RUZNÂME 2 HAZİRAN 2016

2 Haziran 2016

Dışarıda yağmur… Rahmet iniyor arz’a. Yağmur rahmetin kokusuyla geliyor, bu koku toprakla buluştuğunda ise, rahmet bize muhatap oluyor. Bu muhataplığın bedenime sirayeti, beni sarhoş ediyor ve başım dönmeye başlıyor, rahmetin kokusundan kitap yüklü odama geliyorum. Eserin esere kaçışı. Bu kaçış ulvi kaçıştır.

*

Taklitlerin Çarpışmasını okumaya devam ediyorum. “Gençliğin el kitabı” olarak takdim ediyor kendini. Hakikaten öyle.

Müellif, “Gerçekler ve Bâtıllar” başlığı altında İslam’ın dışındaki tüm görüşleri “bâtıl” olarak işaretledikten sonra, bunları; titrek, çılgın ve akl-ı selimden uzak tasavvurlar olarak kabul eder. Bu kabul edişin sebebi, derin bir İslami şahsiyetten kaynaklanmaktır şüphesiz. Zira eserin her sahifesinde gözüme çarpan, şahsiyetli İslam münevverinin, “hayvan uygarlığı” olan Batı dünyasına alenen ve kalemen meydan okumasıdır.

Kitaptan Kısa İktibaslar

İnsan şüphesiz büyük bir yaratıktır, ondaki eşsizliği gösteren en önemli yönü topraktan meydana gelen balçık ile Allah’ın ruhuna ilka ettiği maneviyatın enteresan bileşimidir: “Bir avuç çamurun içinde, topraktaki demir, bakır, kalsiyum, fosfor, oksijen, hidrojen gibi maddî unsurlarla, şehvet ve içgüdüler görünmekte; Allah’ın üfürdüğü bir nefeslik manevî cevherde ise gelişmeye ve yükselmeye muktedir şeffaf insan ruhu ile zaptedici irade ve seçme kuvveti şekillenmektedir.” (s 72)

*

İslam fıkhı beşerî tekâmülün amelî bir tatbikinden ibarettir. (s. 76)

*

Maddî, iktisadî ve ilmî inkişaflara gelince, bunlar insan ruhunda geçici olarak meydana gelen eserlerdir. Tesirleri hemen kaybolup, ruhun hâkimiyetine maruz kalırlar. Ruh tekrar eski haline ve hükmü altında bulunan dahilî şahsiyetlere döner. Bu, tıpkı vücudun etkisine alıştığı yeni bir ilâcın bir müddet sonra tesirini hissetmemesine benzer. Asıl değişiklik, ruhun derinliklerinden, duygularından, bizatihi kendini ve etrafındakileri görüşünden, vazife ve gayelerini sınırlamasından, hayattaki rol ve durumunu takdirinden hasıl olur. İşte asıl değişiklik budur, yoksa otomobil, uçak, veya merkep değil… (s. 85)

*

Çağdaş İngiliz filozofu Bertrand Russell “Şüphesiz artık Avrupalının üstünlük ve efendiliği sona erdi” derken, bu sözü, onun ilimden, maddî ilerlemeden ve üretim sahasındaki hamlelerinin duraklamasından dolayı söylemiyor. Fakat onun içten çöküşünü, sağlam inançlarından, ruhundan; bu gün batının anladığı dar ve menfaate müteallik mânâsı ile değil, fakat en geniş insanî kavramda, ahlâki kurallarından sökülüp boşaldığını belirtmek için söylüyor. (s. 87)

*

İnsanın üstünlüğünü gösteren amiller, ruhunda örgütlenen selim duygulardır. (s. 88)

*

Kadın, erkeğin kölesi değildir. Çünkü hiçbir kimse Allah’tan başka biri için köle olamaz. Kadın, cemiyetin esiri olmadığı gibi, yeryüzündeki kuvvetlerin herhangi birinin esiri de değildir. O, ancak –tıpkı erkek gibi- Allah’a ibadet eden, doğrudan doğruya onunla karşılıklı olarak münasebet kuran, yalnız ona karşı halis bir bağlılık, onun yolunda kâmil bir kuvvet hisseden bir kuldur. (s. 142)

*

Tarihi maddeciliğin tefsiri: “Şüphesiz insan nevinin tarihi, sadece karnını doyurmak için yemek peşinde koşmaktır.” Hükmünü verirken, gayet açık bir şekilde büyük bir pot kırmaktadır. (s 63)

*

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s