ÇOCUK EDEBİYATI YAZILARI -1-

Ateşperest varlık sınıfa girdiği sırada matematik öğretmeni Zeliha Hanım, Serdar’dan başka kimsenin cevaplandıramayacağı bir soru sormuştu.

Genç adam ürpermemek için kendini zor tuttu. Ateşperestlerin gündelik hayatına bu şekilde girip çıkmasına uzun zamandan beridir alışmıştı alışmasına ama yine de bunlardan biriyle her karşılaşması onun için son derecede tatsız bir deneyim oluyordu.

Sınıfın kapısı sanki kolayca oyulabilecek, yumuşacık bir maddeden yapılmış gibi yaratık kafasını kapıdan içeriye sokuvermişti. Çırpılmış kremadan yapılmışa benzeyen bu karanlık biraz da kıllı varlık kimi zaman ufak tefek kimi zaman da gayet irili çaplı gözükmekteydi.

-Serdar, diye seslendi matematik öğretmeni, cevap verecek misin?

Genç adam tam cevap vermek üzere ağzını açmıştı ki Efesus isimli varlık birdenbire dizlerinin üzerine sıçradı ve eliyle Serdar’ın ağzını tıkayıverdi. Serdar onu itmeye çalıştıysa da ne yazık ki başarılı olamadı. Görünmeyen varlıkların efendisi Efesus’un gücü öylesine ürkütücü oluyordu ki karşı koymak hiçbir işe yaramazdı. Bir fili kol kuvvetiyle kaldırmak gibi bir şeydi bu. Serdar bu şekilde ağzı bir karışık, soluk almaya çalışırken yüzü morarmış olarak ağzından tek kelime çıkmadan tam bir aptala benzediğinin farkındaydı.

-Eğer istersem, dedi siyah ve kıllı yaratık alayla, sen boğuluncaya kadar elimi orada tutabilirim, suratın kapkara kesilir, sıranın üzerine yığılıp kalırsın, kimse de ne olduğunu anlayamaz. Ne kadar eğlenceli olurdu öyle değil mi?

Serdar bir kere daha kurtulmayı denediyse de elleri maddesiz küçük adamın vücudundan geçip gidiyordu. İnsanlar bu varlıklara dokunamazlardı, kesin bir kuraldı bu. Buna karşılık Efesus ve yardımcıları korumasız insanlar üzerinde her türlü güce sahiptiler. İsterlerse duasız ve manevi korumasız insanları oyun hamuruna çevirebilirlerdi. Hem zaten görünmeyenler için dünyadaki her şey oyun hamurundan ibaret gibiydi. Serdar bunlardan bazılarının koca bir otomobili sırf yumruk darbeleriyle, hiç zorlamaksızın dümdüz ettiklerine tanık olmuştu. Sonrasında herkes aracın bu durumunu trafik kazasına yormuştu.

Korkmaya başlamıştı. Korkunç varlık Efesus Serdar’ı rahat bırakmıyordu ve Serdar şakaklarına hücum eden kanın uğultusunu duyuyordu.

-İstesem seni öldürebilirim, bunu biliyorsun değil mi, diye alay etmeye devam etti Efesus. Ama öldürmeyeceğim, çünkü bugün keyfim çok yerinde, kendimi inanılmaz derecede cömert hissediyorum.

Serdar, öldüreninde yaşatanında Efesus olamayacağını biliyor, kendini var edenin Efesus gibi varlıklarıda var ettiğini düşünüyordu.  Tek çıkmazı, Efesus ve onun yardımcılarıyla tam manasıyla nasıl ve ne şekilde mücadele edeceğinin usulünü tam olarak belirleyememiş olmasıydı. Halbuki Serdar’ı koruyan güçlü ve gizli bir tılsımı vardı. Düşmanları öfkeden kudurtan bir tılsım…

Efesus’un yüzü her söylediği cümlede değişip duruyordu. Bu korkunç yaratıkların belirgin bir fizyonomiye sahip olmak gibi can sıkıcı tuhaflıkları vardı. Büyürler, küçülürler, şekil değiştirirler, canları öyle isterse cansız bir nesnenin ya da bir hayvanın görünümüne bürünebilirlerdi. Tek taklit edemeyecekleri insanlar peygamberlerdi.

*

Şu an Serdar’ın kucağında oturmakta olan Efesus, sınıfın duvarlarını süsleyen eski devlet adamının yüzünü kendi üzerinde deneyerek eğlenmekteydi. Karşısında Mustafa Kemal’in yüzünü beş yaşında bir çocuğun gövdesi üzerinde görmek Serdar için huzursuzluğa sebep oluyordu.

-Serdar, diye bağırdı Zeliha öğretmen, yüzünü şekilden şekle sokup durma! Hazımsızlığın mı var, iyi olduğundan emin misin? Seni revire göndermemi ister misin?

Sınıfın tüm öğrencileri gülüşüyorlardı. Kimse neler olup bittiğinin farkında değildi, çünkü Efesus’u ve askerlerini görmek Serdar’a özgü talihsiz bir ayrıcalıktı. Diğer insanlar için ortada olağanüstü hiçbir durum yoktu. Bu ders saati onlar için diğerlerinden hiç de farklı değildi. Serdar’ın ‘nefes alamama’ denen şu salak krize tutulduğu sayılmazsa…

Nihayet yaratık elini genç erkeğin ağzından tekrar soluk almaya başlamasına izin verdi. Serdar çok uzun süre suyun altında kalmış bir yüzücü gibi hıçkırmaya başladı. Diğer öğrenciler iğrenmiş gözlerle onu seyrediyorlardı. Zaten bu erkeği ‘Tuhaf’ ve ‘Arkadaşlık edilemez’ buluyorlardı. Onun tek kabahati çok fazla okuması ve düşüncelere dalmasıydı. Üstelik Serdar’ın davranışları kendi yaşıtları kadar yetişkinleri de şaşkına çeviriyordu.

‘Öyle ya! İnsanın bir akıl yaşı vardı, bir de biyolojik yaşı… Akıl yaşı ile biyolojik yaş birbirinden farklı seyrederse toplum bu hali de pek anlayamayabilirdi. Bu hal çocukları ‘deha çocuk’ yapan bir şeydi. Serdar’ın biyolojik yaşı akıl yaşından 20 küsur yıl gerideydi. Akli olarak zamanından 20 yaş öte düşüncelere sahip olabiliyordu.’

Deha çocuk Serdar bunları zihninden geçirirken Zeliha öğretmenin;

-Serdar, sesiyle inledi. Serdar diye tekrarladı öğretmen sinirlenerek. Tahtaya gelip söylediğim formülü yazacaksın dedi hiddetle. Zeliha öğretmen matematik öğretmeniydi Serdar’ın.

Serdar söyleneni yapmak isterdi. Ama kucağında oturan yaramaz Efesus’un görünmeyen askeri, Serdar’ın kımıldamasını reddediyor, yerinden kalkmasına izin vermiyordu. Bu varlıklar böyleydiler işte. Bazen bir kuş tüyünden daha hafif hale gelirler, bazen de yoğunluklarını iyice artırarak bir kayadan daha ağır olurlardı.

-Bekliyorum, diye homurdandı öğretmen.

Ateş renkli küçük varlık nihayet Serdar’ın kucağından yere inmeye razı oldu. Rahatça zıplayabilen bu varlık duvardan duvara atlayabilme özelliğini taşıyordu. İlginç ayaklarının altında yine çok ilginç ayakkabıları bir yay gibiydi sanki. Ayaklarında olanın ayakkabı mı, yoksa yay mı olduğu belirsizdi. Tıpkı benzerleri gibi o da hiçbir giysi giymiyordu. Çıplaktı, insanlara çıplak görünerek çıplaklığın güzel olduğu mesajın vermekteydiler. Kız mı yoksa erkek mi olduğunu belirlemenin hiçbir yolu yoktu. Bu varlıkların cinsiyeti olmazdı. Efesus’un askeri olarak kendilerini tanıtırlar, büyük iblis Efesus’a ‘efendi’ gözüyle bakarlardı.

Onları kimse göremiyordu Serdar’dan başka… Çocukluğundan beri böyleydi bu.

-Tahtaya, diye kükredi Zeliha öğretmen yine, Serdar’a bir parça tebeşir uzatarak. Çabuk ol, bütün gün seni bekleyeceğimizi mi sanıyorsun?

Genç ve deha çocuk eline tebeşiri aldı. Elleri nemliydi. Formülü biliyordu, yazması hiç de zor olmayacaktı ancak arkasında pusuya yatmış ateş renkli Efesus’un ne zaman neler karıştırmaya başlayacağını merak ediyordu.

Vücudunun belli kısımlarını abartılı ölçülerde çekip uzatarak, sallana sallana Serdar’ı tahtaya kadar takip etmişti. Şu anda sağ kolu aşağı yukarı beş metre uzunluğundaydı. Öğrencilerin başlarının üzerinden kolunu uzatarak kapının hemen yanına oturmakta olan Kübra’nın saçını çekti. Aptalca bir şeydi bu. Yaramaz çocuk şakası!

Serdar daha fazla dayanamayacaktı. Dersin bittiğini duyuran zili duyup, oradan kaçarak uzaklaşmaya can atıyordu. Parmakları tebeşirin üzerinde kasılmış bir halde yazmaya koyuldu. Efesus’un yaramaz askerinin eli hemen kendi elinin üzerine gelip onu ezercesine sıkmaya başladı. Genç adam neler olacağını anlayarak umutsuzlukla inledi. Efesus’un askeri Serdar’ın hiç de niyetli olmadığı harfleri ve kelimeleri ona zorla yazdıracaktı.

Sınıftan şaşkın çığlıklar yükseldi. Serdar dehşet içinde tebeşirin kara tahta üzerinde bıraktığı kelimeleri okudu:

Zeliha Öğretmen okul müdürüne sırılsıklam âşık!  

Tüm öğrenciler kıkırdamaya başladılar, kızlar yerlere yattılar. Öğretmense sapsarı kesildi. Bir sıçrayışta süngeri eline alarak kara tahta üzerinde kocaman harflerle yazılı cümleyi aceleyle sildi.

-Bu yaptığın yanına kalmayacak, dedi öfkeyle burnundan soluyarak. Seni disiplin kuruluna vereceğim. Okuldan uzaklaştırılmanı isteyeceğim!

Korkunç yaratığın hala Serdar’ın parmakları üzerinde sıkılı duran eli genç adama gitgide daha da terbiyesiz şeyler yazdırıyordu. Genç adam, gözlüklerinin okuldaki bütün öğrencilerin alay konusu olan kocamam camlarının gözyaşlarıyla buğulandığını fark etti.

-Yeter, diye gürledi öğretmen. Aklını kaçırmışsın sen!

Efesus’un yaramaz askeri kurbanının kulağının dibinde gülüp duruyordu. Bu varlıkların böcek vızıltısına benzeyen çok tiz bir sesleri olurdu. Öyle hızlı konuşuyorlardı ki, normal insanların bataklık sivrisineklerinin rahatsız edici vızıldamasından başka bir şeye benzetemeyeceği sözlerini ancak Serdar anlayabiliyordu.

-Görüyorsun ya, dedi yaramaz varlık, birlikte ne çok eğleniyoruz. Eğer ben gerçekten kötü bir yaratık olsaydım sana öyle korkunç şeyler yazdırırdım ki hapsi boylardın. Güzel bir keçeli kalemle şehrin duvarları üzerinde neler yapabileceğimizi bir hayal etsene. Belediye Başkanı hakkında, Vali hakkında ne pislikler yazdırırdım sana. Eline yapışıp bırakmamam yeter.

-Hayır, dedi genç adam yalvarırcasına, yapma!

Dudaklarını tam zamanında ısırarak sustu. Böylece kimse ne demek istediğini anlayamadı.

Zeliha öğretmenin çığlıkları rehber öğretmenin dikkatini çekince, kadın koşarak Serdar’ın yanına geldi. Hemen o anda yaramaz varlık, kurbanından uzaklaştı ve Serdar’a hareket özgürlüğü kazandırdı.

Bundan sonra yaşananlar genç adamın daha önce başka eğitim kurumlarında yaşadıklarından farklı olmadı. Ailesinin onu yazdırdığı her okula başladığında hakkındaki olumsuz yargılar da peşinden geliyordu. Okul psikologlarına göre halüsinasyonlara sebep olan ergenlik rahatsızlığının tipik bir örneğiydi, onun durumu. Serdar’ı düşünmekten ve kitaptan alıkoymak için türlü saldırılar yapan Efesus ve onun yaramaz askerleri ise bu durumdan fena halde eğleniyorlardı. Stratejileri basit olduğu kadar etkiliydi de, Serdar’ı kendini küçük düşürmeye zorladıkça sözlerinin başkaları tarafından ciddiye alınması riskini de azaltıyorlardı.

*

Daha küçükken henüz yedi yaşına doğru, Serdar çevresinde olan anormal şeyleri çevresindekilere anlatmak gibi bir hata yapmıştı, bunun sonucunda da kendini doktor karşısında bulmuştu. Serdar’a göre psikoloji; psikolo-lokum demekti… Psikologlarda yumurta yumurtlayan komik tavuklardan ibaret. Bu duygularla psikoloğun karşısına çıkan Serdar, doktorun: -Ciddi bir şey değil, gevelemesiyle karşılaştı. Psiko-lokumcu doktora göre ‘çocuklar böyle bir uydurmaca döneminden geçebilirlerdi. Bu dönemde kendilerine hayali arkadaşlar uydururlar, insanlarla dalga geçerlerdi.’

Serdara göre bu teşhisler ‘çocukça’ idi. Bir anda çocuğun kendisi mi, yoksa doktor mu olduğunu düşündü. Lakin bunu anlatacağı pekte kimse yoktu, anlaşılan başına gelenleri deha’ca bertaraf etmekte kendine düşüyordu.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s