RUZNÂME 18 AĞUSTOS 2016

ruznameNihâd Sâmi Banarlı Okumaları -10-

Edebiyat Sohbetlerinden Notlar

İrfan köprüsünün mimarı Nihâd Sâmi Banarlı’nın kayda değer bir kitabı da: Edebiyat Sohbetleri’dir. Edebiyat hakkında mülahazalardan oluşan bu eser sahasında nev-i şahsına münhasır bir kalite ve derinliktedir.

Bu yazımızda kitaptan bazı yazıları önemine binaen iktibas yapacağız. Bu yazıların ilki; BİR TERKÎBİN KIYMETİ başlıklı yazıdır. Bu yazıda Nihâd Sâmi Banarlı’nın yanına gelen bir takım uyanık gençler üstada şu suale sormuşlardır: “Biz milliyetimize mi, yoksa dînimize mi bağlanmalıyız?” Bu sual karşısında Nihâd Sâmi’nin cevabı gayet nettir. “Ne Türklükten vazgeçeceğiz, ne de İslamiyet’ten.”

“Kişi kavmini sevmekle kınanamaz.” buyuran Hazreti Peygamber, bir kimsenin kendi cemiyetini, kendi milletini muvazeneyi kaçırmadan sevmesini emretmiş, bunda mahzur görmemiştir. İslamiyet’in milliyetçiliği; müsbet milliyetçiliktir. Menfi milliyetçilik ise kavmiyetçilik olup, bu ırkçılık manasındadır ve dinimiz bu zebaniliği şiddetle yasaklamıştır.

“Türkiye Türklüğü, Türk kanıyla islâm îmânının birleşmesinden meydana gelmiş, üstün ve mütekamil bir terkîbtir.” [1] “Bu terkîbi bilmeye ve anlamaya mecburuz.” diyen Nihâd Sâmi sözlerine şöyle devam eder: “Türk milleti, islâm dînini, başkalarının zorlamasıyla değil, kendi vicdân dünyasına üstün cevap veren bir din olduğu için kabul etmiştir. Türklerin, kısa zamanda bütün islâm âlemine hâkim devletler ve medeniyetler kurmaları da yalnız kılıç zoruyla değil, Müslümanlığın kalkındırıcı kudretini Türk gücü ve Türk idrakiyle birleştirmelerindendir.” [2]

Bir şairimizin ‘Kâlû Belâ’dan önce de hep Müslümandılar’ sözünü nakleden üstadımız, ecdadımızın İslamiyet ile ezelden nişanlı olduğunu bu yazısında söylemektedir. Yazının bittiği son paragraf ise şöyle: “İşte bu sebeplerle, ‘biz dînîmize mi, yoksa milliyetimize mi bağlanalım?’ diye düşünerek, çok iyi hazırlanmış bir ikiliğe yuvarlanmaktan korkunuz. Çünkü Türkiye tarihinde ve Türkiye coğrafyasında kader, bu ikisini azîz bir potada birleştirmiştir. Biz bu terkîbi bozamayız. Bozarsak kendimiz olmaktan ayrılırız.” [3]

*

Bahsini edeceğiz ikinci yazımız ise “Allah’sız San’at” başlıklıdır. Yazıya şöyle giriliyor: “Allah’sız san’at, ışıksız lâmba gibi, her türlü şevkten mahrum ve nursuz bir san’attır. Çünkü san’at, îmanla ezelden kaynaşmış, hattâ îmandan doğmuş bir insan marifetidir.” [4]

Şu satırlara dikkat buyrun: “Allahsız ve maddeci hilekârlığın dünyâyı sarmaya başladığı günlerden beri san’atta bir kabalık cereyânı var. Lisanda küfürü san’at; mûsıkîde gürültüyü san’at; raksda hayvânî hareketleri san’at; resimde çirkinliği, acâipliği ve boyacılığı san’at; hayatta bilgisizliği san’at ve her türlü eşyâ ve hareketlerde yontulmamışlığı san’at zannedenler oluyor. Binâlar beton yığını, heykeller siyâh suratlı, resimler cin çarpması ve şiirler basitlik, âhenksizlik ve hamâkat örnekleridir.” [5]

En büyük sanat eseri insandır. Bu sanatı yaratan mutlak müessir olan Allah’tır. Eseri müessirden müstakil ele almak ne büyük hadsizliktir. Her eser böyledir ve eserin en büyük temennisi de içinde gizlenen müessiri, muhatabına keşfettirmektir. Keşifsiz san’atkâr, fikirsiz san’at olmaz.

*

Sanatın müntehasında Allah’ı arayanlardan birisi de Necip Fazıl Kısakürek’tir. Böyle bir yazıda Nihâd Sâmi Banarlı, Necip Fazıl’a da başvursa doğru yapmaz mıydı? Bilemiyoruz! İki üstadın arasında olup bitenleri. Bu mesele müstakil bir yazıda tetkike muhtaç…

[1] Nihâd Sâmi Banarlı, Edebiyat Sohbetleri, s. 314

[2] A.g.e. s. 314

[3] A.g.e. s. 317

[4] A.g.e. s. 300

[5] A.g.e. s. 304

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s