RANA İSLAM DEĞİRMENCİ’NİN KADİFE ÇIĞLIK ŞİİRİNE TAKRİZ YAZISI

isimsiz-1Kadife Çığlık’ Şiiri Etrafında

Bir şiiri tahlil ederken O’nun şekliyle alakadar olmak Tek kelimeyle ŞİİR MARANGOZLUĞUDUR ve âdî birgevezelikten ibarettir.

Cemil Meriç

Zaruri bir İzahat

Şiir nazım, nazımda nizam demektir. Nizamsız şiir; ferdî hayatında gayr-i nizami hayatı benimsemiş ‘şair’ müsveddelerinden ortaya çıkar ki, bu hal; kalite ve seviye bakımından her güzel ve doğru şeyi katletmeye memur bir seciye belirtir.

*

1 asırdır buhranımızın çeşitli fikr-i sabitleri vardır. Bunlardan birisi de şiir sahasındaki ‘serbest’ anlayıştır ki, bu işin müsebbiblerini yıllar önce ‘Garip Akımın Garip Temsilcileri’ başlıklı makalemde teşhis etmiştim, bu teşhisin neticesinde mahkûm olan üç isim: Orhan Veli Kanık, Oktay Rıfat, Melih Cevdet Anday’dır.

*

Sağır ve körler dünyası! Ezeli sağırlar ve ebedi körler!.. Hakikat namına ne varsa duymamak ve görmemek… Israrla hakikati ademe mahkum etmeye çalışmak ve Allah’ın kulakları tıkarcasına ve kalblerinin ‘kadife çığlıklarını’ duymamak ve görmemek adına kulakları ve gözleri kapamak, böylece ‘serbest’ yaşatmak… Serbest yaşamak ve serbest yazmak, serbestiyet; gayr-i nizami hal…

*

Kadife Çığlık’a Giriş

Kadife Çığlık şâiresi asalet, hassasiyet ve letafet kokan, bir o kadar da cesaret abidesi bir hanımefendinin ta kendisi olmakla beraber, sırtını kadim Osmanlı tarihine dayamış bir ailenin ulvi efradından, bir Bosna ailesinin son kuşak kızlarından… Şiirinin ismi; Kadife Çığlık… Çığlık ve varoluş… Varoluşumuz çığlıkla, isyanla, LÂ demekle mümkün değil midir? İsmet Özel demiyor mu? ‘Şiir demek BEN varım’ demek diye. O halde BEN diyebilme şuurunu veren ŞİİR, Şiirse çığlıkla, haykırışla duygulardan ve hislerden zuhur eden kuvve-i beşer…

Tıpkı BüyükDoğu Mimarı Necip Fazıl’ın çığlığı gibi: -Sen diyor Necip Fazıl Sen, gagası leş kaşığı, iğrenç kargaların gülünç kahramanı sefil korkuluk! Senin, hiçbir hâs isme yol vermez, içi boş elbisende gizli vücutsuz hedefe, o mücerret hüviyete çatmak yasaktır, fakat hedefi belirsiz, mücerred çatma fiili suç değil… (Akıl ise suç diyor)

Devam edelim: Gel Öyleyse; Tanzimattan bugüne doğru binlerce sahte kahramanın daima tek ve sabit mânâsına duyduğum fikir hıncını, ciğerimin zarından ateşli meltemler geçiren dâva öfkesini senin üzerinde deneyeyim! Seni kâzib koruyucu seni! O, fasulye sırığına çivilenmiş, tükürükle yapıştırılmış, çaputla tutturulmuş yalancı azametinle sen, tarlaya bekçilik ettiğini mi sanıyorsun? Ayol; seni bu tarlaya mahsul sahipleri değil, körpe ruh fidanlarının baharlı köklerini kemirmek isteyen yabancı domuzlar dikti! Ve sen, zâhirde, kargalara karşı tarlayı beklediğin gibi namütenahi rezil bir yalana sığınmış, tarlaya ana tohumları gökten gagalarıyla serpen ve Altaylardan Büyük Sahra’ya kadar, dalga dalga, zümrüt yeşili tarihî mahsul ormanını yetiştiren süt beyaz güvercinleri kaçırmaya memur oldun!

İşte bu çığlığa nisbet ediyor şaire… ve Vatan’ı ‘Batan’ yapanlara, ve hakiki insanın karşısına; -Hayır sen insan değil, hayvansın- demek suretiyle hayvanlıklarını kendi ağızlarıyla tüm dünyaya ifşa eden ve haykıran, C. Meriç’e göre; hayvan uygarlığı olan bir dünyaya ince, narin ve bir KADİFE ÇIĞLIK onunkisi. Kadife: Narin, saf, temiz ve namütenahi olan… İşte Şark’ın kadifeşinas hanımefendisi… Çığlık var, lakin bu çığlık edeb’ten kopmamak suretiyle KADİFE ÇIĞLIK…

*

Kadife Çığlık’tan İnsanı Keşfe

Kadife çığlık şiiri, insanın zahiri ve batıni veçhesini keşfetmeye muktedir bir eser. İnsan girift varlık… Kimi zaman mahlukların en şereflisi, kimi zaman hayvandan aşağı bir hal… Sürekli med cezir halinde gel gitlerin varlığı… Ya OLAN, ya ÖLEN, OL’mak ve ÖL’mek etrafında hayatını deveran ettiren varlıktır; İnsan… OL’dum diyen ölmüştür, o halde OL’maya gayret eden ayakta kalmıştır.

Kadife Çığlık ve Akıl Mülahazaları

İnsan akıl, kalp, zevk ve ruhtan mürekkeb bir varlıktır. Tefekkür aklın tezahürü, hikmet kalbin, güzel, zevkin ve ahlak, ruhun… Bu sebepten aklı mutlak kitap ve mutlak kitaba nisbet kitaplar güzelleştirirken, kalbi hikmet –tasavvuf- zevki ise musiki terbiye eder. Terbiye olan akıl; akl-ı selim, kalb; kalb-i Selim, zevk ise; Zevk-i Selimdir…

Akıl, mahiyet itibari ile şımarıktır. Terbiye edilmeyipte O, murakabe altına alınmazsa akıldan daha tehlikeli hasse bulunamaz. Saf akıl ‘Akılsız akıl’ nev’inden bir şey olmakla beraber müsbet olması şöyle dursun menfilerin menfisidir, ve insanı felakete sürüklemekten, insanı had’siz ve hududsuz yapmaktan başka bir işe de yaramaz.

*

Kadife Çığlık müellifi, saf aklın tüm hilelerini teşhis etmiştir. Teşhis etmekle kalmayıp, O’nun hamlelerini geri püskürtecek hamle istidadına maliktir.

Alakalı Bölümler

Us’a soruyorum; US sorma diyor

Us’a varıyorum; US başka diyar

*

Us’tan bir kıpırtı; US hep bîcevab

US bana uzansan; US bize sevap

Kadife Çığlık ve Tecrit Bahsi

Tecrit; hakikati bâtıldan, yanlışı doğrudan, güzeli çirkinden ayıran zihnî kuvve… Tüm kâinatın lif lif soyulması…

Varlık, insan, ve hayat üçlemesi… Ve varlıki, insâni ve hayâti tüm mevzu ve mes’eleleri yorumlarken zihnî dünyamız, tefekkür ettiğimiz o meçhul ‘şeyi’ tecrit eder, Tecritle beraber diyalektik, tasnif, tertip ortaya çıkar. Yani o meçhul şey’in hüviyeti ortaya çıkarak herşey yerli yerine oturur… Nisbetimiz, dayanağımız tecrit güzergâhıyla hayâtiyet kazanır…

*

Kadife Çığlığın tecride bakan veçhesi; aklî mülahazalar etrafında gerçekleşmektedir. Belki de müellifenin dahi fikrî dünyasında keşfedemediği kendisinin bir TECRİT kafası olduğu gerçeğidir.

İki akıl terkibi ortaya koymakta Rana Hanım… Birisi saf akıl, diğeri YÜREĞE götüren akl-ı selim… Aslında pozitif akıl ile Akl-ı Selimin savaşıdır Kadife Çığlık’taki… Şaire bu savaşı gördükçe Kadifeden bir çığlık kopartır yer yer… Lakin çaresizdir, saf akıldan nereye kaçacaktır?

*

Sonunda aklın sınırlarını çizer ve saf aklı tecrit güzergahında eritir, nihayet akl-ı selimi keşfeder…

 

Kadife Çığlık ve Tecdid Bahsi

Tecdid, yenilenme… Sürekli yeni kalabilme ve her an eskiyi reddetme cehdi… ‘Bir saniye önceki halimi gaflet sayıyorum’ diyen büyük velinin hali, muazzam bir tecdid hamlesi değil de nedir?

Ya Necip Fazıl?

‘Yarayı sürekli kaşı ki kabuk tutmasın’ diyen O değil midir? Bütün bunlar yenilenme haline vakıf mes’eleler… Tüm bunlar Hazreti Peygamber’in şu hadis-i şerifinde gizli: “İki günü birbirine eş olan bizden değildir.” Muazzam, muazzez ve enfes tecdid hamlesinin ismini koyan bu söz ve bu tavır…

Tecdid, hususidir. Yeni, eskiden kopmamak suretiyle yeni kalmaya memur… Yahya Kemal’in dediği gibi; Ne harabi olmak lazımdır ne de harabati, Kökü Ezelde olan âti olma memur ve mecburiyetindeyiz…

*

Kadife Çığlığın her mısraı; bir müceddidâne hal etrafına kaleme alınmıştır. Ulaşılamayan tecdide bir özlem ve hasret mısralarda ayan meyan ortadadır.

*

Ruh için beden; zindandır. Ruh, bu zindandan kurtulmak ve ebedi hayatına göçmek ister. Bu göçüş ise insanın tecdid hamlesini başlatmasıyla mümkündür. Şaire, mahkûmdur beden denilen yerde ve kuş gibi uçmak ister… Lakin yapamaz, cesaret edemez… Şu mısralar bu halin acı bir terennümünden ibaret:

US beni yakacak; US olmuş güneş

US bir salıncaktır; US rüzgâra eş

*

Kadife Çığlık ve Kalp Mülahazaları

Yukarda insanı tanımlarken ‘girift’ varlık dedik. Bu girift varlığın kaynağını ise AKIL, KALP, ZEVK ve RUH olarak beyan ettik.

Kadife Çığlık şâiresi, yapıtında; Tecridi hamle ile aklı sahtesinden ayırıyor, tecdidi hamle ile de O’nun derinlerine ulaşabilme yeniliğini göstermektedir.

*

Aklî inşâ mümkün olmadan Kalbe ulaşabilmek mümkün değildir. Kalbî inşâ olmadan da zevki arındırabilmenin mümkünatı yoktur. O halde, ilk olarak aklın müntehasına ulaşmamız gerekmektedir. Aklın müntehasına ulaşan insan, maveraya, yani aklın ötesine, yani; kalbe ulaşır…

*

Kadife Çığlık Şâiresi aklî inşasıyla beraber kalbe ulaşmıştır eserinin sonunda ve akla hitaben ‘Sen çık aradan’ nidâsını koparmış ve böylece YÜREĞİM gelsin diyebilme maharetini ve kudretini göstermiştir.

*

Eksik Kalan Bir Şiir

Eserin Sahibine Hitaben;

Şiir bu haliyle eksiktir… Madem aklın derinliğine yani YÜREK denilen Kalbe inkişaf ettiniz…  Keşfettiniz, bildiniz ve idrak ettiniz. O halde bu idrak edişin sadakasını verme mecburiyetindesiniz…

Madem, aklı mağlup ederek aklı kalp ile bitirdiniz… O halde kalbin derinlerine ulaşabilme cesaretini gösterme memuriyetindesiniz.

Madem YÜREĞE ulaştınız, O halde zevke ulaşabilmenin yolunu bulup, bunu ESER ile taçlandırma zaruretindesiniz…

YOL’dasınız. Bu yolun şuurunu kuşanma mecburiyetindesiniz.

Bu yol, eksiksiz kalamaz…

Ya Hallac Misali darağacına gideceksiniz…

Ya Yunus Misali eriyip kül olacaksınız ya da bu küllerden yeniden doğup ebedileşeceksiniz.

Kalbin derinlerinde Zevk vardır. Bediiyat; Yani zevkin ve güzelin ilmi.. Bedii bir eser verme mecburiyetindesiniz…

Netice:

Bu eser, akıldan kalbe giden yolculuğun eseridir.

Eserin devamında (yani bu şiirin devamı olan ikinci şiirde) zevkin doruklarına ulaşan bir Rana Hanım ve bu ulaşmayla beraber de Ruhu kavrayan, ruhun tezahürlerini idrak ve keşf eden müellifi görmek isteriz.

Bakalım, bekleyelim.

Hayr olur İnşallah…

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s