MEDENİYETİMİZİN ÂMÂ ÜSTADI; CEMİL MERİÇ -3-

*İtibarsızlaştırılmış bir hayata mahkum edilmek

Mütefekkirler için itibarsızlaştırılmış hayat demek, O’nun fikrine sağır ve kör olmaktan doğmaktadır. Mütefekkir; yaşamayı fikir, fikri yaşamak kabul eden, hayatın hay-huyundan sıyrılıp, tefekkür istidadı ile yaşamayı kabul edecek kadar heyecan ve aksiyon sahibidir. Her ne kadar tefekkür sükûneti sevse de, mütefekkir fikrinin kavgasını vermek zorundadır. Bu kavga içtimai konjektörün belirleyeceği usûl ve kaidelerle gerçekleşir. İtibarsız hayat, marazi bir haldir. Öylesine marazi bir haldir ki, oradan kaos çıkar. Kaos, fikrin düşmanıdır. Kaosun olduğu yerde herhangi bir fikrî mesele konuşabilmenin mümkünatı yoktur. Bu sebeptendir ki, mütefekkir için itibarsızlaştırılmış hayatın izahı iki sebeb etrafında tetkik edilmelidir. Bunlardan ilki, anlaşılamama (ademe mahkumiyet), ikincisi ise; itibarsızlaştırılan hayata mahkum edilmektir.

Cemil Meriç, 20. Asrın çileli mütefekkiri olduğu içindir ki, derin bir ıstırap içindedir. Istırap, O’nun için; öylesine derinleşmiş vaziyetteydi ki, ne anlaşılabiliyor, ne de kaos zamanını tersine inkılap ettirecek güç ve kudreti elinde bulunduruyordu. Fikir adamının kaderiydi bu memlekette horlanmak, ezilmek, yokluğa mahkum ettirilmek… Bu süreçte merhumu iki akıbet beklemektedir. Ya zamane insanı gibi susup iktidarlara yalakalıkla meşgul olacak, ya da itibarsızlaştırılmış hayattan itibarlı bir hayata kaçacak. Yalakalık yahut güce yavşamak, O’nun mizacına uygun değildi. O halde yapacağı en kutlu kaçışı gerçekleştirdi. Bu kaçış; kitapların dünyasına kaçmaktan ibaretti. Türk aydını Tanzimat’tan buyana hep bir yerlere kaçmıştı. Cemil Meriç ise bu kaçışın en ulvi olanını tercih etti.

*

Mütefekkir, şahsına yapılan övgüyle meşgul olmayacak kadar vakar sahibi, yine şahsına yapılan sövgüye kulak asmayacak kadar da edep timsali şahsiyet terkibinin sahibidir… Bu şahsiyet terkibinin sahibi mütefekkir zatın, itibarlı hayat isteyişinin tek sebebi vardır; Fikrinin icrası… Bütün talep ve isteği fikir icrası, yahut fikrinin tatbikatı olan mütefekkirin, elbette şahsi temayüllerini öne çıkaran itibar istemesi düşünülemez. Türkiye’de tefekkür mecrası kuruduğı içindir ki, mütefekkirlere nasıl yaklaşılacağı hakkında herhangi bir tedrisat mevcut değildir…

*

O, anlaşılmayı kendi şahsiyetinin anlaşılması olarak değil, fikrinin anlaşılması olarak telakki etmektedir. Her mütefekkir için tek itibar merkezi, fikriyattır. Mütefekkir için fikriyat, en muhkem karargahtır… Bu karargaha her kim el uzatırsa, mütefekkirin tüm mukaddesatına el uzattı demektir. Fikriyatı mukaddes görerek en muhkem karargah kabul eden Cemil Meriç misali mütefekkirin, dünyalık ne talebi yahut isteği olabilir ki? Cemil Meriç, itibarsızlaştırılan hayatın içinde, itibarlı hayatı keşfeden nadide mütefekkirlerdendir.

*

Fikriyatlar için itibar, hayatı cezbeden müthiş bir güçtür. Fikriyat; itibar ile nereye mevzilense, orada umran (medeniyet) yolculuğu başlamış demektir. Cemil Meriç, döneminin fikir serserilerinin, sığ idraklerinin, ve ucuz kopyacılarının itibar merkezi haline merkezi haline gelmesi karşısında isyan eder, bu manzara karşısında itibarlı (kitaplardan) hayattan devşirdiği tüm irfan yemişleriyle haykırır. Öfkelidir… Asabidir… Bu öfke ve asabiyetin kaynağı, fikir öfkesinden başka bir şey değildir…

Devamı: Kitabımızda 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s