RUZNÂME 25 HAZİRAN 2016

Tevhid Medeniyeti

Fikri harmanlayan, hayatı çerçeve içine alarak ilim ve bilgi tasnifini yapan mecra, medeniyet mecrasıdır. Fikrin yekûnu medeniyet fikri etrafındadır. Herhangi bir hadiseyi ve mevzuyu medeniyet çapında değerlendirebilmek, büyük fotoğrafı görerek külli idrake ulaşabilmek bir hayli zor, zor olduğu kadar da meşakkatlidir.

Hayatı fildişi kulelerden seyreden dar ve çapsız misaller etrafında sahte nisbet arayıcılarının varacağı tek menzil: fikirsiz duraktır. Fikir, tefekkür etmektir. Tefekkür eden mütefekkir ise, sürekli hakikat arayışı ve hikmet keşfi peşindedir. Kainattaki tüm gerçekler, keşfetmekle mümkündür. Keşif tefekkürün, tefekkürde mütefekkirin meşgalesidir.

*

İslam’ın insanlığa sunduğu medeniyet fikri, tevhid medeniyetidir. Tevhid medeniyeti, “bir” etrafında öbeklenen, “bir” i ulvi kabul ederek, bir’den bine, bin’den tekrar bir’e gelenlerin kuracağı mukaddes oluştur.

*

Tevhid Medeniyeti herhangi ırkla ya da milliyetle anılamayacak kadar geniştir. Medeniyet devleti, fert-cemiyet-devlet-medeniyet dörtlü terkibi etrafında müesseseleşmiştir.

*

Üç Medeniyet” e Cevab

Yukarıdaki satırlardan anlaşılacağı üzere gerçek medeniyeti kurmuş ve kuracak olanlar, Tevhide muhatap olan nur yüzlü insanlardır.

*

Bu aralar bir kitab geçti elime. Ahmet Ağaoğlu’na ait bu kitabın ismi: Üç Medeniyet.

Kitap bu zamana kadar üç baskı yapmıştır. Birinci baskı 1927, ikinci baskı 1972, üçüncü baskı ise 2013 yıllarındadır. Biz üçüncü baskıdan devam edeceğiz.

Kitabın ilk baskısındaki önsöze bakalım: Bu eser 1919- 1920 yıllarında Malta’da yazılmış ve memlekete döndükten sonra Türk yurdu dergisinde parça parça yayımlanmıştı. Eserin konusu dünya üzerinde yan yana yaşayan üç medeniyetten birisinin, yani Batı medeniyetinin diğerlerine galip geldiğini ve dolayısıyla kurtuluşumuz için bu medeniyeti olduğu gibi benimsemekten başka çare olmadığını göstermekti. (s.13)

Söze “Batı Medeniyeti” diye başlayanların derin bir zihni ve akli işgal altında olduğunu söyleme mecburiyetindeyim. Yukarıda da kısmi olarak söylediğimiz üzere tek medeniyet, İslam medeniyetidir. Batı medeniyeti değil, batı uygarlığı. Batı, medeniyet kuramaz, kuramamış ve kuramayacaktır.

Kulak verelim Garpperest aydınımıza: Gazi’nin yüksek dehasından fışkıran ve İsmet Paşa’nın kudretli elleriyle tatbik olunan büyük inkilâbımız on yıl evvel Türk aydınlarına ideal ve hayal gibi gözüken değişiklikleri gerçekleştirmiştir. Bu kısa müddet içinde dışımızdan içimize kadar değiştik. (s.13)

Gazi’nin yüksek zekâsından fışkıran “tereddi” hareketidir. Tereddi: soysuzlaşmak.

İsmet Paşa’nın kudretli elleriyle tatbik olunan büyük inkilâbın adı ise, maymunlaşmaktır. Maymunlaşanlar evvela şahsiyetini sonra da insanlığını kaybeder.

Devam edelim hezeyannâme karalayan bay Ağaoğlu’na: Aileden devlet ve hükümet şekillerine, elbisemizden yazıya kadar, müesseselerimiz ve geçinme tazımız bakımından Batı medeniyeti zümresine girdik. (s. 13)

Kapının önünde bekleyen piç ve sefil çocuğun haline bakar mısınız? Bu sefil garpprest maymun, kitabın ikinci baskısına “önsöz” yazan Tezer Taşkıran’a göre: 20. Yüzyılın en dikkate değer Türk fikir ve siyaset adamlarından biridir. Adam Türklüğün hamurkârı İslamiyet’ten nefret ederken, bu nefret, “şahsi” olarak kalmayıp “umumi” mana ihtiva eden satırlara dökülüyorken nasıl oluyor da Türk kabul edilebiliyor? Nasıl oluyor da sahte Türklük hüviyetinin yanıbaşına “fikir” ve “siyaset” gibi kıymetli şeyler eklenebiliyor? İnsana gülerler!

Kitabın ismi olan “Üç Medeniyet” tesadüfi değildir. Üç Medeniyetten kastettiği: İslam Medeniyeti, Avrupa veya Batı Medeniyeti, Buda-Brahman medeniyetidir. Bay Ağaoğlu’na göre, İslam Medeniyeti ve Buda-Brahman medeniyeti, Batı’nın karşısında mağlup olmuştur. Bu mağlubiyet sebebiyle de bizim için tek kurtuluş yolu: Şeksiz şüphesiz Batı’yı taklit etmek ve Batılı olmaktır.

İslam ve gerek Buda-Brahman medeniyeti yenilmişlerdir. Batı medeniyetinin şahsiyet özelliklerini kabul ve onun iradesine tâbi olmak mecburiyetindedir. (s. 23)

Üç Medeniyet yazarı, Mağlubiyet nedir? Üstünlük ne ve ne şekilde gerçekleşir? Mağlup olan bu halden nasıl kurtulur? Millet ve Şahsiyet münasebeti nasıl kurulmalıdır? Taklit nedir? Bu ve bunun gibi mücerret suallerin cevabını aramak yerine, ucuz ve hafifmeşrep bir üslupla, doğduğu vatana ihanete giriyor ve batılı abilerinin Anadolu hoparlörü oluveriyor. Yazık! Hem de çok yazık! Zavallı aydın zübbeler! Kurtuluş taklitte değil, gayretle çalışmaktadır. Çalışmak, ataletten kurtarır, ataletin olmadığı yerde rahmet vardır.

Şu satırlara bakalım: Batı hayatı bütünüyle bizim hayatımızın bütününe galebe çalmıştır. Bundan dolayı kurtulmak, yaşamak, varlığımızı devam ettirmek istiyorsak, hayatımızın bütünüyle –yalnız elbiselerimiz ve bazı müesseselerimizle değil- kafamız, kalbimiz, görüş tarzımız, zihniyetimiz ile de ona uymalıyız. Bunun dışında kurtuluş yoktur. (s. 25)

İlim, irfan, şeref yoksunu bu zat, kitabın çeşitli sayfalarında Hristiyanlığı hak din mertebesinde gören, yer yer laiklik meddahlığı yapan, kesinlikle Batılı abilerinden vazgeçmeyen, Fransız edebiyatı karşısında kendi edebiyatını “harabe edebiyatı” gören soysuzun biridir.

Yazar, şeksiz şüphesiz Batılı olmayı istemektedir. Şu satırlara dikkat: Bizim takip edeceğimiz iki yol vardır: Ya ezilmeye, mahvolmaya razı olmak, yahut aynı esasları kabul etmek. Biz görünüşte ikinci yolu tutuyoruz, ilhamlarımızı bugünkü çağdaş düşünme gücünden aldığımız halde, çareleri onun tamamıyla zıddı ve muhalifi olan eski zihniyette arıyoruz. Bir tarafta Spencer, Durkheim ve Bergson, diğer tarafta Ebu Yusuf ve Ebu Davud, bir tarafta bugünkü sosyoloji ve felsefe, diğer tarafta “Ahkâm-ı Sultaniye” ve Ahlâk-ı Nasıriyye”. Birleştirilmesi ve uzlaştırılması mümkün müdür? (s. 39)

Batı ile birleşmemiz ve uzlaşmamız mümkün müdür? El cevab: Hayır…

*

Kitabın “Ahlak” başlıklı bölümünde son padişah Vahdettin ve Damat Ferit’i İngilizcilikle suçlayan müellif, izahsız bir tezada düşmüyor mu? Yukarıda yapılan iktibaslardan anlaşılacağı üzre Batı hayranı olan kendisidir.

Sultan Vahdettin’i bir an İngilizci kabul edelim! Müellifin ortaya attığı tez sebebiyle Vahdettin makbul sayılmaz mı? Eğer Vahdettin Ahmet Ağaoğlu’nun iddiasında olduğu gibi “hain” olmuşsa, bu hainliğinde sebebi de İngiliz’e yakınlıksa, o zaman bay Ağaoğlu’ da haindir. Hem de mutlak hain.

*

“Üç Medeniyet” serlevhalı bu insafsız ithamnâmede Türk İslam medeniyetine ait her değer kötülenir. Bayramlarımızın sayısı azdır, kabahat. Sâdi’yi okuruz, günâh. Ve üstat bizi utançtan öldürmek için Sâdi’nin ahlâkını “Kanunların Ruhu” ve “İçtimaî Mukavele” ile mukayeseye kalkar. Hattâ Marx’ın tarihi maddeciliğini bile sahneye çıkarır. Ne var ki, hukuk-u esasiye müderrisi, Şirazlı şairle, Montesquieu veya Rousseau arasında bir münasebet bulunacağını katiyen söylemez. (Cemil Meriç, Bu Ülke, İletişim Yayınları s. 161)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s