SURİYE SAVAŞI VE ÜMMETİN DURUMU HAKKINDA MÜLAKATLAR -4-

mülakatMülakat:

Metin Acıpayam

Mehmet Işık İle Mülakat


*Suriye’nin ümmet için manası nedir?

Bu sorunun cevabı,  Müslüman olduğunu iddia eden devlet adamlarına  ve Müslüman halka  göre değişkenlik gösterir. Müslüman halk Türkiye’de, Mısır’da, Ürdün’de ve diğer İslam coğrafyasında Suriye halkının durumunu ümmetin yaşadığı zulüm ve katliam olarak görmekte ve kabul etmektedir. Bunun yanı sıra halkı Müslüman olan ve kendilerini de Müslüman olarak ifade eden devletlerin Suriye’ye bakışı ümmet penceresinden değildir. Hatta siyasi rant ve çıkar alanı olarak görülmektedir. Suriye’deki ümmetin yaşadıklarının son bulması için Türkiye Cumhuriyeti’nin ve iktidarının verdiği mücadeleyi, hemen hiçbir Müslüman devlet yahut devlet adamı vermemektedir. Bu yüzden Türkiye ve halk için Suriye İslam beldesidir, kardeşlerimizin yurdudur ve ümmetin zulme karşı başkaldırdığı lakin yalnız başına açlık ve sefalet içerisinde mücadele verdiği yer olarak algılanmaktadır. Hakikati de budur.

*Suriye savaşının ümmet olmak için nasıl bir katkısı var?

Bazı savaşlar toplumlar arasında kardeşlik bağını güçlendirir. Yeniden ortak bir tarih yazımına fırsat verir. Acıları bir olan milletler güzel günleri birlikte inşa etmede zorluk yaşamazlar. Suriye’deki mücadele gönül ister ki ümmetin uyanışına örnek olsun. Harekete geçişte fitili ateşleyen kıvılcım olsun. Fakat 5 yıldır devam eden kanlı savaşta, Suriye’de masum insanlar hala katlediliyor. Ümmet olma adına, 1.5 milyar Müslüman bu yangına su dökememiş ise demek ki tam manasıyla ümmet birlikteliği sağlanamamıştır. Suriye, bir nevi Çanakkale kabul edilmeydi. Dili, rengi farklı olsa da gönlü Allah aşkıyla dolu yiğitlerin bir araya geleceği ve zafer İslam’dır nidalarıyla Suriye’yi topyekun kurtuluşa götüreceği yapılar kurulmalıydı. Kastım sadece cephede savaşacak askerler değildir. Her alanda birlik ve beraberlik sağlanmalıydı, ümmetin dik bir duruşu olmalıydı. Bu dik duruş, ümmet olma bilinci sağlanamadığı sürece, İslam coğrafyası kan ağlamaya devam edecektir. Bu meyanda bakıldığında Suriye Savaşı, ümmet olma yolunda örnek olmamıştır, olamamıştır, olması için yeterli çabalar gösterilmemiştir.

*Cihadın ümmet olmaya katkısı nedir, Suriye misalinde cihadın tesiri nasıl okunabilir?

Cihat, şanı yüce peygamberimiz Hz. Muhammed’in işaret buyurduğu üzere  önce nefisle başlar ve Müslümanın tüm hayatını kapsar. Cihat, eline silah alıp Suriye’de savaşmak ile de tam manasıyla gerçekleşmiş olmaz. Diğer taraftan bizler rahat içerisinde yaşarken, arada bir medyadan duyduğumuz yardım kampanyalarına küçük maddi yardımlar yapıyoruz. Bunu da cihat olarak görenler var.Bu bakış doğru değil.  Bu yardımları yapınca kısmen vicdanımızı rahatlatsak da Müslüman kanının durmasına mani olamadıktan sonra gerçek manada cihat etmiş sayılmayız. Elbette yapılan yardımlar önemlidir. Elbette kardeşlerimize ulaşacak gıda maddeleri ve ilaçlar önemli. Fakat benzeri bir olay Hrıstiyan dünyasında yaşansaydı, Başta Vatikan olmak üzere, devletler bazında ve STK’lar özelinde sorunun çözülmesi için her türlü yola başvurulurdu. Dikkatinizi çekmek isterim ki, Rusya ile Ukrayna yine Rusya ile Gürcistan arasındaki savaşlar masum inşaların ölümüne fırsat verilmeden çözüldü. Batı dünyası her türlü kurum ve kuruluşuyla olaya dahil oldu. Mesele sıcak savaş ortamından uzaklaştırılıp diplomatik boyuta taşındı. Oysa İslam coğrafyasında küçük bir olay büyük kanlı savaşlara dönmektedir. Bu savaşları durdurabilecek hiçbir yapı olmadığı gibi birliktelik de sağlanamamaktadır. Cihat etmenin türlü yolları vardır. Kurduğunuz STK’lar, resmi kurum ve kuruluşlar, düşünen adamlar, ara buluculuk yeteneği olan yetişmiş güçlü insanlar da görevlerini layıkıyla yerine getirir, Müslüman kanının durdurulmasına katkı sağlarlarsa, işte o vakit cihat etmiş olurlar.

*İslam coğrafyasının her bölgesinden yiğitlerin gelmesi ümmet olma sürecinde mesafe almamıza katkıda bulunuyor mu, nasıl?

 Elbette kardeşlik bağlarının güçlendirilmesi önemlidir. Fakat amaç gelen insanların sorun olması değil çözüm üretmesi gerekir. Bu en başta ümmet bilinci çerçevesinde insanların eğitilmesiyle ilgilidir. Savaşacak yiğitler, Ümmet mücadelesinin sadece askeri boyutunu oluşturur. Oysa ümmetin, diplomatlara, ekonomistlere, ilim adamlarına yani her alanda aktif görev alabilecek insanlara ihtiyacı vardır.

***

*Şia’nın Suriye’deki ihanetini nasıl değerlendirmek gerekir?

Şia üzerine düşeni yapmaktadır!  Tarih boyunca durum hep bu yönde olmuştur. Şia’nın devlet anlamın  en güçlü olduğu ve temsil edildiği ülke  İran’dır. İran devleti, İslami bir görünümde olduğunu iddia etse de tarih boyunca Ehl-i sünnet için sorun olmuş ve her fırsatta arkadan vurmayı kar saymıştır. Bu gün Suriye’de dökülen kanın en büyük müsebbibi İran’dır. Benim nazarımda Esed ve Rusya’dan hiçbir farkı yoktur hatta fazlası vardır. İran, Pers milliyetçiliği mezhepsel bir kimlikle gizlediğini sansa da durum gayet ortadır. Şia mezhebinin perde arkasında Pers yayılmacılığı yatmaktadır. Eğer öyle olmasaydı Güney Azerbaycan’da yaşayan Şii mezhebinden Azeri Türklerine katliamlar yapmazdı. İnsanlık dışı uygulamalarla asimilasyona başvurmazdı.

*Suriye cihadı, Şia’yı ümmetin bünyesinden dışarı attı mı?

Mutlaka aklı selim olanlar, Şia’nın niyetini görmüştür. Şia, hiçbir dönemde olmadığı gibi bundan sonrada Ehl-i sünnet ile birlikte Cihat paydasında bir araya gelmez, gelmesi mümkün değildir. Tarih ilmiyle meşgul olanlar elbette bundan haberdardır. Suriye Savaşı, halk nezdinde de Şia’nın ve özellikle İran’ın gerçek yüzünü görmesine katkı sağlamıştır. Elbette bu durumun anlaşılmasında Türkiye’nin uyguladığı  şeffaf ve doğru politika da bunun anlaşılmasında etkili olmuştur.

*Şia’nın bir daha İslam ümmetinden olduğunu iddia etme imkanı kaldı mı?

Yukarıdaki ifadelerimizden anlaşılacağı üzere; Şia kendince çizdiği yolda İslami davrandığını düşünse de İslam’ın şartları ve emirleri ortadadır. Bizim onlara İslam ümmetinden değiller dememize gerek yok. Bizim ölçümüz Kur’an ve sünnettir. Onlarda İslam olduklarını iddia ediyorlar ise bu ölçütlerde hareket etmeliler.

***

*Suriye’de Rusya, ABD, AB gibi küresel, İran gibi yerel güçlerin küçük farklarla aynı noktada buluşması, Suriye cihadını ümmetin kurtuluş savaşı seviyesine çıkarır mı?

Düşmanlar çok ve oldukça güçlü durumdalar. Ayrıca içeriden hainler güçlü oldukça Suriye’nin kurtuluş savaşını başlatması çok zor görünüyor. Ümmet her alanda birlik olmadığı sürece, sorunuzda da yer “AB” ye benzer bir İslam Birliği sağlanmadıkça ne Suriye’de nede bir başka İslam toprağında kurtuluş savaşı başlatmak kolay değil. Gönül ister ki yüz yıl önce bu coğrafyada başlatılan mücadelenin bir benzeri Suriye’de başlatılsın lakin pek ihtimal vermiyorum. Şunu da belirteyim ki Allah isterse olmazı oldurur. Yarının ne getireceğini bilmiyoruz, ümmet adına umudumuzu korumak zorundayız.

*Suriye’de büyük ve küçük birçok gücün zımni ittifakı, ümmetin kurtuluş savaşının ancak topyekun kurtuluş savaşı olarak mümkün olduğunu mu gösteriyor?

Topyekun savaş taktiği ile Ortadoğu’da başarılı olmak zordur. Günümüz teknolojisi buna müsaade etmez. Büyük güçlerin teknolojisine karşı toplu hareket etmek felakete neden olur. Düşman kuvvetlerini sahaya indirdikten sonra başlatılacak gerilla savaş tekniğiyle düşmana daha fazla zarar verilebilir. Bunun örneği yakın tarihte mevcuttur. Afganistan, Çeçenistan vb. bölgelerde Müslümanların zafere ulaşan başarıları bu yönde olmuştur.

*Şia ve İran’ın küresel güçlerle birlikte Müslüman katletmesi, ümmetin kurtuluş savaşını aynı zamanda Şia’ya karşı da vermesi lüzumunu ortaya çıkardı mı?

Düşmanlar zaten aynı safta toplanmışlar. Yapılan mücadeleyi Haçlılara yahut Şia’ya diye bölmenin ayırmanın mantığı yoktur. Ümmetin düşmanları cem halindeyken ümmetin mücadelesi de cem halinde olmak zorundadır.

*Topyekun kurtuluş savaşı zaruret haline gelmişse, bunun bir merkez karargaha ihtiyacı var mıdır, varsa Türkiye’nin karargah ülke olma ihtimal ve imkanı var mıdır?

 Ortada bir hedef ve bir mücadele var ise tabi ki bunun karargahı olmalıdır. Türkiye, karargah olmaz, olmamalıdır. Kurtuluş savaşı kendi öz topraklarında başlamadığı müddetçe başarılı olmaz.

*Türkiye’nin topyekun kurtuluş savaşının karargahı olması, mevcut dünya düzeni ve milletlerarası dengeler açısından mümkün olabilir mi?

Türkiye, halkının çoğunluğu Müslüman olsa da  en başta bir İslam devleti değildir. Türkiye’nin bulunduğu konumunda kendi içerisinde farklı dinamiklere bağlı olduğunu anlamamızda fayda var. Ayrıca Türkiye’nin ümmet adına hareket edeceğini iddia etmesi, en başta Arap dünyasını rahatsız eder. Bunun örneği Mısır’dır. Türkiye’ye yakın bir devlet reisinin bile iktidar olmasına hazmedemeyen sadece Batı yahut İsrail değildi. Eğer Sisi’nin darbesinin ardında kimlerin olduğuna tekrar bakarsak ne demek istediğim gayet iyi anlaşılır.

*Türkiye’nin “resmi” anlamda karargah olması mümkün değilse veya fazla tehlikeliyse, gayrı resmi bir karargah olma ihtimali var mıdır, varsa bu nasıl gerçekleştirilebilir?

Türkiye demokrasiyle idare edilen, uluslararası geçerliliği ve konumu olan bir devlettir. Öylesine karanlık işlere bulaşması mümkün değildir ve asla şeffaflıktan taviz vermez. Böyle bir karargah olmaya da ihtiyaç yoktur. Ayrıca Türkiye üzerine düşeni şeffaf bir politika ile tüm dünya karşısında haykırmaktadır. “Türkiye’yi teröre destek veren ülke konumuna sokmak” gibi garabetle karşı karşıya getirecek, asıl terörü yapanları aklayacak bir davranışa girmemek en doğru olanıdır.

***

*Türkiye’nin Suriye siyasetini değerlendirir misiniz?

Türkiye, mazlumun yanındadır ve politikasını doğru buluyorum.

*Bugünden sonra Suriye meselesinde Türkiye neler yapabilir, yapmalıdır?

Türkiye üzerine düşeni her türlü platformda yerine getirmiştir ve getirmeye devam etmektedir. İslam devleti olduğunu iddia eden Arap devletlerinin hepsinden daha fazlasını yapmıştır.

***

*SURİYE PLATFORMU’nun kurulması gerekir mi, böyle bir teşebbüs olduğunda katılır mısınız?

Yapının kurulması elzemdir. Böyle bir yapının amacı ve hedeflerine inandığım vakit katılabilirim.

*Suriye Platformuna İslam dünyasındaki fikir ve ilim adamlarının katılımı gerekir mi, katılmaları sağlanabilir mi, nasıl sağlanır?

Elbette mümkündür. Birçok STK bunun yapılması için uğraş vermektedir.

*Suriye Platformu bünyesinde sivil toplum koordinasyon merkezi kurulmalı mıdır, böyle bir teşebbüse destek verir misiniz?

Ümmet adına yapılacak ve hukuki zemini olan her türlü kurum ve kuruluşa destek olurum.

*Suriye Platformu, Ümmete dönük beyanname yayınlanmalı mıdır, böyle bir teşebbüse katılır mısınız?

Elbette yayımlamalıdır. Mazlumun sesi olmak fikir adamlarının görevi ve sorumluluğudur.

*Suriye Platformu, dünyaya (insanlığa) dönük bir beyanname yayınlanmalı mıdır, böyle bir teşebbüse katılır mısınız?

Elbette yayımlamalıdır. Mazlumun sesi olmak fikir adamlarının görevi ve sorumluluğudur. Müslüman olmayan diğer dinlerdeki insanların tamamının Müslümanların düşmanı olarak kabul etmek doğru değildir. Devlet politikaları ile halkın insani bakışı birbirinden farklılık arz eder ve  kamuoyu oluşturulmalıdır.

*Suriye Platformu bünyesinde milletlerarası bir neşriyatın çıkarılması gerekir mi, böyle bir fikrin hayat geçirilmesine destek olur musunuz?

Mutlaka çıkarılmalıdır. Dünyaya hakim dillerde yayımlanmalıdır. İnsanlara hakikatin tüm çıplaklığıyla anlatılmasında fayda vardır. Daha öncede ifade ettiğim üzere, bir Müslüman olarak üzerimize düşen ne var yerine getirmeye hazırız.

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s