirmemiz gerekmektedir. Şair kendi iç dünyasında yada yolculuğunda duygular eşelendikçe eşeler. Kelimeleri daha çok kanatır yüreğinde, daha çok acılara garkolur. Duygular kendi lisanı ile aslında bilinçlilik hali yaşamaktadır, yeter ki şair duyguların lisanını yakalayabilsin, yeter ki keşfetmek için kelimeden kayıkla ateşten denizi kendi içinde geçebilsin. Çünkü keşfedeceği tek dünya vardır oda kendisidir. Yürüyeceği tek dünyası vardır oda kendi içindeki dünyaya yürümesidir.

Cemil Meriç’in dediği gibi

Fethedilecek tek ülke var:

kendin.

Bakışlarını iç dünyaya çevir,

vehimlerinden soyun

-Cemil Meriç-

İç dünyaya çevirmek kendimizi, yolculuğa çıkmak vehimlerden, vesveselerden, atık halde ruhumuzun atlasının bir köşesini işgal eden duygulardan kurtulmak. Atık halde içimizde duran duygular bir şişenin içinde ateşten denize atılmış gibi. Atık halde bulunan kin ve nefretimizi doruk noktasına çıkaran elma kurdu gibi kımıldar içimizde duygular. Duyguların bilinçlenmesi, kelimelerin saf hale gelmesi, aynı zamanda bilginin darasının alınması kalp süzgecinden geçmesi ile mümkündür.

Sedat Umran Şiir, uyuyan kişinin uyandırılmasıdır. Bir şok etkisi ile çarpma ile. Şiir bize göremediğimiz ya da çocuklukta görüp de bilinçsizce tattığımız güzellikleri gösterir. Bizi çocukluğun o masal ülkesine birden götürür. Bizi bazı şeyler üzere bilinçli kılar. Olarak tanımlar.

Şeyh Galip ise buna söze can verme olarak tanımlar

Cahit Zarifoğlu şöyle der

“Sanırım şiirin evi kalbdir

ve kalble yazılmalıdır.

Şair kelimelerden kayığı ile çıktığı iç yolculuğunda duygudan rüzgârlar ruhun başkenti olan kalbe götürmeli ve kendini demlemelidir. Ve buna binaen şairin şiiri hamlıktan, sıradanlıktan, sancısını duyduğu yeryüzü garipliğinden kurtulmuş olur. Duygusal duruş, akli duruş şairin hayatına yansır ve sıradanlığın boyutlarında gezen insan toplulukları tarafından fark edilir ve toplumun önüne geçer. İnsana, hayatın hengâmelerine karşı bir duruştur bu Nuri Pakdilin dediği gibi “Klas Duruş” Ruh akıl ilişkisini dengede tutmak ve kalbi bir mihenk taşı gibi ortasına koymak ve dengelemek, bilinçlenmiş duyguların, bilinçlenmiş aklın ve bunun sonucunda da şairin bilinçlenmiş şiirleri ile hayata dair, haksızlıklara, zulümlere, yanlışlara boyuneğmemesi ve hatta sessizlerin sesi, karanlıkta kalan ve önünü göremeyenlere meşale olur, söylemlerinde yapmacıklık yoktur olsa dahi kalmamıştır.

İsmet özel şöyle söyler

“Üç sınıf insan gerçeği olduğu gibi söylerler…

Çocuklar, deliler ve şairler.”

Şiirin duygusal bilinçlenmesi akıl ruh ve kalp ilişkisinde insanın hayata bakış açısını, tabiata ve insana bakış açısını da değiştirir. Şair duygusal ve akli bilinç bakış açısı ile görünmeyenin arkasını kurcalar ve arkasındaki sırlara vakıf olmaya çalışır. Kendi fıtratı haline dönen duygular aslında bilinçlenmiş, en saf hale gelmiş altın gibi ışıl ışıl parlaması demektir. Modern çağın baskıcı, duyguları köleleştirici, hatta duyguları kontrol eden hegemonyasına karşı şair içindeki her türlü devinimlerine karşı bilinçlenmiş duygularını cümlelere çevirerek aklını, hayata karşı güçlenmiş, dimdik ayakta durarak yeryüzüne söyleyeceğini çekinmeden çağa tanıklığının haykırarak söyler.

Filistinli şair Nizar Kabbani Yasaklanmış şiirinde

Dostlarım

Başkaldırmıyorsa, neye yarar şiir?

Azgınları ve azgınlıkları yıkmıyorsa, neye yarar şiir?

Zamanı ve mekânı

Sarsmıyorsa, neye yarar şiir?

Satrapların başındaki tacı

Yere çalmıyorsa, neye yarar şiir?

İmge denizinde anlamsız görünen kaotik görünen normal insanın anlayamadığı, göremediği, heyulasına sığdıramadığı dünyayı şair şiire taşır. Şiirin içindeki kelimeler anlam dünyasının yoğunlaştırılmış, sıkıştırılmış pres haline getirilmiş sözcük tümceleridir. Şiirin insanların bilincinde ve duygusal dünyasında yeryüzünün kımıl kımıl olduğu gibi ve duyguların şiir ile bilinçlenmiş yoğunlaştırılmış halini de şiire okuyucuya yansır. Okuyucu ilk etapta şiirde duygusal bilinçlenmeyi anlayamaz kavrayamaz. Fakat imgelerle dolu şiir dünyasının künhüne varırsa duygusal patlamalar, önü alınamaz seller gibi taşar. Şiirde duygusal bilinçlenme çeşitli duygusal boyutlarda gerçekleşmiş olur. Kimi zaman sonbahar mevsimi anlayamadığımız tarif edemediğimiz hüzün ırmakları akıtır içimize. Kimi zamansa bahar mevsiminin diriliş muştusunu içimize taşırız. Ve anlatamadığımız kavrayamadığımız bu içe akan ırmakları şiir bir anda bize duygusal bilinç yaşatır ve mevsimlerin ötesine doğru yolculuğa başlarız.

Ve bütün acıların inadına yinede ateşten bir gül açtırır Behramoğlu şöyle der.

Açıldı içimde alevden bir gül

Bütün acıların inadına

-Ataol Behramoğlu-

Metin ACIPAYAM: Şairin şiiri akla ve kalbe nasıl tesir eder?

Mehmet Mortaş Şair, şiirini akli ve duygusal olarak yaklaştığı tabiatın şifrelerini çözmeye, şifreleri kelimelerin içine yerleştirerek ve sözcüklerin bir araya gelmesiyle anlam dünyasına taşır . Bazen şair dahi zorlanır sırların künhüne varamaz fakat imgelerin bıraktığı izlerin peşinde gider kapı aralamaya çalışır. Akli ve duygusal bilinç şairin şiirine öyle bir yerleşir ki, bir kelimeye sonsuzluğu sığdırabilir, bir anda duygusallığın en hazin trajedisini yaşatır insana, bir kelimesi ile insanı iç âleminin labirentli yollarında gezdirir durur. Çıkmaz sokaklara gittiğini hissettirir bazen, bazen hazan mevsiminin ölüm rengini getirir hayatın ortasına yerleştirir.

 

 

Muhammed İkbalin şu sözü o kadar manidar ki

Bir matematikçi başaramaz ama,

bir şair tek bir mısrasına

sonsuzluğu sığdırabilir.

-Muhammed İkbal-

Şair hayatın içinde kendini fark ettirendir. Şair şiiri ile çıkar ve söyleyeceklerini söylemek istediklerini kelimelerin içinden hayata sunar. Aslında akli ve duygusal bilince ulaşmış şiir çoğu zaman toplumun şiir girmemiş ruhundaki kılcal damara ulaşmaz ya da toplumun ruh hali ulaştırmaz kendi içine. Üst makamdan seslenir şair ve topluma vermek istediği yeni bir ruhtur. Alışkanlıklarına esir olan yavaş yavaş ölen toplumun zihinsel melekelerine sinyaller gönderir uyarılar yapar. Fakat şair fark edilir ve toplumun bünyesi bu sinyalleri reddeder algılamak istemez. Şair toplumda uyumsuz olarak görülür, hastalık kırıntılarını etrafa yaydığını zannedilir çünkü şair bilinçlenmiş duygusal ve akli şiiri ile varlık sahnesine çıkmıştır.

Dostoyevski çok güzel dile getirmiş derki

Farkındalık, hastalıktır.

Evet şair fark edilmiştir ve toplumun köhnemiş, taşlamış, geleneksel tabuculaştırıcı zihin dünyasına şiiri ile balyozlar indirmektedir, hedefi ıskalamayan kelimeden oklar göndermektedir. İnsanların ve toplumun ruhuna seslenmektedir mesele toplumun seviyesine inmek meselesi değildir, ya da toplumdan ve insandan soyutlanmak meselesi hiç değildir. Şair bütüne doğru ilerleyişinde hayatın içinde farkı fark ettirendir, insanların soyut dünyasında kendilerini meşgul eden ölü duygular haline gelen iç durgunluğu birden hareket geçirir, kabına sığdırmaz insanı sel olur kelime kelime taşar.

İsmet Özel şöyle söyler Şiir Okuma Kılavuzunda

Fakat şiir öğretir,

ama kanıtlamaz

gösterir ama sergilemez.

Şiir yarayı daha çok kanatır yaranın neden olduğunu, neden yara halini aldığını hangi aşamalardan gelerek kişinin yaralandığını hiçbir zaman düz bir metin olarak ayrıntısına girerek anlatmaz söylemez. Bu nedenle gülü anatomik olarak anlatmaz, eni boyu ile ilgili bilgi vermez ve zihnimizde gül resmi çizmez. Bu saydığım şeyler hatta şiirde duygusal bilinç kazandırmadığı gibi tamamen mekanik bir bakış açısına götürür. Şiir gülün büyüsünü anlatır bize gülü imge olarak kullanarak. Duygularımıza gülün büyüsünün bizde bıraktığı duygusal bilinçlenmeyi bırakır. Gülün büyüsü insanı yüreğinin götürdüğü yere kadar götürür ve yeri gelir yıkılır hayatın ortasına. Yıkılır fakat şiirde duygusal bilinç kazanmış şairi bu yıkılmalar pes ettiremez hatta yıkıldıkça şiir bir daha vurur acının kuytu köşelerinde.

Üstad Cahit Zarifoğlu şiirinde şöyle söyler

Hayır kalbim

Yorulmadım hayır hayır

Yıkıl daha

-Cahit Zarifoğlu-

İnsan sözcüklerin imkânsızlığında şiirde kendini bulur kelimelerde kendine bir yer edinir. Nefesi kesilir bir yelpazenin katmer katmer olması gibi üst üste kapanır üstüne yıllar. Araladıkça yelpazenin katlanmış basamaklarını yüreğinin orta yerinde akşam rüzgârının iç çekişlerinin sesini duyar, sonbahar mevsiminin sararmış bir yaprak üzerinde ölümünü görür. Kışın ağrında saklanan bahar mevsimine selam verir, uykusunu alır akşamın, gecenin üzerine bir yorgan gibi örter sessizliği. Sesin, suskunluğun resmini çizer ruhumuzun atlasına ve suskunluk gözlerimizden damla damla dökülür acının ortasında gülkurusunun üzerine. Ellerimizden kayıp giden günler, yaslanır rüzgârın kuzey esintilerine ve merhaba der yaprak şeklini almış vakit yeni uyanan gecenin rengine. Bir ağaçta, gülde, acıda, sevinçte canlanan kelimeler. Dokunamayız onlara, bazen bir bahar muştusundadır, bazen sonbaharda yavaş yavaş ölüme hazırlanan kurumuş yaprakta, bazen de uçmayı unutan kuşta görürüz. Var olanı yeniden keşfetmenin yollarını arar şair, uyuşmuş ruhların, göremeyen gözlerin göremediklerini göstermeye çalışır. Şair suyun üzerinde gezer akşam kızıllığının renginde ve gölgeler toplar ele avuca sığmayan, kimi zaman suskunluktur gölgeler, kimi zaman bir ağacın namahrem hüznünden kopup gelmiş gölgeler. Dünya gerçeğin gölgesidir elle tutulmaz gönülde yer edinilemez. Gönülde yer edinen gölgeler aldatmacadan, kendi kendini kandırmaktan başka bir şey değildir. Şiir kelimelerde bilinçlenir, kelimeler canlanır, Kelimeleri canlandıran duygulardır ki bu duygular gölgeyi işaret etmez sadece geçiciliğini güneşin doğması ile de karanlıkların dağılacağını imgelerle gösterir açıklama yapmaz. İşte duygusallığın şiirde bilinçlenmesi budur da diyebiliriz.

Cemil Mericin şöyle der

Kelimeler benim sudaki gölgem,

okşayamam onları, öpemem.

-Cemil Meriç-

 

Teşekkür ederiz Sayın Mortaş

Rica ederim…


15875204_850534815088036_6798334486008725728_o 15871890_850539705087547_6836145639980663136_n

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s