RUZNÂME 3 AĞUSTOS 2016

ruznameSâmiha Ayverdi Okumaları -3-

Sâmiha Ayverdi’nin ‘Abide Şahsiyetleri’ ni okurken Yahya Kemal’in şu mısraını mırıldandım: Hezar gıpta o devr-i kadîm efendisine / Ne kendi kimseye benzer, ne kimse kendisine. Yahya Kemal sanki bu şiirin ikinci mısraını Sâmiha hanımefendiye ithaf etmiş. Şiirin manasından hareketle Sâmiha Ayverdi ne kimsenin kendine, ne de kendinin kimseye benzemediği, eskilerin tabiriyle nev-i şahsına münhasır bir hanımefendidir.

‘Abide Şahsiyetler’ isminden anlaşılacağı üzere, tarihe yön vermiş ‘abide’ büyüklerin etrafında mana pırıltılarını okuyucuya serpmiş, bu mana pırıltılarıyla okuyucunun zihninde arzla göğü nişanlayan bir hususiyet arz etmiştir. Kendisi de bir ‘abide şahsiyet’ olan Sâmiha Ayverdi’den abide şahsiyetleri okumak Allah’ın okuyucuya bir lütfu olsa gerektir. Anadolu’nun ruh iklimini yoğuran irfan eşhaslarından öğrendiğimiz bir hakikat şudur ki; Âlimi âlime, arifi ariflere sormak gerekir…

*

Bugün irfan mecramızın büyüklerinden Bâki’yi okuyarak başladım güne. Sâmiha annemize göre, Bâki; Türk dilinin ve dîvan şiirinin köklerini toprağın derinliklerine indirirken, dalını budağını da göklere doğru gerip uzatan adam, meslek ve şöhret buudları arasında ölünceye kadar köşe kapmaca oynamış yüce san’atkâr…

Devam edelim efsunlu üslûba: O devirlerde hoca ile talebe, bir kılıcın iki yüzü gibi, ayrılmaz bir bütündü. Öğrenme ve öğretme aşkıyle kabdan kaba aktarılan bilgi, şifâhî bir medeniyetin karakteristik verimlerindendi ve o devirde hoca bir memur değildi. Belki isktilâlli mesleğinin salâhiyet ve imkânlarıyle talebesini işler, bir liyâkat ve başarı karşılığı demek olan icâzete hak kazandığını kabul ettikten sonra da: “Haydi, yolun açık olsun!” diyerek efendiliğini tasdik edip hayâta salardı.

İşte bu devrin adamıydı Bâkî. Bu devir ve o muhit üstadı Şairler sultanı yapıyordu. O muhit ve bu muhit… Ne büyük tezattır Ya Rab!

*

Sâmiha Annemiz devam ediyor: Hoca Saadeddin Efendi’ler, Nev’î’ler, Vâlihî’ler, nihâyet Rûhî-i Bağdâdî’ler zirveleşmiş bir medeniyetin çeşitli sesini verirken, o, tek başına bir orkestrasyondu. Sinan’ı, Barbaros’u doğuran bu muhteşem medeniyet, Bâkî’yi meydana getirmemezlik edemezdi.

Bâki, ‘Yekpâre bir nizam ve ölçüye sâdık, dört başı mâmur bir cemiyetin vasatından alınmış büyük şâir, sabırlı damlacıkların nefesinden birikmiş bir istalaktit gibi, hâlâ zaman içinde donmuş ve ebedîleşmiş sesiyle, dünden bugüne sarkmaktadır’ müellife göre. Bizce de böyledir. Tanzimat öncesi edebiyatımız maveradan gelen ses, mücerret âlemin mücerret şahısları etrafında vücut bulmuştur. Müşahhasın fethi ve mücerredin keşfi.

*

Bâki’nin hayatı Kanuni gibi büyük bir şairin zamanına denk gelmişti. Sanatkâr Bâki ve Sanatkâr Süleyman… Elbette aralarında dostluk köprüleri kurulacaktır. O devrin kıymet ölçüleri asâlete değil liyâkate değer vermekteydi.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s