ROMAN VE ÖYKÜ HAKKINDAKİ KAMUOYU TAHKİKÂTIMIZ DEVAM EDİYOR ‘ROMANCI YUSUF YEŞİLKAYA İLE MÜLAKAT’

15439943_835317599943091_994195480500122911_nMetin Acıpayam:  Necip Fazıl diyor ki: Vâkıa sebep olmadan netice doğmaz; fakat neticeyi teşhis ettirici yolların da sebep kutbuna bağlı düğümleri vardır. Öyle ki, sebep, bütün kendi eseri olan netice yollarından da aranabilir. Buradan hareketle ruhun romanı yazılabilir mi?

Yusuf Yeşilkaya: Üstad Necip Fazıl’ın görüşlerine katılmamak elde değil. Her şeyin bir sebebi var. İnsanoğlu yer yüzüne sebepsiz olarak indirilmemiştir mesela. Kalu Belâ’da Cenab-ı Allah’a verilen bir söz var. İnsanın Yaratıcısına verdiği bir taahhüt var. Kimi sözünü tutar Eşrefi Mahlukat olur. Kimi de imtihanı unutup “Belhüm Edal” diye tabir edilen şekliyle hayvandan aşağı olabilir. Özellikle günümüzde her yazarın farklı bir sebebi ve tarzı mevcut. Yazar vardır egosunu tatmin için yazar. Yazar vardır sanat için yazar. Yani bazı yazarlar, romanlar sayesinde muhatap kitlesinin zihin dünyasında düşünce değişikliği oluşmasını ve bu düşünceler sayesinde bireyin yaşamında istendik düzeyde ve kalıcı davranış değişikliği oluşturmayı hedefleyebilirler.

Romanlarda özellikle betimlemeler ve psikolojik analizler yoluyla okurun bilinçaltına müthiş göndermeler yapılabilir. Bilinçaltına yapılan bu göndermeler sayesinde, okurun dünya görüşünü ve ardından yaşam biçimine etki edebilirsiniz. Okurken ve yaşarken sorgulamanın minimum olduğu toplumlarda bu etkiyi kesinlikle göz ardı edemezsiniz. Roman türlerine değinmeyeceğim ama yazılan her eserin mutlaka bir amacı vardır ve olmalıdır da. Mesela bizim Adı Aşk Olsun romanımızın çok ilginç bir sebebi var. Türkiye’de ve Avrupa’da yıllardır “Mutlu Aile Başarılı Çocuk” ismiyle markalaşan Aile Eğitim Seminerleri veriyoruz. Seminerlerimize katılan insanlar bizden bu seminerin bir de kitabını istediler. Normalde yazar olarak hiç zorlanmayacağım konu diye düşündüm. Sahnede konuştuklarımı yazsam güzel bir kitap olur diye tahmin ediyordum. Piyasadaki aile kitaplarını inceleme ihtiyacı hissettim. En az kırk tane aile eğitim kitabı var. Bu kitaplarda iki şey dikkatimi çekti. Birincisi emir kipinde cümleler, buyurgan ifadeler. Yani “eşinize şöyle davranın!” , “çocuklarınıza böyle konuşmayın!” v.s. İnsanımız emir kipinde cümlelerden hoşlanmıyor, buyurgan ifadeleri sevmiyoruz yani. İkincisi de genellemeler çok fazla. Şu tür bir krizde şunu yaparsanız, kriz kesin çözülür gibi. İyi ama her aile kendine özel değil midir? Benim ailemde uyguladığım ve başarıya ulaştığım bir yöntem sizin ailenizde uygulandığında başarıya ulaşmayabilir. Bu iki sebepten dolayı piyasadaki aile kitapları gibi bir kitap yazmayı düşünmedim. Bunun yerine aile ilişkileri üzerine güzel bir roman kurguladım. Kendi tarzımla yazıya dökünce Adı Aşk olsun ortaya çıktı. İnsanlara emretmek yerine paylaşmak ve herkesin kıssadan hissesini alması daha güzel değil mi? Sözün özü her şeyin romanı yazılabilir. Sağlam bir alt yapı, dili kullanabilme becerisi ve tabi biraz da yetenek. Çünkü ilham demek her şey demek değildir.

Metin Acıpayam:  İdeal bir öyküde vakıânın kaynağı manalardır diyebilir miyiz?

Yusuf Yeşilkaya: Bakış açısına göre değişir. Görecelidir yani. Her yazarın hatta her okurun bir düşünce biçimi ve buna bağlı bir yaşam tarzı vardır. Yaşamının merkezine maddeyi koyan bir insan için manadan, ruhtan, maneviyattan bahsetmek ne kadar doğru olabilir ki. Yazar dünyasında, herkesin mana aleminden yazması da gerekmiyor ayrıca. Bence herkes yazabildiği en iyi alanda yazmalı. Bu sadece tür anlamında değil. Konu olarak, üslup olarak herkes kendi işini yapmalı diye düşünüyorum. Bu biraz da tercih meselesi. İsmet Özel bana göre çok kaliteli ve harika bir yazar. Yazdığı kitaplar, kurduğu ifadeler benim düşünce dünyamda karşılığını bulduğu için böyle diyorum. Bazı insanlar da İsmet Özel’i anlayabilecek gerekli alt yapı olmadığı için “ bu adam okunmamak için yazıyor” diyorlar. Yani şimdi İsmet Özel, herkes kendisini anlasın diye üslubunu mu değiştirsin. Bu da İsmet Özel’in tercihidir ve saygı duyulması gerekir. Gerek öyküde gerek romanda hatta şiirde, kimi ottan çöpten böcekten yazar, kimi yaratılış sebebinden…Yani her yazardan, bir kanaat önderi olmasını bekleyemezsiniz.

Metin Acıpayam:  Fransızların Anahtar Roman dedikleri tür hakkında ne düşünürsünüz? Türk Romancılığında böyle çalışmalar mevcut mudur?

Yusuf Yeşilkaya: Anahtar roman bildiğim kadarıyla, olayları gerçeğin kurmacası gibi anlatma, adeta gerçek dünyaya perdenin ardından bakarak ele alıp kurguyu bu şekilde oluşturma tekniği ile yazılmış romandır. Fransa’da bu türün örneği Marcel Proust tarafından yazılmıştır. Yedi ciltlik bir çalışma. Tabi Proust için çok kolay olmamış ve yaşadığı dönemde de kolaylıkla anlaşılmamış. Hatta ilk başlarda Proust’u İngilizlerden başka anlayan olmamış bile. Türk romancılığında Üstad Necip Fazıl’ın Kafa Kağıdı anahtar roman olarak değerlendiriliyor. Lakin bu şekilde düşünenlere Üstad şu cevabı veriyor: “Böyle bir görüş soylu anlayışı kemiyet kalabalığına götürür. Kavanoz balıklarından bahsederken balıkların tek tek biçim, renk ve ışıltılarını görmemek, onların kaba bir sınıflandırma torbasında mühürlenmelerine yol açar.” Bununla da yetinmiyor Üstad ve ekliyor: “Evet, “anahtar roman” olmaya öyle. Zira içlerinde haşr-ü neşr olduğum çoğu meşhur insanları ele alıyor. Şu kadar ki, bu ele alış onların müşahhas hayat ve hüviyetleri noktasından değil, mücerret tipleri ve mizaçları yönünden. Ve bağlı oldukları vâka ve  madde kıymeti ikinci planda…”

Metin Acıpayam:  Büyük bir fikir adamımıza göre roman, ‘yerle göğü birleştirici mahiyetiyle insan ve toplum harekiyet ve sevvaliyeti içinde en ulvî ve münezzeh mânaya kadar ulaştırılabilir. Ve artık toprak üstü sefil mânanın yerde bırakılması şartiyle mefhum ve mahiyetini değiştirerek Frenklerin (Ekritür- Destine), Müslümanların da (Alın yazısı- Kader) dediği takdir kalemindeki hikmete yol arayabilir. O zaman karşımıza süflî mânasiyle roman değil, ulvî keyfiyetiyle ilâhî sanat çıkar ve roman dize gelir.’ Kıymetli Hocam bu sözleri nasıl değerlendirirsiniz?

Yusuf Yeşilkaya: Kabul etmek gerekir ki teknik olarak roman, Frenklerin geliştirdiği bir edebiyat türüdür. Yani şarkta hikaye, kıssa; garpta ise roman. Sizin sorunuzdan da yola çıkarak şayet kişi kalemini Allah rızası yolunda kullanırsa, gayesi bu olursa roman da yazsa dize gelir, şiir de yazsa dize gelir. Örneğin manzum eserlerde Su Kasidesi, Çanakkale Şehitlerine, Sakarya Türküsü insanın adeta iliklerine işliyor, tüylerimizi diken diken ediyor. Neden? Sorunuzdaki amaca bir  gaye ile yazıldığından. Ve daha önemlisi yazanın özü ve sözü bir olduğundan. Özümüz sağlam olursa sözümüzün etkisini Cenab-ı Allah fazlasıyla güçlendirmez mi?

Metin Acıpayam:  Her öyküyü romanın bidayeti kabul edebilir miyiz?

Yusuf Yeşilkaya: Ben bu görüşe katılmıyorum. Yani roman, hikâyenin genişletilmişi, sayfa sayısı çoğaltılmışı değildir. Hikayeler, romanların başlangıcı değildir. Şöyle ki, her türün kendine göre kriterleri vardır. Karakter sayısı, bu karakterlerin özellikleri, devasa betimlemeler, kelime sayısı, olayların işleniş biçimi, derinliği gibi birçok özelliği romanda bulabiliriz. Sayfa sayısına bağlı olarak, sadece bir tek kriteri ele alarak değerlendirme yanlış olur. Tek bir karakterin yaptığı işi süsleyip sayfalarca yazarak, ben roman yazdım diyemezsiniz. Mesela bir romandaki yardımcı karakter bile yerine göre hikaye karakterinin yaptığından daha detaylı, daha etkili ve daha uzun anlatılabiliyor. Tek kriterle yola çıkılırsa yanlış değerlendirmeler yapılabilir. Ama sorunuzun cevabı başta da peşinen cevapladığım gibi olumsuz.

Metin Acıpayam:  Öyküyü parça, romana bütün fikir diyebilir miyiz?

Yusuf Yeşilkaya: Bu sorunuza da cevabım hayır olacak. Çünkü öykü ya da romandaki fikri parça veya bütün olarak değerlendirmek yanlış diye düşünüyorum. Bu düşüncenin parçalı bütünlü olmasından ziyade türle ilgili bir konudur. Öykü veya romanda verilmek istenen düşünce parça parça verilebileceği gibi bütün olarak da verilebilir. Bu konu daha çok anlatım biçimiyle, yazarın kullandığı anlatım teknikleriyle alakalıdır. Bir roman yazarı, romanını otuz bölümde yazmış olsa biz her bir bölüme hikâye diyebilir miyiz? Otuz hikâyeden bir roman oluşturabilir miyiz? Ya da romanın her bir bölümünde ayrı bir fikir mi vardır? Bunun gibi.

Teşekkür ederiz

Rica ederim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s