RUZNÂME 25 AĞUSTOS 2016

ruznameAttilâ İlhan Etrafında -4-

Avrupa, Avrupa

Romain Gary’ye kulak verseniz, Avrupa hapı yutmuş, öyle diyor! (Hadi bakalım, Romain Gary kim, şimdi onu anlat! Bu adam, benim sevdiğim XX. yüzyıl yazarlarından biri, romancı, İngilizce ve Fransızca yazıyor, film rejisörü, ayrıca diplomat, Fransız Dışişleri’nde hizmeti olmuş, daha önce General De Gaulle’ün hür Fransızlarından, Hür Fransız Hava Kuvvetleri’nde savaş pilotu olarak çalışmış, madalyalar almış, kısacası adam gibi bir adam! Bildiğim kadarıyla Türkçe’ye bir kitabını çevirdiler, asıl adı ‘Avrupa Eğitimi’ydi, ‘Partizan Nadejha’ adıyla çıktı. O da iyidir ya, asıl önemli eseri Goncourt Armağanı’nı kazanmış olan, filmi de yapılan Cennetin Kökleri’dir.)

Peki, neden hapı yutmuş, Avrupa diye sorarsanız cevabı hazır: enerji kaynağı yok, ham maddesi yok, bu ikisini üçüncü dünya ülkelerinden sağlayıp kendi içinde birleşerek, yüzyıl sonunun devlerine karşı direnmeye çalışıyor, oysa bu devler ortaya çıkmamışken, üstelik bütün enerji kaynaklarını ve ham madde ülkelerini ‘sömürge’ diye egemenliği altında tutarken Avrupa durumunu koruyamamış; önemini yitirmiştir, bugünkü koşullar altında nasıl üçüncü dünyadan enerji ve hammadde sağlayıp da Rusya gibi, Amerika gibi devlere kafa tutabilecek?

Gary’nin bir başka görüşü de, şu: Aslına bakılırsa, bugün ondan ayrı, birbirine karşıt birer gerçek sayılmaktaysa da, Avrupa uygarlık anlamında Amerika ve Rusya’da devam etmektedir. Avrupa uygarlığının iki yeni uzantısı, bu iki süper güçtür.

Şimdi diyeceksiniz, nerden çıktı bu Avrupa lâfı?

Nereden çıktısı var mı yahu, Tanzimat’tan bu yana konuşmamızdan Avrupa lafı ne gün eksik olmuştur ki? Türkler, kimbilir kaç kuşaktır Avrupa yiyip Avrupa içiyor. Kimimizde sinsi kimimizde açık bir düşmanlık, kimimizde kıyasıya bir hayranlıktır, Avrupa! Handiyse iki yüz yıldır, biz, Avrupa gerçeğine hayran ya da düşman olmakla kişilik kanıtladığımızı sanır, oysa her ikisinin de aynı kapıya çıktığının, yani bizdeki sağlam kişilik noksanını açıkladığının farkına varmayız. Avrupa’ya ha hayran olmuşsun, ha düşman, ne farkeder. Önemli olan, Avrupa’yı nesnel olarak algılayabilmen, doğru değerlendirmen, bu değerlendirmeden kendine yarar sonuçlar çıkarabilmendir.

Doğru, Avrupa bir uygarlıktır, nasıl ki Çin, Maya, Mezopotamya, Mısır, Aztek, Hitit, Yunan ya da Roma birer uygarlıktır; yalnız bu sözün bile hemen gözümüze çarpan iki sonuçla geldiğini anlamışsınızdır elbet, neymiş onlar hadi söyleyelim: a/ Her uygarlık gibi, şu halde, tarih içerisinde Avrupa uygarlığının da bir başlangıcı vardır, bir de sonu olacaktır. Başka bir deyişle insanlığın son sözü değildir. Avrupa uygarlığı. b/ Kendisinden önceki uygarlıklara oranla önemli bir farkı olmuştur bu uygarlığın, bilindiği gibi önceki uygarlıkların bütünü insanın hiçlik karşısındaki çaresizliğinden ve çırpınmasından doğmuş dinsel uygarlıklardır, oysa Avrupa uygarlığı hümanizm ve rasyonel düşünce üzerine kurulmuş, laik bir uygarlıktır. Daha doğrusu laik ilk uygarlıktır.

Hepsi bu kadar mı?

Elbette, hayır! Geçen yüzyılın sonlarından bu yüzyılın ortalarına kadar dünyaya hükmeden bu uygarlığın (kendisi dışında sömürge etmediği, dominyon ya da protektora halinde kullanmadığı ülke kalmamış gibiydi) büyük üstünlüğü makine gücüne, yani bilimlerin üretime uygulanmasından doğmuş olan endüstriye dayanıyor. Aynı endüstri yüzünden, insanın emeğine, insanın insana ve insanın doğaya yabancılaşmasına neden olduğundan 20. yüzyılın son çeyreğine girerken kendi kendisinden kuşkulanmakta, uygarlığının temeline koyduğu bazı kuralları yeniden gözden geçirmeye yönelmektedir.

Tam bu sırada, iki yüzyıl boyunca sultası altında tuttuğu öteki yeryüzü halkları kendi rönesanslarına doğru yol almaya koyuluyorlar: Japonya, Çin, Hindistan, Siyah Afrika halkları, Lâtin Amerika halkları, Türkiye, Arap ülkeleri vs… Bu ülkeler, kişiliklerini geliştirebilmek, uygarlıklarını sağlıklı kılabilmek için, hem Avrupa (ve onun uzantısı olan Rusya ve Amerika’nın) teknolojik üstünlükleriyle başa çıkabilecek bir endüstriyel güçlenmeye ulaşmalı, hem de Avrupa’nın yarattığı endüstri uygarlığının çeşitli yabancılaşmalarını önleyebilecek önlemler geliştirmelidirler. Buysa herşeyden önce Avrupa’ya bakışlarını duygusal düzeyden, akılcı düzeye aktarmaları ile olasıdır. Avrupa uygarlığı yadsınamaz, nasıl ki, Mısır, Çin ya da Yunan uygarlığı yadsınamaz; ama Avrupa uygarlığı, aynen, yaratıldığı gibi benimsenemez, nasıl ki tarih gözüyle Çin, Mısır, ya da Aztel uygarlığı benimsenemez. (Attilâ İlhan, Hangi Sağ, Bilgi Yayınevi, s.20-23)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s