TERKİP VE İNŞÂ DERGİSİ 14. SAYI METİN ACIPAYAM YAZISI

Untitled-1ÜÇ MÜHİM MESELE ETRAFINDA BÜYÜK DOĞU FİKRİYATI 


Büyük Doğu Fikriyatını müellifi, “Yekpare bir inanış, görüş ve ölçülendiriş manzumesi” sözleriyle ortaya koyar. “İnanış-Görüş-Ölçülendiriş” üçlü terkibinden doğan, muvazene ve muhakeme şuuru Büyük Doğu mefkûresini 20. Asrın istisnasız olarak “tek” ve “büyük” külliyatı haline getirmiştir.

Üç mühim mesele etrafında Büyük Doğu fikriyatı başlıklı yazımızda, Büyük Doğu’nun ümmetin her ferdinin kafasında şuurlaştırmaya çalıştığı 3 mühim mevzunun tahlilini yapacağız. Bunlar;

  • Batının (Felsefenin) krize girdiği meselesi
  • Ümmetin diriliş ve silkiniş hamlesini başlatma meselesi
  • Külli İdrak meselesi

 

      Felsefenin Krize girmesi

Üstadın harikulade tespitlerinden birisidir felsefenin krizi girdiği gerçeği… 1940’larda bu gerçeği ortaya koyuş sebebi, Batı’nın çöküşünün başlamasını fiilen görmesiyle mümkündür. Felsefe demek Batı demektir. Batı bilim telakkisinde, bilgi deveranını ve bilgi terkibi felsefe üzerinden yapılmaktaydı. Felsefenin krize girmesi demek ise, doğrudan Batı Bilim telakkisinin krize girmesi demekti. Yani felsefenin krizi, bilimin krizini tetiklemiş, bilimin kriziyle beraber de Batı’nın buhranı ve çöküşü aşikar bir hüviyete dönüşmüştü. Üstad bu gerçeği, memleketinde “ALLAH” demenin yasak olduğu bir zamanda görebiliyordu.

Felsefe mahiyeti icabıyla marazi bir mecradır. Bu sebepten krize ve kaosa her daim kapısı açıktır. Çünkü Felsefe mecrasında, bizim medeniyetimizdeki gibi, ilim ve şahıs silsile geleneği mevcut değildir. Bu nâmevcutluktan dolayıdır ki, ilmi istikrarsızlık hakimdir. İlmi istikrarsızlığın hakim olduğu mecra, özü itibariyle sıhhatsizdir. Felsefe havzasında her yeni filozof, kendinden önceki filozofa –bu filozof hocası dahi olsa- küfretmekle işine başlar. Küfürle şahsiyeti pekişen filozof efendi, sürekli kendinden önceki mevcut müktesebata reddiyeler yapar. İşte bu reddiyelerle beraber felsefede ilmi istikrarsızlık oluşmuş, böylece felsefe krize girmiştir.

Felsefenin krizi, Batı’nın çöküş sürecidir. Üstad bu gerçeği gördüğü içindir ki; felsefe meselesinde gayet şahsiyetli eda takınmış ve felseyi İslam tasavvufu önünde hesaba çekmek suretiyle, hakikatte felsefenin ne kadar da âdi ve ucuz olduğunu göstermiştir.

Felsefe, Latinlerin “felix culpa” dediği, yani dışardan ihtişamlı görünen, lakin kendi içinde mesud bir cinayet yaşayan halin sistemleşmiş adıdır. Üstad bu felix culpa’nın dışında kabuklaşan sahte ihtişam perdesini, cüretkar bir eda ile söküp almış, dünyaya ise “felsefenin mesud bir cinayet” içinde kendi kendini yiyip bitirdiğini fikren isbat etmiştir.

     

Ümmetin diriliş ve silkiniş hamlesini başlatma meselesi

Felsefenin krize girmesiyle beraber, Batı’nın çöküşü aşikardır. Bize düşen, bu enkazın altında kalmak mıdır? Yoksa tarihimizde olduğu gibi medeniyet hamlemizi başlatarak, İslam’ı eşya ve hadiseye tatbik etmek mi? Üstad bu sualin cevabını hiç düşünmeden vermiştir. O’na göre, İslam’a muhatap bir anlayış oluşturulmalı, İslam’a nisbetle vazedilmiş bu anlayışta hayata tatbik edilmeliydi. ALLAH ve Ahlakın yasak edildiği bir mevsimde, Müslümanlara öylesine bir ümid ve aşk aşılıyordu ki, adeta ümit karargahı oluyordu. Ümmetin diriliş ve silkiniş hamlesinin fikri şuur sürecini Necip Fazıl ortaya koyuyordu.

Günümüzde ye’se (ümitsizliğe) kapılan ahmak insanlar, Necip Fazıl’ın yaşadığı dönem ve imkanlarını görseler, ümitsizlikten hızlıca kaçarlar, istidadlarına ve mizaçlarına göre ne yapabileceklerse o vazifelerini icra ederler.

Tanzimat’tan bu yana “Doğu” hep menfi anılmıştır. Üstada kadar Doğu her zaman küçük ve hakir görülmeye terkedilmişti. Necip Fazıl tüm planları bozan adamdır. Doğu’yu “bütün diş çizgileri ve iç nakışlarından kucaklayarak” dirilişin ve silkinişin adresini Doğu olarak gösteriyordu. Ona göre Doğu; oluş ve doğuşu gerçekleştirmeye memurdu. Tüm bu tasavvurlar dahilinde ideolocyasını “BÜYÜK DOĞU” kelimesi etrafında örüyordu. Tanzimat’tan bu yana hor ve hakir görülen DOĞU, ilk defa birisi tarafından önüne “BÜYÜK” kelimesi eklenerek müsbet bir mana ile anılmaktaydı. Bu ümmetin diriliş ve silkiniş hamlesinin ilk ayak sesleriydi. Üstada göre, Batı’nın kuyruğuna takılmak önce kendimize, sonra da tarihimize ihanetti. Bu sebepten yeniden olmamız, olabilmemiz ve doğabilmemiz gerekmekteydi. Küffara karşı meydan okumaları, ALLAH’sız şahıslara ve nizamsızlıklarına isyan bayrağını çekiyordu. Bu tavır, O’nu ümmetin gözünde “ümid” ve “ideal” insan olarak gösteriyordu.

Büyük Doğu fikriyatı, zıt kutbun ve kutupların tüm tezini çürüten, kendi teziyle meydan yerinde haykıran bir DİRİLİŞ ve SİLKİNİŞ hareketidir.

Külli İdrak meselesi

Hayat cüzi yani parça parça anlaşılmaz. İnsanın eşya ve hadiselere hâkim olabilmesinin tek yolu, külli idraki anlamasıyla mümkündür. Bizler Müslümanız, mensubu olduğumuz dinin birçok ahkâmı, külli idrak ile sarahate kavuşur. İslam’a parça fikir serkeşliğiyle anlamaya çalışanların birçoğunun ayağı kaymıştır.

Tefekkür, külli idrak dairesindedir. Mütefekkir zat ise, her yaptığı iş, ve her düşündüğü meseleyi külli bir ufukta düşünen-yapan-yapmaya çalışan insanın adıdır. Necip Fazıl’ın “bütün fikrin gerekliliği” diye her daim üzerinde durduğu külli idrak meselesi, doğruyu yanlıştan ayırt etmeye davet ederek, ucuzculuğu hakikatten tefrik edebilmenin mümkünatını verir.

Necip Fazıl, 20. Asır İslam tefekkür mecrasını açan, bununla beraber tüm mevzu ve meseleleri külli idrakle izaha giren, bu sebepten ideolocyası içerinde tezatsız bir dünya görüşü kurmuş mütefekkir şahsiyet terkibinden meydana gelmiştir…

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s