KADIN KONULU MÜLAKATLARIMIZ DEVAM EDİYOR

İsimsiz-1Meryem Şahin ile Mülakat

Mülakat: Metin Acıpayam

Mevzu: Kadın


Soru 1-

Baran dergisi 402. Sayısında Sezai Dilbilen imzalı yazının başlığı demokrasi kadını esir etmenin şeriat özgürleştirmenin rejimdir. Başlığıyla enfes bir yazı neşredildi. Gerçekten soysuz özgürlüklere kapı aralayan batı adamının mamulü demokrasi nizamsızlığından ötürüdür ki kadının mahremiyet sınırları çiğnendi. Ve batılı bir düşünürün söylediği gibi herşeye isim konuldu ama kadına isim bulunamadı. Aslında batının ınsanı getirdiği nihai noktadan görüyoruz ki hiçbir şeye isim konulamadı. Kavramlar yerli yerine oturtulamadı ve bu keşmekeş içinde kadın bir seks objesi olarak pazarlandı. Sezai Dilbilen’in yazı başlığı olan demokrasi kadını esir etmenin şeriat özgürleştirmenin rejimidir sözünden ne anlamamız gerekiyor?

Cevap – 1

Kadın Allah’ın insan neslinin devamına vesile kıldığı ve birçok kültür anlayışına göre kutsal sayılagelmiş bir varlıktır. İnsanlığın varoluşundan bu yana  kölelik ve efendilik (egoizm ve bunun olumsuz getirileri) de varolmuştur ve hep te varolacaktır. Ülkeler sömürülmüş, insan ve insan dışındaki canlılar katledilmiş, yeryüzündeki imkan ve fırsatlar haksızca gaspedilmiş ve edilmeye devam etmektedir. Bu hırs ve acımasız bozgunculuğun içinde kadın da hem biyolojik hem de duygusal özellikleri nedeniyle istismara en açık varlık olarak zarar görmekten kurtulamamıştır ne yazık ki. Aslında isimler Kur’ani tabirle Allah’ın  Adem Aleyhisselam’a öğrettiği zamanda varoldu. Esma tüm varlıklara verildi. Fakat bozgunculuk özelliği olan insan, kavram kargaşası oluşturarak burada da hedef şaşırtmaca uygulamaktan geri durmamıştır. Yani İslam kurallarını ister kavram kargaşası, ister “izm”ler, ister menfaatler, ister yönetimler… adına her ne derseniz deyin; yaşayamadığımız sürece kadının özgürlüğü de elbette kısıtlanacak ve istismara uğramaktan kurtulamayacaktır. Çare; İslam’ın varolan ama uygulayamadığımız kurallarında ve Nebevi yaşamda mevcuttur.

Soru -2

Muhyiddini Arabi Fusus-ul hikem adlı eserinde “Allah insan için yine İnsan sureti üzere başka bir şahsı yarattı. Ona da kadın adını verdi. Kadın kendi sureti üzere zahir olunca ona müştak oldu. Bu hal bir şeyin kendi nefsine iştiyak duymasıdır. Kadının erkeğe vurgunluğu da bir şeyin kendi yurduna  düşkünlüğüdür. Bu söz hakkında ne söylersiniz?

Cevap -2

Muhyiddini Arabi olayın zahirinden öte batın kısmını gören ve onunla ilgilenen bir mütefekkir olması nedeniyle farklı bir yönünü görmüş yaratılışın. Elbette ki insan insan için yaratıldı.  Teskin olması için nefislerinden eşler yarattığını buyuruyor Allahü Teala. Belki uyum sağlaması açısından aynı maddeden aynı varlıktan bir parça ile kadını yaratarak eksik olan kısmı örtüştürdü. Aslında her şeyi kendimiz için yaparız. Bazılarımız itiraz edebilirler belki ama bu böyledir. Karşılıksız yani karşılık beklemeden yapılan ya da yaşanan hiçbir şey yoktur. Çocuğunuzu büyütürsünüz gelecekte birçok güzel şeye sahip olsun  iyi insan olsun diye. Yetime iyilik edersiniz hayır işlemiş olmak için. Peki hayrı niye yaparsınız? Ya dünya ya ahiret mutluluğu için değil mi? Karşılıksız aşk denir mesela. Böyle bir şey yoktur. Maşukun isteğine ram olmak ta  onu mutlu edebilmek ve sonuçta kişinin kendi sevilme ihtiyacı ve mutluluğunu tamamlaması cabasıdır aslında.

Yani insan kendini sever kendine iştiyak duyar. Kendisi ile özdeş olan da ona cazip gelir. Bu insan varlığının devamı için elzemdir ve yaratılışta mayasına Allah tarafından konulmuş bir çekim kanunudur diyebiliriz.

Soru -3

Kadın bir fikir herşey bir fikir ama kadın üstün fikrin kalıba döküldüğü heykel. Onu o zannedip kendisinde başlıyor ve bitiyor sandın mı  bu heykel çöküveriyor tepesine bir yumruk inmiş balçığa dönüyor ve ortada yalnız ötelerin ötesini gösteren bir işaret parmağı kalıyor. Bu sözler Necip Fazıl’ın aynadaki yalan isimli eserinden. Buradan hareketle kadın ve fikir münasebetinden bahsedecek olursanız ne söylersiniz?

Cevap -3

Necip Fazıl kişiliği kendine has bir şahsiyet ve kıvrak zekaya, ince düşünceye sahip bir insandı. Onu üstad yapan da bence şiirinden çok şiirindeki fikriyattı.

Kadının bir nesne olmasını zaten kabul edemez. Ama bununla birlikte onun sadece narin bir varlık, bir eş, bir ana vb. olmasının daha arka planındaki özelliğini görmüştür. Ya da onun da insan kişiliği olan Adem’den yani erkekten kalır yanının olmadığını, fikirleriyle varolabilen bir varlık olduğunu vurgulamıştır. Fikri ondan alındığında (heykel örneğindeki gibi) geriye biraz da abartıyla belki kadından hiçbir şey kalmayacağını belirtiyor. Yani kadın fikri kapasitesiyle çok mükemmel bir varlık olabilir ama boş bir kalıp gibi yaşarsa aslında bir hiç olacaktır.  Buradan hareketle kadın donanımlı olmalı Kuranın oku emriyle hareket etmeli ki fikir ve söz sahibi olsun. Hakettiği yerde kavvam bir şekilde durabilsin.

Soru -4

Bir anne olarak malumunuz olduğu  üzere siz de çok iyi bilirisiniz ki anneler mukaddestir. Anneler öf bile denilmemesi gereken ulvi varlıklardır. Kadın şeriatte öylesine zarif ve kıymetli bir konumdadır ki Allah Rasulunun ifadeleriyle cennet annelerin ayakları altına serilmiştir. Bu bakımdan İslam kadını ve annesinin ayaklarının altı blel öpülmeye değer bir kıymet ifade etmektedir. Yüce nizam ve islam dünya görüşünün kadın hakkındaki muhkem hükümlerini gerek sosyolojik gerekse ontolojik olarak izah eder misiniz?

Cevap -4

İsra suresi 23. Ayeti kerimede Allah-ü Teala “Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa kendilerine “öf” bile deme, onları azarlama, ikisine de güzel söz söyle! Buyuruyor. Ana baba hakkı, dolayısıyla kadın hakkı Kur’an-i Kerim’de açık bir şekilde ifade edilmekte ve onlara ihtiram gösterilmesi emredilmektedir. Bir Hadis-i Şerifte ise “Cennet annelerin ayakları altındadır.” Buyurulmaktadır. Buradaki kinaye de anneyi, yani kadını mutlu etmek ve onun rızasını kazanmak sonucunda cennet kapılarının açılacağını beyan buyurmaktadır.

Yani İslam Dini toplumlar ve kültürler içinde kadına değeri hakkıyla veren bir nizamdır. Kadın, İslam nizamı sayesinde kölelikten ve sömürülmekten kurtarılarak özgürlüğüne kavuştu. Erkeklerle üstünlük bakımından, aralarındaki tek farkın takva olduğu belirtilerek ancak Allah’a kulluk konusunda erkek ve kadın eşitliği aynı zamanda kadının da lehine olabilecek şekilde değişmiş oldu.

“İçine şeytan girmiş” diyerek yakılan ortaçağ kadını İslam Dini sayesinde hakettiği makama kavuşmuş oldu.

Soru -5

Salih Mirzabeyoğlu İslama muhatap anlayış isimli eserinde islam cemiyet ve beldesinin büyük meydanında ve bütün nazarlara karşı kadın yüzünden el ve ayaklarından başka hiçbir noktasını çıplak olarak gösteremeyecek haya ve hicap şartları yerine geldikten sonra  kadın aynı islam  cemiyet ve beldesinin aynı meydanında en faal ve vazifedar unsuru olabilir. İfadeleri mevcuttur. Salih Mirzabeyoğlu’nun yukarıdaki ifadelerinden hareketle örnek bir kadın portresi çizilmektedir. Lakin emperyal birtakım güçlerin zihinlerimizle oynadığını da unutmayalım. Sürekli zihinsel algımıza çıplaklık ve müstehcenlik işlenmeye çalışılmaktadır. Gerek filmler gerek kıyafetlerle. Bu iş için de tabi ki kadın kullanılmaktadır. Kadın bir seks işçisi mi yoksa cemiyetler için irfan sultanları mıdır?

Cevap- 5

Salih Mirzabeyoğlu tesettür hakkında bu şekilde düşünür. Başka İslam alimleri de farklı fikir beyan edebilirler, elbetteki Nass’lara dayanarak. Kadının yüzü ve elleri örtünmeli hususu bildiğiniz gibi ihtilaflı bir konudur.

Emperyal güçlerin zihinlerimizle oynamalarına gelince; onlar her konuda olduğu gibi kadın konusunda da yönlendirme yapmakta ve toplumu dejenere etmekten geri durmamaktadırlar. Bu meyanda kullanılmaya müsait en etkili varlık olarak ta kadını görmekte ve bunu değerlendirmektedirler. İslamın koyduğu kural ve ölçülere göre hareket edemezsek farklı etkiler altında kalarak doğru olmayan yaşam şekillerine kayabiliriz. Emperyalist güçlerin sürekli bombardıman yaptığı bir ortamda etkilenmeden veya en az zararla çıkabilmek için toplumu ve özellikle de kadını bilinçlendirmek ve İslamın kurallarını  öğretmek benimsetmek durumundayız. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi kadın bir seks işçisi değildir ve olamaz. Onun görevi de Allah’a kulluk etmek ve cenneti kazanmaya çalışmak amacı ile erkekle birlikte takva yarışında koşmaktır. Ancak bu sayede hakettiği mevkiye ulaşabilir, bir sömürü vasıtası olmaktan kurtulabilir. Cennetin ayakları altına serildiği bir kadın olabilir. Çocuklarını doğru şekilde yetiştirerek toplumun ikamesinde rol almış biri olarak dünya sultanı da olabilir. Aksi halde nefsi hoşnutlukların ve sömürüyü adet edinmiş güçlerin esiri olarak esfel-i safilin’e düşmesi mukadderdir. Allah muhafaza buyursun.

Soru -6

Sığ ve bencilliğin anlayışı olan  liberalizmin geitrdiği en ciddi sıkıntıdan dolayıdır  ki kadınlar kendilerini tek birey olarak görmektedirler. Oysa islam anlayışında kadın erkeğe muhtaçtır. Erkek kadına. İki cinsiyet birbirinin alternatifi değil tamamlayıcısıdır. Liberalizmin  tezahüründen doğan feminist yaklaşımlar kadının meşru erkeğine karşı anormal bakışlarını tabileştirmekte ve kadının fıtratıyla oynamaktadır. Fenimizm ve kadın hakkında ne söylersiniz?

Cevap -6

Feminizm kelime anlamı itibariyle “kadınlık, kadına özgü, kadınsı” anlamlarına gelmekle aslında kadın için doğru bir ifade ve yakıştırmadır. Feminizmi bir akım olarak ele aldığımızda ise feminizm Batı’da kadının her bakımdan ezilmesi ve sömürülmesi sonucunda bir yerde patlak vermiş kadın hareketidir.

Aslında 15. Yüzyılda fikir anlamında başlayan kadının özgürleşmesi diyebileceğimiz fakat çok geniş bir alanda değerlendirilmesi gereken feminizm hareketi eylem olarak Fransız Devrimi ile birlikte başlamıştır. Sanayileşme ile birlikte özgürleşme adına kadının başkaldırısı olarak ifade edebileceğimiz bu hareket bu kadar masumane çıkışıyla kalmamış, sıçrayarak ilerlemiş birçok alanda kendisini göstererek hatta evliliklerin sonlanmasına ve tek ebeveynli çocukların varolabilmesine, buna imkan tanınmasına kadar işi ileriye götürmüştür. Bizim ülkemizde Batıdaki kadar olumsuz yönleriyle olmasa da özgürlük anlamında kabul görmüş kadının varolabilmesini sağlayacak bir hareket olarak görülmüştür. Bu durum, kadının evinden çıkarak çalışma hayatına atılmasını, bazan olumsuz şartlar altında çalışmasını ve çoğu kez istismara uğramasını, aşırı yıpranmasını, mağdur edilmesini de beraberinde getirmiştir.

Burada da İslam noktayı koymuş ve kadını muhkem  yerine yerleştirmiştir. Kadın ve erkek ancak birbirlerinin tamamlayıcısı ve birbirlerinin birer parçasıdır.

“Ali İmran- 195; Rableri onlara şu karşılığı verdi. Ben erkek olsun kadın olsun sizden hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim. Sizler birbirinizdensiniz.”

Bu ayet-i Kerime de açık bir şekilde kadın ve erkeğin rolünü ve konumunu bize bildirmektedir.

 Feminist yaklaşımda olduğu gibi İslam’da kadın erkeğe düşman yahut özgürlük çığlıkları atan bir çığırtkan değildir. Buna gerek de yoktur. Çünkü İslam, kadına ve erkeğe görevlerini bildirmiş, hakkı muhafaza etmiş ve takva üstünlüğü sayesinde kadının erkekten üstün olabileceği durumları da göstermiştir.

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s