RUZNÂME 22 AĞUSTOS 2016

ruznameAttilâ İlhan Etrafında -1-

Ulusal Kültür Savaşına Giriş -1-

Attilâ İlhan… Şiirlerinin yanında nesirleriyle de infialler uyandıran adam. Engin bir tecessüs, âlemşümul mevzu ve meseleler… Dar kalıplar ve sığ düşünceden uzak, geniş ve derin bir irtifânın adamı. Tek engeli bir türlü aşamadığı Marksist telakki. Aslında ne Marksizmayla alakası var, ne de herhangi bir ‘izm’ le. Sadece reaksiyon manasında Marksist.

“Tek işçinin elini sıkmadan Marksist oldum.” diyen Cemil Meriç misali, Attilâ İlhan’da da vücut bulan Marksizma zarureten bir kaçıştan ibaret. Türk aydınının kaderi Tanzimat’tan beri kaçmak. Herkes bir yerlere kaçma telaşesinde. Merkezi otoritenin olmadığı, ferdi ahlakın ve murakabenin sağlanamadığı bir memalikte kaçış zaruret değil de nedir? İmparatorluğun çöküş nesli acılarıyla, hisleriyle, hülâsa; her şeyleriyle asil ve soylu. Tek mustarip oldukları, murakabe altına alınamayan his ve fikir dünyaları.

*

Memleketimizde üretilen her fikir ve irfan yemişine müptelayız. Tek kıymetli söze ve hiçbir kıymetli şahsa kayıtsız kalamayız. Bu topraklar dirilişin coğrafyası olacaksa, aramızdaki tüm ideoloji duvarlarını yıkıp birbirimize kenetlenmeliyiz. Bu duygulardan ilham alan tecessüsümün veçhesi Attilâ İlhan’a çevrildi bu aralar.

*

“Ulusal Kültür Savaşı” sahasında kıymetli eserlerden. Kitabın henüz başlarında yer alan “Evrensel Kültür Kavramı, Bir Tuzak Geliyor” başlıklı yazı alâkamı cezbetti. Bu yazıda Attilâ İlhan, evrensel kültür ya da âlemşümul bilginin olmayacağını söyleyerek bunun bir tuzak olduğunu dillendiriyor. Üstad burada haklıdır. “Evrensel bilgi” Batı uygarlığının uydurduğu yüzlerce yalanın sadece bir tanesi. Sebebi, sömürü anlayışını meşrulaştırmak.

*

Cemil Meriç’in yıllar önce kaleme aldığı UNESCO başlıklı yazıya göz atalım. “Çağımızda topluluklar insanî vasıflarını kaybettiler. Kaderimize alfabenin harfleri hükmediyor. S.S.C.B, A.B.D,  NATO vs.  … Büyük milletler, kişiliklerinden vazgeçip alfabenin işaretlerine sığınınca, insanlar da sloganlara teslim oldular. Sloganlar da mânâsını idrâk edemediğimiz onbeş-yirmi harf kümesinden ibaret değil mi? Düşünce yok artık. Kinler de, sevgiler de birtakım işaretlerin emrinde: Kızıl karşısında kuduran azgın boğalar gibiyiz.

…Batı’nın mimarı olduğu her kuruluş gibi, UNESCO da deniz kızına benzer; muhteşem bir baş altında sefil bir kuyruk. UNESCO Avrupa’nın binbir aldatmacasından biri. UNESCO ideali bir çeşit afyon.

…UNESCO, açıkgöz düşünce cambazlarının büyük bir iştiha ile memelerine sarıldıkları garip bir inek. Süslü kutularla sunulan bir afyon UNESCO. Amacı; Asya ile Afrika’yı terbiyeli bir sirk hayvanı haline getirmek, kurdun dişlerini törpülemek ve köpekleştirmek.” [1]

Bu satırların yazıldığı memleketin kendi medeniyet hamlesi etrafında kültür ve irfan ocakları açması gerekmez mi? Bazı aydınlarımızın temas edip gördüğü bu gerçeğe bugün ekmek ve sudan daha muhtacız!. Attilâ İlhan’da bu hakikati görenlerden. Batı’nın insanlığa “kültür” namına verebileceği hiçbir şey yoktur. Öyleyse Attilâ İlhan’ı dinleyelim: “Evrensel kültür kavramı, bir tuzak gizliyor, Kabataslak denebilir ki, evrensel kültür, yeryüzünden gelmiş geçmiş ve geçecek uygarlıkların, heyet-i mecmuasıdır. Gel gör ki, terimi ısrarla kullananlar, bunu böyle anlamıyor. Onların evrensel kültür dedikleri, birkaç yüzyıldır, Yahudui/Hristiyan tabanlı batılı emperyalizmin, dünyaya ‘evrensel’ diye, ‘cebren ve hile’ ile kabul ettirmeye uğraştığı, Yunan/Latin kökenli batı kültürü-kendi kültürü. O bunu elbette gizler, kültür değerlerini toplumsalın dışında, hatta üstünde bir değerler sistemiymiş gibi sunar. Halbuki kriter (kıstas, ölçüt) kendi uygarlığının kriteridir. Bu kritere uygun düşmeyen başka kültür sistemleri, o dakika geçersiz sayılıyor. ‘Kültür Emperyalizmi’ dediğimiz, bu değilse ne?

…Birkaç yüzyıldır, yeryüzü Batı uygarlığının üstünlüğünü yaşıyor. Evrensel diye savunulan kültür değerleri, gerçekte, batılı toplumların değerleri.” [2] Vicdanın sesini duyuyoruz Attilâ İlhan’dan. Vicdanın sesinin Batı nidâsı. Hürriyet, müsavat ve kardeşlik teslisine ise “haçlı esprisi” diyor Sayın İlhan ve devamında Türk aydınının içine düştüğü gariplik şu sözlerle tespit ediliyor: “XX. yy.dan çıkıyoruz, hâlâ daha, sağcısı olsun solcusu olsun, Türk aydınları ulusal çözüm diye, başka ülkelerin kendi koşullarına göre ürettikleri çözüm reçetelerini savunmak ‘gaflet ve delâleti’ içindedirler.” [3] Başka ülkelerin çözüm reçetesi mi dediniz? Evet… bu sözünüz gayet doğrudur, kendi çözüm reçetesini üretemeyen bir cemiyetin eline sıkıştırılanları çözüm kabul etmesi gayet de tabii… Bahsi geçen yazı can alıcı bir sual etrafında düğümlenip nihayete eriyor: “Peki biz ne yapmaya çalışıyoruz?”

 Düşünceyi kör mahzenlere atıp, fikirden ve fikir adamından nefret etmeye çalışıyoruz sayın İlhan. Ne acı değil mi?

Dipnotlar:

[1] Cemil Meriç, Kültürden İrfana,  İletişim Yayınları, 3. Baskı, s. 403. ‘UNESCO’ başlıklı yazıdan iktibas.

[2] Attilâ İlhan, Ulusal Kültür Savaşı, Özgür Yayınları, s.11

[3] A.g.e. s. 14

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s