RUZNÂME 4 AĞUSTOS 2016

ruznameSâmiha Ayverdi Okumaları -4-

Ateş Ağacında Cemil Bey ve İdeal Genç -1-

Sâmiha Ayverdi’nin Ateş Ağacı’nı okurken romanın başkarakteri Cemil’de “ideal genç” tipinin “nasıl” ve “niçin” lerini buldum. Necip Fazıl’ın beklediği büyük sanatkâr ve genç adamı, Akif’in Asım’ı, Cemil Meriç’in hasretle beklediği neslin ahlakı, karakteri, derinliği Cemil’de vücut bulmuş vaziyettedir adeta. Cemil, materyalist moderniteye isyan bayrağını açan mukallit ve meş’um kafalara “iyi-doğru-güzel”i gösteren müsbet karakterin adıdır.

Romanın ana karakterlerinden Amca ise Cemil’in tam zıddıdır. Amca, Cemil’in sözleriyle; Bir çocuğun ruhunun temâyüllerini, ihtiyaç ve hüsranlarını sezecek his âhizesine mâlik olmayan bir adamdı. Zengindi… Üç yaşında babasını, on iki yaşında annesini kaybeden Cemil’e göğüs germiş, O’nu okutmuş, büyütmüş ve Cemil’e “evladı” gibi bakmıştı. Zaten evladı ve kimsesi de yoktu. Tek varlığı Cemildi. Amca için Cemil, ‘hem evlat, hem en yakın akrabâ, hem de üstünde durduğu tek ciddî mevzu idi.’ Bu zengin adam, gençliğini, servetini çalışmadan geçirmiş gezmiş eğlenmiş ve hayatın türlü geçici zevkleri içinde bunalmıştı.

*

Cemil, tahsil hayatını muvaffakiyetle tamamlamış, âdeta parmakla gösterilen pozisyona yükselmişti. Herkes genç ve yakışıklı bu münevver gencin peşindeyken bir gün amcası ona hitaben dedi ki: İşte Cemil, şimdi hem iktisat, hem hukuk doktorusun; hayâtın en çetin sahfasını yendin, büyük mevkiler, şan, şeref seni bekliyor. (…..) bankası müdürü Cezmi bey, mühim bir servisin değerli bir şefe ihtiyacından bahsederek kaç defa ağzımı aradı. Senin gibi liyâkatli bir genci kim istemez? Şimdilik git oraya yerleş.

Amcasının ‘şimdilik’ kaydının altında gizlediği îmâyı pek iyi biliyordu Cemil. Bu şöhret ve mevki harîsi tip, Cemil’i siyâsî hayata sivriltmek istiyor ve bütün gücü ile de bu yola sevketmek için arkasından itiyordu. Yalnız bel kemiğine değil, bütün varlığına yaptığı bu tazyik, bilmem neden, Cemil’de inatçı bir mukâvemet ve baş çekiş suretinde semere veriyordu? Onun Cemil’de siyâsi ihtiraslar uyandırmak için yaptığı her hamlesini, fırtınayı penceresinin arkasından seyreden bir adam kaygusuzluğu ile gözleyen Cemil, müdâfaa hattı yarılmayan bir kumandan hazıı ile de tâkip ediyordu (Ateş Ağacı, s. 21)

Oldukça hodbin ve mekanik bir adamdı Cemil’in amcası. Amca, materyalizmanın inşâ ettiği sahte dünya ve pilastik insanın remzi, Cemil ise bu pilastikaya isyan eden, isyanla kalmayıp sahteliği hakikat potasına eriten anlayışın adamıydı.

Davamız açısından bu roman ve Cemil karakteri gayet mühim. Yüreği irfan, gönlü aşkla tutuşan genç kardeşlerimin bu romanı ve Cemil’i hususiyetle tetkik etmelerini tavsiye ederim.

*

Etrafı kadınlarla çevriliydi Cemil’in. Öyle ya… Genç bir münevverdi! Hem de tahsilini Avrupa’nın gözde merkezlerinde tamamlamıştı. Amca, yeğeninin zengin bir kızla evlenmesini istiyordu.

Gene günün birinde amcam, bambaşka, hiç beklemediğim yeni bir hücum planıyla tekrar karşıma çıktı: Beni evlendirmek istiyordu. Evimizi doldur, artık ben ihtiyarladım… diyor ve bana, zengin, pek zengin bir gazete sâhibinin kızını almam için ısrar ediyor, bu suretle kendi hücum safını, bir politikacı kaynata ve bir yapma bebekle kuvvetlendirmek istiyordu. Hâlbuki amcam bu teklifte bulunduğu sırada ben, sandalı devrilmiş yahut gemisi batmış bir kazâzede gibi, hayat dalgasıyla sonsuz bir mücadelede idim. Fakat bu mücâdele, amcamla aramızdaki, maddî hayâtımın akışına âit dâvâdan bambaşka bir şeydi. Hatta, bu derûnî hengâme yüzünden, o maddî gâileyi, amcamın sâbit fikrini bile unutmuş gibi idim. Düzcesi, kendime, maddî hayâtıma bir şekil vermeden evvel, içimdeki mücâdeleyi yatıştırmak, bu çekişmeyi bir zaferle taçlandırmak istiyordum. (s. 22-23)

Fuzuli gelip gitmelerden hakiki hayatı arzu ediyordu Cemil, diyordu ki: Yaşamak ne bankadan evine gidip gelmek, ne şeflikten müdürlüğe sıçramak ne bir vekâlet koltuğuna oturmak, ne salonların, kadınların göz bebeği olmak ne de bir zenginin kızıyla evlenmekti… Şu halde insan, yalnız fizylojik buyrukların emrinde olan bir mahlûk ise, ağzındaki cevizi damın üstüne fırlatarak kıran kargadan, tavukları için döğüşen horozdan, geviş getiren inekten, çirkef deliğinde fâre bekleyen kediden ne farkı kalıyordu? İçgüdülerin ve menfaatlerin esâreti, bence en zâlim, en kopmaz kementti. İnsan için her zorluğu yenmek, her bağı koparmak belki mümkün, fakat hayvanla müşterek olduğu duyguların boyunduruğundan çıkmak müşkül, pek müşküldü.

DEVAM EDECEK!..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s