RUZNÂME 11 AĞUSTOS 2016

Nihâd Sâmi Banarlı Okumaları -3

Yahyâ Kemal’in Önemi -3-

Yahyâ Kemal’in Tarih Tezi

Aziz Türk evlatlarının aziz hocası Nihâd Sâmi Banarlı’yı dinleyelim: “Yahyâ Kemal, Türk târihini başlıca iki bölüm dâhilinde düşünür. Bunlardan biri, başlangıçtan Malazgird’e kadar Türk târihi, ikincisi de Malazgird’den bu yana Türkiye Târihi’dir. Büyük şâire göre bizim en mühim târihimiz bu ikincisidir. Çünkü bu târih, eski Ortaasya topraklarından ayrı ve tamâmiyle yeni bir vatanda, yeni bir târih ve coğrafya kaderi içinde meydana gelmiştir. Yeni târih, başta Türklük, İslâm îmânı ve vatan coğrafyası olmak üzere, Türkiye Tüklüğü’nü meydana getiren daha nice unsur ve faktörlerin aziz bir sentezidir.” [1]

Yahyâ Kemal büyük eserler verebilmeyi büyük tarihi birikimlerin tezahürü olarak görmekteydi. Öyle ya medeniyet birikim demekti. Çağların sesi olmak istiyordu Yahyâ Kemal. Çağların ve vicdanın… Öyleyse, mâziden kopmamalıydı. Hüviyet buhranı yaşayan bir şairin kalıcı eserler verebilmesi mümkün değildi!

*

Büyük şiirleri derin irfan beslerdi. Bu irfanın kaynağı neydi? Tanzimat’tan sonraki bazı aydınlarımıza göre Hristiyan Avrupa idi. İstanbul’dan Londra’ya nazire düzmekle bu milletin büyük şairi yahut mütefekkiri olunabilir miydi? Bu suallerin etrafında buhranlar yaşadığı bir zamanda Camile Jullian’ın şu sözü O’na yepyeni bir dünyayı armağan edecekti:

“Fransız milletini, bin yılda, Fransa’nın toprağı yarattı.” Bu sözden sonra ne mi oldu? Büyük şâirden dinleyelim: “Düşünmeğe başladım: Acabâ bizi de Malazgir’den, 1071’den sonraki sekiz yüz senede Türkiye’nin toprağı yaratmamış mıydı? Bu cümleyi, Saint Paul’ün Şam yolunda Hz. Îsâ’yı görerek: “Quo Vadis, domine?” sesini duymasına benzettim.” [2] Çünkü bu cümle, kafama birdenbire yepyeni bir ufuk açmıştı. Artık milliyetimize dâir fikirlerim bu cümlenin ilham ettiği noktada birleşiyordu. Bu noktadan hareket ettim. Artık benim için 1071’den evvelki devirlerimiz kakblet- târih, fakat 1071’den sonraki devirlerimiz tarihtiler.” [3]

Kendi Gök Kubbemiz’in altında irfana açılan kapıydı Yahyâ Kemal. Batı’yla kendini tecrit ederek tüm eserlerini milli ve dini çizgide veriyordu. O’nun milliyetçiliği İslam’dan mustakilleşmeyen, İslam’sız Türk’ün “yok” hükmünde olduğunu kendisi söylüyordu. Dinleyelim büyük şâirimizi: “Bir Türkçü, nazarî Türkçülükten hakîkî Türkçülüğe gelmelidir. Nazarî Türkçülük uydurulmuş bir Türkçülüktür. Hattâ bu nazariye bâzan günün politikasına göre uydurulmuş olabilir ve her nazariyeci yâni politikacı başka türlü uydurabilir. Bunun içindir ki bizimle hiç alâkası olmayan ırkları, hattâ bizi katletmiş olan Moğolları, öyle Tatarları, nazariyeciler bizden addederler. Hâlbuki bizim Türklüğümüz bir mukadderat selinden doğmuştur. Biz Malazgird’ten sonra yeni bir terkibiz. Yeni bir devlet, bir vatan ve bir Türkçe içinde haşır neşir olmuşuz. Nitekim Tatarlar da başka bir terkiptir, Moğollar da öyle… [4]

Görüldüğü gibi O’nun milliyetçili menfi değil müsbet milliyetçiliktir. “Kişi kavmini sevmekle ayıplanamaz” diyen Hazreti Peygamber’e nisbetle O; Müslüman Türk’ün milliyetçisidir.

[1] A.g.e s. 207-208

[2] Bir Hırıstiyan efsanesine göre, Hz. Îsa’nın havârîsi Saint Petrus, Neron’un zulmünden kurtulmak için Roma’dan kaçarken Appienne yolunda bir nur huzmesi hâlinde karşısına çıkan Hz. Îsâ’ya: “Quo vadis domine: Hazret nereye gidiyorsun?” diye sormuş. Hz.Îsâ da ona: “Sen kuzularımı bırakıp uzaklaştığın için, ben tekrar, çarmıha gerilmek üzere Roma’ya gidiyorum.” cevâbını vermiş. (Nihâd Sâmi Banarlı’dan nakil.)

[3] A.g.e s.210-211

[4] A.g.e s.216-217

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s