FERT-AİLE-CEMİYET

Fertlerden aile, ailelerden cemiyet teşekkül eder. Cemiyet, ailenin yekûnudur.

Ferdî inşa mümkün olmadan ideal aile, ideal ailede oluşamadan cemiyetin inşaı mümkün değildir. Kadim İslam tarihine bakıldığında cemiyetin inşaı için tedrisatın bidayetinin ailede başladığını görmekteyiz. Akl-ı selim bir dede, nine, baba, anne… Henüz minicik olan çocuğun nefsani temayülleri oluşmadan tabii olarak tedrisat başlamakta ve bu tedrisatın muallimi de umumiyetle hanenin hem yaşça hem de irfanca en büyüğü olmaktaydı.

Nefs, henüz bedene tam manasıyla tahakküm kurmadan filan dergâhta mürit olan dede, torununa şefkat kucağını açmakta, çocuğun küçük dünyasında “ideal” bir insan oluvermekteydi. O çocuk için ahlakın, irfanın, ilmin önderi ‘dede’ idi. Sokakta bir yanlışla karşılaşıldığı zaman ilk olarak dedeye sorulur, dede de torununa hakikati onun anlayacağı üslubla anlatarak iyi-doğru-güzeli safiyane zihne kodlardı.

*

Dede’ler cemiyetimizin ulu çınarları idi.

Dedesi olmayan yahut da erken rahmetli olan çocukların ise babalarıydı emsal olan. Baba ve dede… Medeniyetimizde iki önemli rolün kahramanı. Batılı bir oryantalist Şark intibalarını kaleme alırken şöyle diyordu: Bu cemiyetin her ferdi hayatı evinde, ilmi medreselerde öğrenmekte. Medrese görmeyen insan dahi ev ortamının içtenliğinden olacak ki, hiçbir Batılının sahib olamayacağı sıcakkanlılığa sahip…

Ne kadar hoş ve hakiki teşhis. Evet, medeniyetimizde ‘ev’ demek hayatın öğretildiği yer demekti. Geçen asrın büyük bir romancısı Türk cemiyetindeki ‘evi’ Allah’ın hanesi kabul ediyor, bu hanede tek lüzumsuz harfin dahi kullanılmadığını söylüyordu. İşte böyle bir mekanda ve bu mekanın abide şahsiyetleri (anne, baba, nine, dede) elinde yetişiyordu Müslüman çocuk… Henüz nefsani iştiyaklar belirmeden dedenin önünde Kur’an-ı Kerim öğreniyor, annenin duygu yüklü dünyasında ‘güzel’ mefhumunu idrak ediyor ve babada nizamı ve disiplini görüyordu. Bu ortamda 6-7 yaşına gelen çocuk dini bütün ve güzel zihniyle vakarın temsilcisi olma yolunda çırpınıyordu.

*

Temel dini mülahazalar aile ortamında verildikten sonra artık çocuğu medrese hayatı beklemekteydi. Hudutların ötesine, uzak diyarlara gitme vakti gelmiştir. Çocuk, biyolojik olarak çocuk olsa da akli ve zihni inkişaf bakımından çocuk değildir artık. Dededen, anneden, nineden, babadan aldıklarıyla aile mektebinden mezun olmuştur…

Artık aileden öğrenilen malumatları irfanla yoğurmanın vakti gelmiştir. Medrese ilim tedrisatını sağlamaktadır. Lakin ilmî olarak terakki gösterdikçe insan, murakabe altına alınmayan nefsin başa en büyük belaları açacağı aşikârdır. Bu güzergâhta hemen tasavvuf mektepleri devreye girer. Nefs azgınlaşmadan ve köpürmeden, hemen bu âdi kuvvet murakabe altına alınır yahut alınmaya çalışılır. Böylece inkişafın ve terakkinin manevi veçhesi de hal edilmiş olur.

*

Hülasa, ferdî inşanın bidayeti hânede aile büyükleri tarafından, akli inşânın teşekkülü medresede ûlema tarafından, kalbî inşâ ise dergahta kamil mürşitler tarafından verilecektir. Buradan hareketle görmekteyiz ki, fertlerin ‘oluş’ sürecinin temeli ev’lerdir. Ev’lerimiz fertlerimizi, fertlerimizde cemiyetimizi inşa edecektir.

Böylece fert-cemiyet-devlet üçlü teslisinden hareketle Medeniyet Devletimizin kurulabilmesinin yolu açılacaktır.

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s