ÇOCUK EDEBİYATI ROMAN ÇALIŞMASI -11-

İlerleyen günlerde ‘mucizeler’ giderek sıklaştı. Anormal bir şeyler oluyordu. Zehra’nın durumu tek bir örnek olmaktan çıkmıştı. Küçük yaşta çocuklar, pizza dağıtıcıları birdenbire değişim geçirerek bilgisayarların hızıyla yarışabilecek güçte, ürkütücü birer dehaya dönüşüyorlardı. Yetkililer beyin zarı humması varsayımını benimsemişlerdi, oysa Tekirdağ Devlet Hastanesinin öncü doktorlarının kendileri bile bu açıklamadan tam olarak tatmin olmuş değildi.

Okulda öğrenciler aralarında ‘Efsaneler’ dilden dile dolaşıyordu. Bazı erkek öğrenciler bu deneyimlerden denemek istediklerini itiraf ediyorlardı.

-Bir çeşit güneş çarpması diyorlar, diye mırıldanıyorlardı. Arka beyine küçük bir darbe ve anında birçok matematikçiden ve mühendislerden daha zeki hale geliyormuşsun.

-Sınavları geçmek için harika bir çözüm gibi görünüyor, diye destekledi arkadaşları. Sınıfa gelmeden önce on dakika güneşlensen, hiçbir şey öğrenmene gerek bile kalmadan bütün sorulara cevap verilebilir hale geliyormuşsun.

Her şeyden çok da öğretmenlerini kendi alanlarında alt etme fikri öğrencileri heyecanlandırıyorlardı. ‘Kendiliğinden zekileşme salgını’ bu şekilde yayıldı. Pek çok öğrenci öğretmenlerini alt edebilme zevkini tadabilmek için güneş ışığına çıkma alışkanlığı kazandı. Beyinleri kaynayarak sınıflarına dönüyorlar ve matematik, fizik ya da kimya öğretmenlerine meydan okuyarak, bütün hesaplamaları onlardan çabuk yapıyorlardı. Okul bahçesinde şimdiye kadar ellerine çizgi romandan başka kitap aldığı görülmemiş öğrencilerin, kütüphaneden ödünç aldıkları ileri matematik kitaplarını iştahla okudukları görülmekteydi.

Bundan sonra, daha önce Zehra’da oluşan kendini beğenmişlik çocuklara hâkim oluyor ve bir saat boyunca sınıflardaki kara tahtaları denklemlerle doldurarak matematik öğretmeni Zeliha hocanın ağzını bir karış açık bırakıyorlardı.

-Hepiniz hilekârsınız, diye haykırmıştı bir gün. Gece olduğunda bütün bilgileriniz siliniyor ve ertesi gün yine güneşe çıkmadan önceki kadar aptal olarak uyanıyorsunuz. Sizinki sahte zekâdan başka bir şey değil aslında. Tıpkı bir otomobil yakıtı gibi, siz onu kullandıkça tükenip gidiyor.

-Ne önemi var sanki, dedi sınıfın en tembel öğrencisi olarak bilinen Hümeyra, kahkahayla gülerek. Nasıl olsa tükettiğimizi sonradan yeniden sağlayabiliyoruz.

Bunu söylerken parmağının ucuyla gökte beliren mavimsi ışığıyla parıldamakta olan güneşi işaret etti.

Öğretmen ve öğrencisi arasındaki bu söz düellosu bardağı taşıran son damla oldu ve bu şekilde aşağılanmaya daha fazla tahammül etmek istemeyen öğretmenler de, güneş banyosu yapmaya karar verdiler.

-Apaçık meşru müdafaa bu, dedi Zeliha Öğretmen. Bir avuç geri zekâlının güneşin ışınlarıyla beyinlerini uyuşturarak bize hava atmalarına daha fazla katlanacak değiliz! Biz de onlara karşılığını vereceğiz artık! Eğitim ordusunun şerefi buna bağlı.

O günden itibaren ‘Mavi Güneş’ gökyüzünde kendini gösterir göstermez, öğretmenlerin bahçeye koşmak için birbirleriyle yarıştıkları görüldü. Başı açık olmasından dolayı Zeliha öğretmen, doğal bir avantaja sahipti ve hepsinden çabuk bronzlaşıyordu. Ne yazık ki, kafalarında saç bulunan erkek meslektaşları güneş ışığından daha çok yararlanabilmek için başlarını tıraş etmekte hiç duraksamadılar.

-Çılgınlık bu, diyordu Serdar, çevresindekileri gördükçe. İşleri gitgide çığrından çıktığını göremiyor musunuz? Buna bir son vermemiz gerek.

Ama kimse onu dinlemiyordu. Derslerde sürekli korkunç düellolar oluyor, dâhiler karşılıklı olarak birbirlerine bilimsel denklemler ve teoriler savurarak çarpışıyorlardı. Kendilerini güneşten korumaya hâlâ devam etmekte olan Serdar, bütün bunların ne anlama geldiğini hiç anlayamıyorlardı. Zehra’ya gelince, kütüphanedeki o çılgın öğleden sonradan bu yana durulmuştu. Sanki hiçbir yolla etkisinden kurtulamadığı uyurgezerliğin tutsağı haline gelmişti.

-Acaba beyni hasar mı gördü diye merak ediyorum, demişti Serdar, bir kere Kübra’ya. Son zamanlardaki tavırlarına dikkat ettin mi hiç? Çok bezgin bir hâli var.

-Evet, diye kabul etti. Konuşurken sürekli kelimeleri arıyor. Geçen sabah benim adımı bile hatırlayamadı.

-İşte hepsinin sonu bu olacak, diye patladı Serdar, bahçede güneşlenmekte olan öğrenci ve öğretmenleri işaret ederek. Beyinlerimiz bu türden gerginlikleri taşıyabilecek şekilde yaratılmamış. Tıpkı açık bir mezarın üzerinde sürülen bir arabanın lastikleri gibi, sürekli hasar görüyor.

***

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s