DİL ve EDEBİYAT DERGİSİNE CEVAB

NECİP FAZIL’A HÜCUM AFFEDİLEMEZ!

Dil ve Edebiyat dergisinin 90. Sayısında yer alan “Yeni Türkiye’nin İnşası Sürecinde BüyükDoğu Fikriyatının Şairini Anlamak” başlıklı yazı, “anlamak” yerine ısrarla anlamamak üzerine kurulmuştur.

Üzeyir İlbak’a ait olan bu menfur yazı tenkit ölçüsü ve kıymetinde olmamasıyla beraber bir “küfürname” dir. Felsefe okuya okuya  “selim düşünebilme” istidadını kaybeden bu yazarcık müsveddesi dilinden düşürmediği Üstad –yazarcığa göre Üstat- kelimesinin arka planında sinsi ve alçaklıkla Necip Fazıl’a saldırmakta, bu saldırışın manivelasını ise ilim-fikir-sanat mülahazalarından müstakil yürütmektedir.

Necip Fazıl prototip bir insandır. O’na layık olduğu veçhiyle değil de kuru akıl ve sığ anlayışların inşâ ettiği zihni ve akli hamlelerle hücum ettiğiniz an, O; tüm bu çocukça iştiyakları yine şahsında eritir, böylece saldıran kişinin hanesine mağlubiyetten başka bir yazılamaz. Necip Fazıl emsali büyük terkip ve tecrit kafaları hakkında yapılan tüm küfürnâmelerin altında yatan en mühim sebeplerden bir tanesi de “kıskançlık” ve Necip Fazıl’ın üstün zeka muhayyilesini çekememek yatmaktadır.  O, hayattayken fikir ve sanat mülahazalarında “havlusunu tutamayacak” kadar kıymetsiz olan tipler, O’nun ölümünden sonra kıskançlıklarından boşalan tüm cerahetleri meydan yerine dökmüşler, böylece söz ve tavırlarından “lağımları” kıskandıracak pislikler saçmışlardır. Necip Fazıl’ı tenkit edebilecek adam yoktur hala. Ne sol kesimde ne de diğer camiâlarda. Tenkidi kâabil olmayan bu adamın gölgesinde kaybolan ergen çocuksu alçaklar ise, “okşaya okşaya silleleme” yolunu tutmuşlar yahut tuttuklarını sanmışlardır. Söz konusu menfur yazının bay yazarcığı da böyledir.

Necip Fazıl’ın hazmedemediği ve hep iğrendiği “ucuzculuk” ve “ucuz şahıslar” O’nun keskin üslup ve tenkitlerinden kurtulamamıştır. Necip Fazıl hayattayken çilesi çekilmeyen herşeyin yüzüne tükürmüş, çileyi mukaddes saymış, davasını çile yolu olarak tesbit ve teşhis etmiştir. Bu harikulade çile adamından nefret eden iki kafa: Meş’um ve mukallit kafalardır. Yani uğursuz ve taklitçi kafa.

Hülasa biraz yazıya göz atalım… Bay yazarcık diyor ki: Necip Fazıl dini bilme-anlama-yaşama-anlatma konusunda kayda değer bir eğitimi olmamasına rağmen uzman olmadığı alanlarda alanının uzmanıymış gibi kalem oynatmıştır. Ne komik cümleler değil mi? Bu kafa, İmam-ı Gazali’den Mevlana Hazretlerine kadar büyük irfan abidelerini “ilahiyat fakültesi” bitirmediler, öyleyse dini alanlarda (ne demekse) yazdıklarına itibar etmeyin diyecek ahmaklığa sahip insancıklardır!. Devam ediyor bay yazarcık: Zaman Zaman maksadını aşan yorumlarda bulunmuş, İslam tarihinde karşılığı olmayan tespitler de yapmıştır. Bay Üzeyir! Ya Necip Fazıl’ın hiçbir eserinden haberi yok yahut da bildiğini gizleme, hakikati örtme gibi Şia kalıntısı takiyye numaraları çeviriyor. İslam tarihinde karşılığı olmayan tespitleri nelermiş biliyor musunuz? İbn Teymiyye olmak üzere Muhammed Abduh, Efgani ve Mevdudi gibi mezhepsizleri tenkit ediyormuş. Bay yazarcığın İslam tarihinden ve İslam bilgi ve ilim mecraından haberi yok ki? Hem de zerre kadar! Haberi olmuş olsa bu şahısların İslam’ın tarihini yazanlar tarafından her devir ve tarihi safhada nasıl mahkûm ve zelil edildiklerini bilirdi! Ama nerde! Çamur at tutmazsa pisliği kalsın!

Necip Fazıl gibi zeka ve tefekkür üstadını Atasoy Müftüoğlu ağzıyla tenkit etmek de bu yazarcığa yakışırdı. Bol iktibaslar Bay Atasoy’dan. Haaa bu arada unutmayalım: Bay yazarcığın başvurduğu sahte şahıslardan biri de Rasim Özdenören zübbesi. Üstad tarafından “hain” olarak yaftalanan, Büyük Doğu Mimarının karşısında tek cümle edemeyecek fikirsiz ve irfansız bu zat, Necip Fazıl hayattayken fikir dolu huzurundan kovulmuş, sonra O’nun ölümünden sonra Necip Fazıl üzerinden şahsiyet kazanma gibi alçaklık yoluna başvurmuştur.

*

İdeolocya Örgüsü de liberal yazarcığımızın hedefinde. Neymiş efendim İdeolocya Örgüsünde özgürlüğü kısıtlayıcı temel haklara müdahaleyi öngören devlet telakkisi müdafaa ediliyormuş. Hangi özgürlük? Hangi temel hak? İnsani hürriyetle hayvani özgürlüğün tefrik hususiyetleri nelerdir? Bunları yazıp belirtmeden kafaya göre özgürlük hak-hukuk gibi cıvıklaştırılan mefhumları “asli, esasi, fuzuli” veçheleri tayin edilebilir mi?

*

Bay Üzeyir’in küfürnamesini okurken beni en dehşete düşüren şu cümleler oldu: Kur’an da Müslümanlara tanınan “iradeyi kullanma, tefekkür etme, akıl etme, ‘senin dinin sana/benim dinim bana’, dinde zorlama yoktur” (…) gibi hemen her ferdin bildiği şeyleri görmezden gelen bir anlayış. Evet evet yanlış okumuyorsunuz? Necip Fazıl tefekkür etmeyi yok sayıyormuş. Akıl etmiyormuş, iradeyi kullanmıyormuş muş muş muş…

  1. Asrın İslam tefekkür mecraını açan, tefekkür ve akletme gibi temel mülahazalar etrafında külliyatını telif eden, Fikir (tefekkür) ıstırabı uğruna maddi ve manevi her çileye göğüs geren, tıpkı Hazreti Fuzuli gibi çilelere karşı “Onlarsız halim nicedür” diyebilme asalet ve zerafetini gösterebilen Necip Fazıl’a söyleniyor bunlar!

Küfürnamede gözümden kaçmayan bir hususiyette ısrarla “Bir adam yaratma” piyesinin ele alınmasıdır, sonra da “Hüsrev” kastedilerek “Necip Fazıl’ın hayatı da böyleydi” gibi cümleler kullanılmasıdır. Malüm olduğu üzere Hüsrev fikir ıstırabı çeken ve türlü buhranlar yaşayan bir kriz entelektüeldir. Hüsrev üzerinden Necip Fazıl’a “deli” demeye ramak kalmışken, O’na deli diyebilme cesareti gösteremeyen bu korkak ve pilastik adam, Hüsrev üzerinden Ona “buhranların adamı” demeye çalışıyor, çalıştıkça da kendi asli enaniyetini tüm gerçekliğiyle ifşa ediyor. Kendi kendini kendi tavır ve sözleriyle ifşa eden adam: Üzeyir İlbak olarak muhayyilemde yer ediniyor.

*

Yazarcığımızın bir diğer mahareti de (!) Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufundan habersiz oluşudur. Böylelerinin zihni ve akli dünyalarını inşâ eden felsefedir ve bu adamlarda filozofik hayaller peşinde koşan komik tiplemelerdir. Kendi inine girilmesinden hoşlanmamış olacak ki, Batı Tefekkürü ve İslam tasavvufu kitabından hiç mevzubahs etmiyor. O eseri birazcık karıştırmış olsaydı, Necip Fazıl’da vuku bulan tefekkürün genişliğini ve derinliğini belki görebilirdi. Ama nerde? Çile adamına çilesiz yaklaşan, fikir adamına fikirsiz yanaşan bu tip o zaman Necip Fazıl’ı gerçek manasıyla anlayabilirdi.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s